12 Mayıs’ı beklerken…
Yaklaşık iki hafta sonra ABD Başkanı Donald Trump, nükleer anlaşmadan çekilme ya da olduğu haliyle sürdürme konusunda kararını vermiş olacak. Bu kararın oldukça önemli birçok artçı sonucu olacak. Ancak bu kararın ne anlama geldiğini söylemeden önce karara hâkim iklimi bilmemizde fayda var. İran ile
Yaklaşık iki hafta sonra ABD Başkanı Donald Trump, nükleer anlaşmadan çekilme ya da olduğu haliyle sürdürme konusunda kararını vermiş olacak. Bu kararın oldukça önemli birçok artçı sonucu olacak.
Ancak bu kararın ne anlama geldiğini söylemeden önce karara hâkim iklimi bilmemizde fayda var. İran ile olan anlaşmayı destekleyen Fransız Cumhurbaşkanı EmmanuelMacron, Trump’ı anlaşmayı sürdürme konusunda ikna etmek için Washington’a geldi. Macron ile aynı tutumu benimseyen Almanya Şansölyesi Angela Merkel de tam olarak bunun için Washington’ı ziyaret edecek. Bu ikisinin öncesinde anlaşmaya karşıt bir yaklaşıma sahip Suudi Veliaht Prens Muhammed b. Selman orada idi. İranlılar da ümit ve gözdağı arasında mekik dokuyan mesajlara sahip açıklamalar ile Trump’ın12 Mayıs’ta vereceği kararı etkilemeye çalışıyor. İran rejimi, bir yandan Trump’ı bölgenin, İsrail’in ve ABD’nin güvenliği konusunda tehdit ederken diğer yandan taviz vermeye hazır olduğunu mırıldanıyor. Tahran Trump’ın kararından oldukça endişeli olacak ki anlaşmanın bozulmaması karşılığında Amerikalı mahkûmların serbest bırakılması gibi gönüllü tavizlerin sözünü verdi.
Trump yönetimindeki ABD’nin yaklaşımı ise defalarca yapılan açıklamalardan da belli: Trump, üç sene önce selefi Barack Obama yönetimi tarafından müzakere edilen ve imzalanan bu anlaşmaya karşı. Trump, anlaşmanın askeri amaçlara yönelik zenginleşmeyi durdurmuş olsa da bölgede İran’ın askeri elini güçlendirmesine, Suriye ve Yemen’de yıkıcı bir güç haline gelmesine, anlaşmadan sonra Irak’ta askeri olarak yayılmasına ve Lübnan ve Gazze’de milislerini harekete geçirmesine imkân verdiğini düşünüyor. Yine aynı şekilde bu anlaşmanın ülkesi için adaletsiz olduğu ve bölgedeki çıkarlarına zarar verdiği kanaatinde. İran rejimine yüklü miktarda tazminat ödendiğini ve bir kısmının İran devriminden sonra haciz konan İran paraları olduğunu da hatırlatıyor.
Hedef, bazılarının düşündüğü gibi JCPOA anlaşmasını bozmak değil gerçekten. Aksine İran’ın yükümlülüklerini yeniden masaya yatırmaktır. İran’a uygulanan ve rejime boyun eğdiren sert ekonomik yaptırımların tümü kaldırıldı. Üstelik bunu yaparken İran’ın bölgenin güvenliği ve ABD’nin çıkarlarına yönelik tehlikeli faaliyetlerine de karşı duruyorlardı.
Anlaşma yalnızca İran’ın bölgedeki askeri ve terörist etkinliğini durdurarak tazmin ettiği nükleer yarı ile sınırlı kaldı. İran, anlaşmadan sonra daha tehlikeli ve düşmanca bir tavır takınır oldu. Bugün, Suriye’de yarım milyondan fazla ölümden; Bağdat’ta merkezi hükümetin başarısız kılınmasından; Yemen’de meşru hükümetin düşürülmesinden ve Suudi Arabistan’a karşı verilen savaşın maddi olarak desteklenmesinden sorumlu.
Bununla beraber anlaşmayı sürdürmeye çok hevesli bulunan ve aynı zamanda anlaşmanın kurulmasında ve imzalanmasında taraf olan Avrupalıların işe el atmasıyla Tahran ile orta yolun bulunması ihtimalleri gündemde.
Avrupalılar, İran’ın dizginlenmesi ile pek ilgilenmiyor. İran’ı tek başlarına caydırmaya yetecek askeri gücü ellerinde bulundurmuyorlar. İran’ı karşılarına almaya da hevesli değiller. Onlar İran’ın nükleer askeri projesinin durmasını tek başına büyük bir adım olarak görüyor ve maddi ve manevi bedellerini dikkate almadan Ortadoğu ülkelerine sorunlarını kendi aralarında çözme imkânı sağlayacağını düşünüyor.
Bu, Avrupalıların görüşü. Onlar şimdi Trump’ın uygulanması için 5 senedir emek harcadıkları anlaşmayı yıkmasından korkuyor.
Geriye iki tamamlayıcı unsur kalıyor: Körfez ve İsrail. Riyad, bu anlaşmayı yetersiz buluyorve rejimin davranışlarını düzeltmeyi sağlayacak şartlar taşımak yerine kanlı bir tarihe sahip bir rejime güven taşıdığını düşünüyor.İsrail ise anlaşmanın geçici olmasını eleştiriyor. Nitekim anlaşmaya göre İran’ın nükleer etkinliği tamamen sonlandırılmak yerine sadece 10 seneliğine donduruluyor. İsrail bununla birlikte anlaşmanın İran’ın bölgesel tavrına bir etkide bulunamadığını da düşünüyor.
Pompeo’nun Dışişleri Bakanı olarak göreve gelmesiyle birlikte karşımızda iyi bir ikili buluyoruz: Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanan John Bolton ve Pompeo. Söz konusu ikili, anlaşmaya net bir karşıt tavır takınıyor. Ancak bu demek değil ki çeşitli baskılarla Trump’a anlaşmayı bozdurmada başarılı olacaklar.
Üç ihtimal var: anlaşmanın bozulması, olduğu haliyle bırakılması, Avrupa aracılığı ve İran’ın onayı ile sınırlı düzeltmelerde bulunulması.