Amerikalıların Suriye savaşına girişi
Fırat’ın doğusunda, Türkiye’nin güney ve Irak’ın kuzey sınırında 30 bin askerden oluşan bir ordu kuruluyor. Yarısı Suriye Kürtlerinden, diğer yarısı ise Arap bölgelerindeki halk ve diğer milletlerden oluşturuluyor. Projenin sahibi son dönemde, siyasi çözüm vizyonunun dayatabilmek için yerel muhalefe
Fırat’ın doğusunda, Türkiye’nin güney ve Irak’ın kuzey sınırında 30 bin askerden oluşan bir ordu kuruluyor. Yarısı Suriye Kürtlerinden, diğer yarısı ise Arap bölgelerindeki halk ve diğer milletlerden oluşturuluyor. Projenin sahibi son dönemde, siyasi çözüm vizyonunun dayatabilmek için yerel muhalefet güçlerine destek vererek Suriye savaşına girmeye ve o topraklarda güçlü faaliyetlerde bulunmaya karar veren yeni oyuncu, ABD.
Şarku’l Avsat gazetesi sahadaki değişimleri ilk fark eden oldu. Olanları hızlıca Suriye’de yeni bir devletin doğuşu olarak niteledi.
Bu, gerçekten de yeni bir güce dayanan önemli bir gelişmedir. Fakat asla yasal anlamda bir devlet olmayacaktır. Çünkü yeni devletlerin bölünmesi ve kurulması karmaşık siyasi, yasal ve askeri bir süreçtir. Irak’taki Kürtlerin de bölgede bağımsız bir devlet kurma hayalleriyle aralarındaki engeller de bunladır.
Suriye Doğu Fırat Bölgesi Projesi, koruma açısından bir devletten az, bir bölgeden fazladır. ABD Dışişleri Bakanlığına Yakın Doğu Dosyası Sorumlusu David Satterfield, Kongre’de yaptığı sunumda projenin Suriye’de yeni bir model olacağından bahsetti. Söz konusu sunumda önerilen devlet içinde diplomatlar, istihbarat ve askeri komutanlar da bulunan ve çeşitli ana hedefleri gerçekleştirmeyi amaçlayan bir proje gibi görünüyor.
ABD bu kez herkesi şaşırttı. Yeni fikirleri benimseyebilecek, sıfırdan bir proje inşa edebilecek ve gizliliğini koruyabilecek kapasitede olması alışılmışın dışında bir durum. Suriye’nin doğusuna ve güneyine DEAŞ’la mücadele adı altında yaklaşık beş bin kişilik güç ve uzman gönderdi. Şimdilerde 30 bin kişilik Suriyeli büyük bir ordu kurup eğitmekte. İlk zaferleri Rakka’da DEAŞ’ı yenilgiye uğratmak oldu.
İlk tepki beklendiği üzere Şam’daki rejim ya da İran’dan değil Amerikan projesi karşısında sessiz kalmayacağını ve ‘ayrılıkçı terörist’ olarak niteledikleri PKK’nın bir uzantısı kabul ettikleri silahlı Suriye Kürtleri ile savaşa gireceğini açıklayan Türkiye’den geldi. Herkes önümüzdeki günlerde Afrin’deki Türk kuvvetlerinin ilk savaşının başlamasını bekliyor.
Türkiye’nin sınırlarında bulunan herhangi bir şüpheli silahlı Kürt gücü konusundaki tutumu anlaşılabilir ve haklıdır. Fakat Türkiye’nin Suriye’de İran’la yüzleşme konusundaki isteksizliği, devreye alternatif bir gücün girmesini sağlayan bir boşluk yarattı. Çatışmada yer alan ülkeler Türkiye’nin zaafını tespit ederek Kürt muhalifleri desteklemesinden korktuğu herhangi bir partiyle işbirliği yapmaya ve uzlaşmaya hazır görünen pragmatik Erdoğan politikasından yararlanmayı başardılar. İranlıların, ardından da Rusların yaptıkları da buydu. Ankara, Kürtlere destek vermeyi durdurmaları karşılığında onlarla uzlaşmak konusunda hızlı adımlar attı. Amerikalılar, belki de Ankara’ya aynı mesajı göndermeleri gerektiğini düşünüyorlar. ABD, İran rejimine Suriye’nin İran Vietnamı olacağı yönünde daha önemli bir mesaj veriyor.
Ruslar ve İranlılar Soçi’yi zorla empoze etmeyi planlıyor. Yeni Suriye gücü ülkede makul bir barış için en iyi seçenek olabilir. İran, Suriye’yi işgal etmesine, Lübnan ve Irak üzerindeki etkisini dayatmasına olanak sağlayan bir barış istiyor. En nihayetinde ise bölgesel dosyalarında olduğu kadar Batı ile olan ilişkisinde de yüksek müzakere gücü elde etme beklentisinde.
İran zamanla yarışıyor. Daha önce Ruslar tarafından sivil muhalefet yönetiminde bırakılmak üzere onaylanan alanları ele geçirmeye çalışıyor. Muhalefet heyeti üyesi Yasir el-Ferhan, anlaşma ve İranlılar tarafından nasıl ihlal edildiği hakkında şunları söyledi: Haritalar, rejimin bu alanların girmediğini açıkça ortaya koydu. Söz konusu alanlar, ağır silahlı yerel konseyler tarafından yöneltilmekte. Hafif silahlar ise halkın güvenliğini sağlamak üzere yerel güvenlik ve sivil savunma güçlerinin elinde bulunmakta. Anlaşma, İran milisleri veya rejimin güçlerinin değil, yalnızca küçük Rus birliklerinin bölgeye girmemesi yönünde. İzleme güçleri üç noktada konuşlandırırken, anlaşmanın uygulanmasını denetlemekte. Türk kuvvetlerinde görevli iki taraf arasındaki bölünmüş çizginin arkasında bulunmakta.
Gördüğümüz gibi İran milisleri anlaşmaya saygı duymadılar. Rusya da buna saygı göstermeye zorlamadı. Türk kuvvetleri de müdahale etmedi. İran’ın bu eylemi, Soçi anlaşmalarının güvenilir olmadığını kanıtlıyor. Suriye’yi kontrol altına almak için yapılan bölgesel yarışta paralel bir güç oluşturmanın gerekliliğini ortaya koyuyor.