Afrika’ya çadır kuran Çin casusluğunun silüeti
Ülkeler arasındaki casuslar savaşı dinmiyor. Rusya ve Birleşik Krallığın yaşadığı durum bunun son örneği. Doğrudur, iki ülke arasında bir sevgi bağı yok ancak dost ülkeye yönelik casusluk her devletin ‘ulusal güvenliğinin’ gereklerindendir. Ve tüm işaretlere rağmen inkâr, ana tutum olmaya devam eder
Ülkeler arasındaki casuslar savaşı dinmiyor. Rusya ve Birleşik Krallığın yaşadığı durum bunun son örneği. Doğrudur, iki ülke arasında bir sevgi bağı yok ancak dost ülkeye yönelik casusluk her devletin ‘ulusal güvenliğinin’ gereklerindendir. Ve tüm işaretlere rağmen inkâr, ana tutum olmaya devam eder. Afrika Birliği ülkeleri geçen yıl bir ders aldı ancak şartların yoğunluğundan ötürü bu dersi özümseyemeyebilir. Zira Çin karşı taraf. Geçen ay ayrıntılı bir rapor Çin’in 5 seneden beri örgütün ana veritabanından hassas dosyaları indirdiğini ortaya çıkardı. Bu keşif Çin-Afrika ilişkilerinin sıkıcı ve gergin olduğunu kanıtladı. Oysa iki taraf da genellikle karşılıklı güven ve saygıya dayalı ekonomik ve siyasi ortaklıktan dem vuruyordu. Afrika Birliği’nin merkez ofisine sızan Çinli ajanların karıştığı bu son olay, Çin ve Afrika ülkeleri arasındaki ilişkilerin geleceği hakkında sorgulamalara sebep oldu.
Ortaya çıkan skandalla ilgili haberler bazı Afrikalı liderleri kızdırırken Çin bu suçlamalara şiddetle itiraz etti. Bununla birlikte Afrika Birliği’nin resmi cevabı şu saate kadar Çin’in açıklaması ile tutarlılık göstermekte. Çin Dışişleri Bakanlığı, haberlerin Batı’nın ayrılık tohumları ekme çabasının bir ürünü olduğuna ancak bunun Afrika’yı Çin’e bağlayan ilişkilere etki edemeyeceğine dair bir açıklama yayınladı.
Bununla beraber Çin’in Afrika Birliği Büyükelçisi, Çin’e yönelik casusluk iddiasını gülünç bulmakla birlikte şu açıklamayı yaptı: “Şüphe yok ki bu rapor Çin-Afrika ilişkileri için sorun yaratacak.”
Afrika Birliği’nin konumu, dünya güçleri ile olan ekonomik ve ticari ilişkilere dayanan karışıklıkları açıklamaktadır. Bu rezalet, Afrika Birliği ve bir bütün olarak Afrika kıtasının ekonomik gücü ve performansını zayıflatma tehdidi içeriyor.
Fransız Le Monde gazetesi 2018 Ocak ayında Afrika Birliği genel merkezindeki gizli bilgilerin ihlalini ortaya çıkaran bir rapor yayımladığında casusluk sebebiyle siyasi huzursuzluklar baş gösterdi. Bu süreçte Birlik yetkilileri bir sene önce Birlik bilgisayarlarından hassas maddelerin indirilip Afrika Birliği merkez binasının tamamlanmasından bu yana her gece Pekin’e gönderildiğini ortaya çıkardılar. Ofislerde ve duvarlarda mikrofonlar ve bazı gizli gözlem cihazları bulunsa da örgüt Le Monde gazetesinin raporu ortaya çıkana kadar bu konuda sessiz kalmayı tercih etti.
Çin, Afrika Birliği merkez binasını 2012 yılında Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da inşa etmiş; inşaat malzemeleri Çin’den getirilmiş ve 200 milyon dolara mâl olmuştu.
Birçok gözlemci bu olayları Çin-Afrika ilişkilerinde bir gerilemenin habercisi olarak yorumlasa da ikili güçlü ekonomik ve siyasi ortaklık sürecek. Çin ve Afrika arasında karşılıklı bağımlılığın artması, taraflardan birinin ilişkilerin zayıflamasına karar vermesi durumunda ekonomik vaziyetin her iki tarafı da zarara uğratacağı anlamına geliyor. Nitekim geçtiğimiz on yıllık süreçte Çin, Afrika’da güçlü yatırımlar gerçekleştirdi. 2015 yılında Güney Afrika’da düzenlenen Çin-Afrika İşbirliği Zirvesi’nde Çin, kıtanın dört yanında inşaat projeleri gerçekleştirmek için 60 milyar dolar ödenek sağlayacağını taahhüt etti. 2016 yılından bu yana da kıta ile olan ticari ilişkilerinde fiili olarak 149 milyar dolar sağladı. Çin ayrıca Güney Sudan gibi sıcak bazı bölgelerde güvenlik planında da varlık gösterdi. Çin’in yatırımlara ek olarak Afrika’daki büyük doğal kaynaklara erişimi, kıta ile daha güçlü siyasi ve ekonomik bağlar kurmasında ana etken oldu. Bunun için Çin’in söz konusu kaynaklara doğrudan erişiminin kaybı veya engellenmesi Çin’in dünyanın en büyük fabrikası rolünü üstlenmesi önünde bir engel oluşturabilir. Nijerya ve Angola’daki petrole ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki kobalta erişim, Afrika ile olan güçlü ilişkileri Çin’in ekonomik bir güç olarak konumunu koruması açısından son derece önemli bir etken haline getiriyor. Ancak Çin’in Afrika Birliği merkez binası için çimentodan mobilyaya kadar gerekli olan her şeyi sağlaması ve bu hediyeleri casusluk faaliyeti için kullanması endişelere sebep oluyor. Özellikle de Çin kendi ‘Kemer ve Yol’ projesi için Avrasya yoluyla tüm inşaat projelerini desteklemeye çalışıyorken.
