Rohingyalı Müslümanların trajedisi… Ertelenmiş sorular

Myanmar ordusunun Rohingyalı Müslümanlar’a karşı düzenlediği ‘etnik temizlik’ kampanyası yavaş yavaş uluslararası krize dönüşmeye başladı. Mevcut bilgilere göre yaklaşık yarım milyon insan Bangladeş’e göç etti. Pek çok insan hastalık ve eziyetten dolayı yolda hayatını kaybetti. Myanmar h

Myanmar ordusunun Rohingyalı Müslümanlar’a karşı düzenlediği ‘etnik temizlik’ kampanyası yavaş yavaş uluslararası krize dönüşmeye başladı. Mevcut bilgilere göre yaklaşık yarım milyon insan Bangladeş’e göç etti. Pek çok insan hastalık ve eziyetten dolayı yolda hayatını kaybetti.

Myanmar hükümetinin öne sürdüğü gerekçe, Rohingyalı Müslümanlar’ın ülkenin vatandaşları olmadığı yönünde. Fakat dünya, uluslararası hukukun herhangi bir gerekçeyle halkın toplu bir şekilde tehcirine izin vermediğini biliyor. Müslümanların çoğu, Rohingyalıların dini sebeplerden dolayı zulme maruz kaldıklarını ve Rohingyalılara karşı çatışmayı radikal Budist cemaatlerin körüklediğini düşünüyor.

Bu hadise, modern dünya tarihinde ilk defa meydana gelmiyor. Bu tür olaylarda Müslümanlar, zayıf halkayı teşkil ediyorlar. Geçtiğimiz yüzyılın 90’lı yıllarında Balkan olayları, Allah korkusunun kaybolmaya yüz tuttuğu ya da hukukun olmadığı bir zamanda, insanlığın karşı karşıya kaldığı trajedilere bir örnektir. Maalesef biz, o zayıf Müslümanlara yardım edecek güce sahip değiliz. Sadece dünyayı zayıflara yardım etmeye çağırabiliyoruz. Yani din ve ırk konusunda anlaşmazlıklar sebebiyle insanlara saldırmayı yasaklayan uluslararası kanundan ve etik ilkelerden medet umuyoruz.

Bu insanlık dramı, tartışmadan yoksun meseleleri, ırk, din, mezhep ve siyaseti aşan ulvi değerlere bağlı etik ilke ve kanunlara dünyanın (biz de bu dünyanın bir parçasıyız) ne kadar bağlı kaldığını bizlere hatırlatıyor. Konuyu daha basit hale getirmek için şöyle ifade edelim: Beşeriyetin ilerlemesine rağmen insanlar arasındaki eşitlik ilkesi hala tamamen yerine oturmamış bir meseledir. Din ve etnik bakımdan eşitlik ilkesine muhalefet edenlerin insanlık konusunda en düşük mertebede olduklarını düşünenler hala var. Bu da zayıflara zulüm yapılmasına ve onlar üzerinde üstünlük kurmalarına olanak tanıyor.

Dünyada meydana gelen deneyimleri düşündüğünüzde ve cereyan eden trajedilere baktığınızda, barışın özünün insanların eşitliğine ve istedikleri gibi yaşam hakkına sahip olduklarına inanmakta gizli olduğunu görürsünüz. Şöyle bir soru sorabilirsiniz: Bu inançta bizim payımız nedir? Diğer bir ifadeyle eğer Myanmar’daki Budistler, Müslüman ve gayr-ı müslim arasında ayrımcılığa dayalı geleneksel fıkıh hükümlerimizi protesto ederlerse ne söyleyeceğiz? Ki geleneksel fıkıh hükümleri gayr-ı müslimi ikinci dereceden vatandaş olarak addediyor.

Din, cins ve nesebe göre fıkhın insanlar arasında gözettiği ayrımcılık yaklaşımı, mezhebin kendisiyle veya fakihle sınırlı değildir. Bu, bütün mezheplerde yaygın bir durumdur. Dr. Muhsin Kadyor, Şii fıkhında insan haklarının uluslararası misaklarıyla uyumlu olmayan 40 civarında kaynak saydı. Bu kaynakların çoğunun eşitlik ilkesiyle ilgili olduğu fark edildi.

Geleneksel fıkıh alimleri bu tutumu birçok delille savunabilirler. Fakat fıkıhçıların savunmaları halihazırdaki gerçeği değiştirmeyecektir. Düşmanlarınız sizle tartışırken aynı ilkeyi kullanmaya devam edecektir. İnsanlar arasında din, ırk, cins ve nesebe göre ayrımcılık ilkesini kabul etmemiz, -ki bu yerleşmiş pek çok fıkıh hükümlerinde sağlam bir kabuldür- Myanmar’daki Budistler Müslümanlar’a karşı saldırırken aynı ilkeyi kullanmalarını meşru kılacaktır. Bu durum aynı zamanda Sırpların 1992’de Bosna Müslümanlarına karşı saldırmalarını haklı gösteriyor. Aksine dünyada herhangi bir yerde insanların köleleştirilmesini meşru kılıyor. Aslında DEAŞ örgütü, söz konusu gerekçeyi 2014 yılında Kuzey Irak’ta Yezidi kadınları esir ve tutsak almak için kullanmıştı.

Yukarıdaki mülâhazaların amacı, geleneksel İslam fıkhında yerleşmiş mefhumları çağdaş insan tecrübesinden ayrı olarak ve insanlığın modern asırda tanıdığı onurlu yaşam modeline karşı çıkarak yeniden gözden geçirmeye çağırmaktır.

Bu çağrının nedeni, din ve risaletin özünün insanı onurlandırmasından kaynaklanmaktadır. Fakihin hatırına ya da anlayışları yeniden incelemekten korktuğumuzdan dolayı, bu yüce değeri feda etmemiz doğru olmaz. Dini veya dini olmayan sebeplerden dolayı başkalarının hukukunu inkar ederken insan olduğunuzdan dolayı başkalarını kendi hukukunuza saygı göstermeye mecbur edemezsiniz.