Amerikalılarla işbirliği yapanlar, Ruslarla işbirliği yapanlar

Suriye’de ABD ile işbirliği yapanların durumu, Ruslarla işbirliği yapanların durumundan farklı değildir. Her iki taraf da kendisiyle işbirliği yapanı terk edip kurtların ağızlarına bırakabilir. Bu bağlamda Esed, Kürtlerden daha iyi durumda, çünkü Rusların öngörülebilir gelecekte başka alternat

Amerikalılarla işbirliği yapanlar, Ruslarla işbirliği yapanlar

Suriye’de ABD ile işbirliği yapanların durumu, Ruslarla işbirliği yapanların durumundan farklı değildir. Her iki taraf da kendisiyle işbirliği yapanı terk edip kurtların ağızlarına bırakabilir. Bu bağlamda Esed, Kürtlerden daha iyi durumda, çünkü Rusların öngörülebilir gelecekte başka alternatifi yok. İranlıların durumu da daha iyi… İran büyük bir ülke ve Suriye, Lübnan ve Irak’taki milislerin dışında, Rusları ilgilendiren başka şeyler de var. Bazı gözlemciler İran’ın Rusya nezdindeki konumunu İsrail’den bile daha iyi görebilir. İsrail, İran’a alternatif olabilecek bir konumda Rusya’ya hizmet etmiyor. Ama başka şeyleri de dikkate almalıyız. İsrail’in bir milyondan fazla Rus kökenli Yahudi’si var ve Rus ekonomisine hizmet eden büyük ticari çıkarları var. Aynı zamanda ABD ile gizli ilişkiler kuruyorlar. Stratejik nedenlerden dolayı, İsrail Suriye’den hiçbir şey istemiyor, Rusya da İsrail’le rekabet etmiyor. İsrail’in İran’ı sınırlarından uzaklaştırmak istediği bir dönemde, Ruslar İranlıları şu veya bu taleple rahatsız etmek istemiyorlar. Meseleyi Rusların hizmetinde bulunmaktan memnun olan İsraillilere havale ediyorlar. İsrail’e, bazen sınırlarını koruma bahanesiyle bazen de herhangi bir bahane olmadan, Suriye’de her istedikleri şeyi yapmalarına izin veriliyor. Sürekli olarak İsrail’e hizmet sağladıkları sürece, İsrail Rusya’ya hizmet etmeye devam edecektir.

İranlıların bir süredir kibri bir kenara bıraktıklarını görüyoruz, zira Süleymani’nin 2015 yılında Putin ile işbirliği yapmaya başladığı iddia ediliyor. Rusya Suriye’ye müdahale edince, İranlılar haftalarca, General Süleymani’nin Putin’i uçaklarıyla müdahale etmeye ikna ettiğini tekrar edip durdular. Çünkü bunda hem kendilerinin hem de Rusların çıkarı vardı, zira Suriye rejimi düşseydi herkes kaybediyordu! Kibirlenmeyi durdurdular çünkü artık sadece havada değil, karada da üstünlüğü kaybetmişlerdi. 2015’te hiç kimse ABD seçimlerinin Trump’ı Beyaz Saray’a taşıyacağını düşünmüyordu. Bu yüzden İranlılar Clinton’ın başkanlığa gelmesinin kendilerinin lehine olacağını düşünüyorlardı. Putin ise, Trump’ın gelmesini tercih ediyordu, çünkü Kırım ve Doğu Ukrayna konusunda Amerikalılar ve Avrupalılardan istediği tavrı görememişti.

İranlılar Suriye’nin kuzeydoğusundaki Golan Tepeleri’ne yakın kalmak istiyorlar. Ayrıca Humus ve Kusayr arasındaki bölgede de üs kurmak istiyorlar. Suriye’nin kuzey doğusunda, Irak’a giden bir koridor oluşturmak ve aynı zamanda Humus Kuseyr arasında kalarak Lübnan’daki karargâhlarına yakın olmak istiyorlar. Bu yüzden üslerini iki alana konumlandırdılar, ancak bu durum sadece İsraillileri değil aynı zamanda Amerikalıları da rahatsız etti. Ancak şu ana kadar bilinmeyen faktör, neden Amerikalılar kuzey Suriye’den ve Tanf askeri üssünden çekilmenin iyi olmayacağına ikna oldular? Trump mümkün olduğu kadar çabuk geri çekilmek istiyordu ve sadece DEAŞ’ın bitmesini bekliyordu. Kürt kontrol bölgelerinde artık DEAŞ yok. Ancak Amerikalılar şunu söylüyor: Çekilmeyeceğiz, çünkü bu durum Beşşar Esed’e yarıyor ve İran için Akdeniz’e giden yol açılıyor. Trump şimdi Tahran’a olan baskısını artırıyor. İlginç olan, son demeçlerinde veya tweet’lerinde nükleer sorunun İran’la çözülebileceğini, ancak balistik füzelere ve bölgedeki İran müdahalelerine odaklanılması gerektiğine işaret ediyor. Nükleer konusu, İran için gelecekte ele alınacak bir dosya olduğu için şimdilik sadece Kuzey Kore takip ediliyor. Amerikalılar, Ruslar ve Çin nükleer silahlardan arınma ve kitle imha silahlarını yok etme ya da sökme konusunda anlaşmış bulunuyorlar. Hizbullah’ın balistik füzeleri Suriye, Lübnan, Irak ve Yemen’de kullandığı için bu konu öncelikli hale geldi, ancak hiç kimse İran’ın nükleer bombaya sahip olmasını istemiyor.