Afrikalı liderler, onları sömüren ve içişlerine karışan Batılı güçlerden uzak durmaları sebebiyle ülkelerinin kapılarını Çin’in cömertliğine açtılar. Afrikalı ülkeler, Çin’in rejimlere müdahale etmeyen dış politikasından ve düşük faizli kredilerden faydalandılar ve bu sebeple liderler, bu ilişkilerin Çin’in kısmi gözetimi şeklindeki bir bedeli hak ettiğini düşünüyor. Fakat bu tutumlar, iki ülke arasında ortaklığın güç dengesizliğinden sıkıntı çektiğini ortaya koydu. Çin, bunu fark etti ve Afrika Birliği’nin egemenliğinin saygınlığını defalarca tekrarladığı bir kampanya başlattı. Hedefinin yatırımların devam etmesini sağlamak olduğu söylendi. Çinli diplomatlar kapalı kapılar ardında Afrikalı mevkidaşlarına yatırımların artıp müdahalenin olmayacağı yönünde vaatlerde bulundular. Bu Çin’in dayandığı arka kapı politikasıdır ancak son soruşturmanın Afrika Birliği üyelerinden bazılarının canının sıkılmasına sebep olduğu ve güvensizlik tohumları ektiği inkâr edilemez. Bu, Çin ile Nijerya ve Ruanda gibi en gözde Afrikalı ortakları arasındaki ilişkileri bozmayacak olsa da örneğin Botsvana, raporun ortaya çıkardığı şeyi Çin’e karşı aşırı güvenini terk etmek için bahane olarak kullandı. İki ülke arasındaki ilişkiler Çin’in, Botsvana’yı Dalai Lama’nın yapmak istediği bir ziyareti iptal etmeye zorlamasından sonra gerilmişti. Çin’in bu müdahalesi Botsvana hükümetini düşünmeye itti ve Çin ile olan ilişkilerinde bir belirsizlik aşıladı. Ancak Botsvana yine de kaideyi bozmayan bir istisna konumunda kalıyor. Casusluk suçlamaları benzer hadiselerde de görüldüğü gibi Çin için daha büyük yaptırımlara sebep olabilir. Zira Afrika Birliği’nin merkez binası, sızılan tek yer olmayabilir. Nitekim Çin, Zimbabve ve Kongo’daki meclis binalarını inşa ve finanse etme fırsatı elde etmenin yanı sıra Malavi, Seyşeller, Gine, Bissau ve Lesotho’daki meclis binası projesinin bitiminde de yer almıştır. Mısır’ın yeni idari başkentindeki tüm merkezi işlemlerden bahsetmiyorum bile. Bundan sonra Afrika ülkeleri özellikle siyasi ve güvenlik boyutu bulunan gelecek projelerde Çin’in inşaat şirketlerini kullanmaktan büyük ölçüde uzak duracaktır. İnsan gücüne ve kaynaklarına yönelmeye de başlayabilir.
Çin on yıllardır Afrika’yı hedefe oturtmuş durumda. Eski Amerika Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un Afrika ülkelerine gerçekleştirdiği son ziyaret Çin bu yayılmacılığını durdurmak niyetini taşıyordu. Ne yazık ki Amerika geç kaldı ve Afrika Çin’in cömertliğine kayıtsız kalamıyor. Ancak Çin’in açık ihlali, eşit düzeyde Afrika ve Çin’in dış politikasının kabul edilemez bir sonucudur. Yapılması gereken tarafların Afrika-Çin ilişkilerini bozmaya çalıştığı için Batı medyasını kınayan resmi açıklamalarına odaklanmaktır. Batıya karşı bu karalama kampanyası ilgili tüm taraflara Çin ile çeşitli Afrika ülkeleri arasındaki ilişkinin dinamiğinde rahatsız edici gerçeklerden ustaca kaçınma imkânı sağlayacaktır.
Bu, Afrika Birliği’nin resmi politikası olacak. Afrikalı liderler Çin’in casusluk hikâyesini hatırlayıp en azından Çin şirketlerinin diktiği hükümet binaları konusunda en büyük ticari ortaklarının hareketlerini denetim altına almak için adımlar atabilirler. Ancak uzun vadede Afrika’yı şüpheye sürükleyen casusluk suçlamalarının bir neticesi olarak ilişkiler gerilmez. Afrikalılar daha güvenilir müttefikler arayacak ancak bulamayacaklar. Çin’in inkârına rağmen casusluk hikâyesinin ortaya koyduğu şey, Çin’in Afrika’da veya diğer yerlerde hassas altyapılar ve hükümet binaları inşa etmesi için verilen izin karşısındaki gizli maliyetler konusunda sorgulamaların baş göstermesidir. İpek yolu çok uzun ve çoğu köprüler, limanlar, demiryolu ağları ve hükümet binaları inşa etmek için en istikrarlı ve cömert ülke olan Çin’e bakan birçok ülkeden geçiyor.
Bu ülkeler egemenliklerine dokunmadan Çin’in hesabına büyüyüp kalkınabileceğine inanıyor mu?
Çin, General Charles de Gaulle’nin “Sarı ejderhanın uyanmasına izin verme” diye uyardığı ülke. İşte, uyandı!