Trump, İran’ın müdahalelerinin, etki alanlarının ve füzelerinin artık, nükleer meselesine dönmekten daha önemli olduğunu biliyor, çünkü uranyum zenginleştirmesi gündeme gelse dahi, bu faktör en az iki yıllık bir süreyi gerektirmektedir. Bu, Amerikalıların nükleer silahlara dönüş konusunda İran propagandasına inanmadıklarını gösteriyor. İran’ın gücünü kırmanın yolu nükleeri durdurmaktan geçmiyor, bilakis balistik ve müdahalelerini durdurmak gerekiyor. Doğu Suriye’nin alanları, Amerika ve İsrail açısından stratejik bir öneme sahiptir ve bundan dolayı bu bölgeye ayrı bir önem vermekteler. İran milislerinin Suriye’nin güneyine ve Golan Tepeleri’ne ulaşması ne kadar tehlikeli ise Humus ve Kuseyr arasında bir üs kurması da en az bunun kadar tehlikelidir. Çünkü bu durum Hizbullah’ı daha da güçlendiriyor ve Akdeniz’e yönelik tehdidini çok daha ciddi hale getiriyor. Dolayısıyla Suriye’de İsrail ve ABD çıkarları arasında bir paralellik var. İki tarafın yavaş yavaş Türkiye’yi kendi ağlarına çekmesi çok uzak değil, zira Menbiç anlaşması bunun bir göstergesidir. Suriye’de kaldıkları sürece Kürtleri kurban etmeyeceklerdir. Ve Erdoğan’a şöyle demek istemişlerdir: Bunlar sizin sınırınıza geri dönmediler. Bunların Afrin’i tehdit ettikleri bahanesiyle Batı Fırat’ta kalmasını istemediniz, biz de sizin için Münbiç’ten bunları çekiyoruz! Ruslar, Washington ile Ankara arasındaki muhtemel yakınlaşmadan rahatsızlık duymazlar mı? Elbette rahatsızlık duyarlar, ama İran’la rekabet edebilmek için Türkiye’ye yakın kalmalı. Bu, Suriye’deki bölünmenin resmidir; ABD-İsrail, Rus- Türk yakınlaşmasında en güçlü taraf yine Rusya’dır. İranlılar üçlü ittifak içindeler, ancak onlar da sürekli çekiçle örs arasında kalıyorlar! Sadece İsrailliler herhangi bir baskıya maruz kalmıyor. Suriye ve Lübnan’da gerçekleştirdiği hücumlar, baskılar sonucunda savaşa dönüşmedi denilebilir, ancak bu da pek doğru gözükmüyor.

Trump ve Putin’in iktidara gelişi Avrupa’ya hizmet etti. Yeni Amerika, eskiden farklı olarak, eski müttefiklerini önemsemiyor. Trump Rusya’nın G-8 zirvesine geri katılmasını teklif etti, ancak reddedildi. Kanada Başbakanı ile bu konuda ağız dalaşına girdi. Ancak Putin’in G-8 zirvesine katılması konusunda ısrar etti.

Amerikalılar Irak’ta olduğunda, İranlılar şöyle derdi: “Gidecekler ya da buraları terk edecekler, Irak’ı da alacağız!” söyledikleri doğru çıktı. Ama Amerikalılar “DEAŞ” ile beraber geri döndüler. Şu anda Irak ile Suriye arasındaki sınırdalar, iki taraf da İran’a, biri yüksek sesle ve diğeri de alçak sesle:” Lübnan’da ve Suriye’de kalamazsınız, zira nereye girdiyseniz –Irak hariç!- Hep bir sıkıntı çıkarttınız ” diyorlar. Fakat Amerikalılar bu kez Suriye sınırı veya Irak ordusunu eğitme bahanesiyle burayı terk etmeyecektir!

Dün, İranlıların Lübnan’a pasaportlarını göstermeden ya da mühürletmeden giriş-çıkış yaptıkları ortaya çıktı! Neden? Herkes suskun, çünkü arkadaşlık gizlemeyi gerektirir! İran gibi bir arkadaşa sahip olanın düşmana ihtiyacı yoktur. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve İçişleri Bakanı bunu nasıl kabul ediyor!? Kimse bu durumun ne zaman başladığını ve ne zaman biteceğini bilmiyor. Bu kararın görülen bir fayda üzerine! Emniyet Müdürü tarafından alındığını söylediler! İranlılar ve milislerinin ülkeye bu şekilde girmesinde ve herhangi bir makama bildirmeden mallarını havaalanından Lübnan ve Suriye’ye girdirmelerinde ne gibi bir fayda olabilir? Amerikalılar, Lübnan ordusuna yardım ediyorlar ve bu türden bir bahanenin arkasına da sığınmıyorlar. İranlıların ve ardından Hizbullah’ın Suriye’de gerçek yüzleri ortaya çıktığı gibi Lübnan’da da ortaya çıkacak mı? Bunun ortaya çıkması, Lübnanlı yetkililerin ülkelerinin egemenliğini, itibarını ve ekonomisini korumalarına bağlıdır. Ancak bu konuda hiç de istekli görünmüyorlar. Araplar ne hale geldi!