Arap Aleviler, rejimin elinde esir olarak kalmamalıdır
Şu ana kadar Suriye krizinde gerçek anlamda bir dönüşüme işaret eden dört yeni gösterge var. Bu göstergeler krizin, yakın bir gelecekte olmasa bile, gerçek bir çıkış yoluna sahne olabileceği kanaatini güçlendirdi. Kısa süre öncesine kadar çözüme yönelik birçok alternatif sunan Rusya, bu karmaşık çat
Şu ana kadar Suriye krizinde gerçek anlamda bir dönüşüme işaret eden dört yeni gösterge var. Bu göstergeler krizin, yakın bir gelecekte olmasa bile, gerçek bir çıkış yoluna sahne olabileceği kanaatini güçlendirdi. Kısa süre öncesine kadar çözüme yönelik birçok alternatif sunan Rusya, bu karmaşık çatışmadan bıkmış olduğunu gösteren hamleler yapıyor. Müttefiklerinin hoşuna gitmeyecek gerçek bir çözüm arıyor. Buna da şiddetle ihtiyaç duyuluyor.
İlk gösterge, Rusya’nın Beşar Esed’in Soçi ziyaretini dört saatle sınırlandırmış olmasıdır. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapılan önceki toplantılara kıyasla daha hızlı bir görüşme yapıldı.
İkinci gösterge, iki kıdemli Rus generalin aynı masada Suriye Başkanı için beklemeleridir. Bununla misafirleri Beşar’a verilmek istenen mesaj şuydu: İşte senin şu ana kadarki direnişine destek verip “muhacirin” sarayında başkanlığını devam ettirmeni sağlayan generaller bunlardır. Bu nedenle, öncelikli karar sahibi olanlar şu ana kadar emir ve talimat veren bu generallerdir. Dolayısıyla sana düşen söylenenlere uymandır!
Üçüncü olarak da Rusya Liderinin, Beşar Esed’in önünde bu krizin nihai çözümünün Cenevre’deki BM’de olacağını belirtmesidir. Buradaki referans açıktır ve kastedilen geçiş sürecini düzenleyen 2254 uluslararası karardır.
Dördüncü gösterge ise Rus kuvvetleri komutanı Valery Gerasimov’un Soçi toplantısının hemen ardından yaptığı açıklamada Moskova’nın Suriye’deki birliklerinin çoğunu geri çekeceği belirtmesidir. Bu, Esed’e, Vladimir Putin’in söylediği her şeye bağlı kalması yönünde açık bir tehdittir.
Burada belki de en önemlisi, Cenevre muhalifleri heyetinin başkan yardımcılığına seçilen büyük sanatçı Cemal Süleyman, Paris’teki muhalefet elçisi Dr. Münzir Mahos ve 1970 yılında Hafız Esed’ın darbesinden sonra tutuklanan Profesör Dr. Arif Dalile da dâhil olmak üzere üst düzey Alevilerin bazılarının Riyad’daki son muhalefet konferansında öne çıkarılmış olmasıdır. Suriye muhalefetinin yapmış olduğu en büyük hata radikal terörist hareketlerin kendilerini sürekli hedef göstermelerine rağmen susmuş olmalarıdır. Aynı şekilde İhvan-ı Müslimin’in bu asil Arap mezhebinin evlatlarına “kaderlerinin bu rejimin kaderi olduğunu, devrilmesinin-desteklesin veya desteklemesin- kendileri açısından büyük bir yük ve vebal olacağını” sürekli hissettirmesidir.
Belki de burada belirtmek gerekir ki Osmanlı döneminde bu Arap topluluğu ötekileştirmenin en kötü biçimlerine ve şiddetli baskıya maruz kalmışlardı. Okullar, hastaneler ve döşeli yolların olmadığı, hayat aktivitelerinden ve şehir hayatından uzakta, dağlık alanlarda ve izbe bir halde yaşamaya mahkûm edilmişlerdi. Görünen o ki bu durum Hafız Esed’in dedesi Süleyman Esed’i, Fransız sömürge döneminde Fransızlardan yana taraf olmaya sevk etmiştir.Ve hatta iş, onlar için bir Alevi devlet kurulmasını istemeye kadar varmıştır. Bununla birlikte Suriye ulusal lideri Salih el-Ali -aynı zamanda kendi liderleri- Fransız sömürgesine karşı direnişte Dürzi lideri Sultan Paşa el-Atraş’ın yanında yer aldı.
Sonra, belki bazıları bilmeyebilir ancak Arap İskenderun bölgesinin Atatürk Türkiye’sine ilhakına en fazla direnen toplulukların başında yine Aleviler gelmekteydi. Kendi beldesi Ersuz da ilhak edilen Zeki Ersuzi, Vehib el-Ganim, Süleyman İsa ve diğerleri Suriye’nin geleceğinde önemli roller almışlardır.
İşaret edilmesi gereken diğer bir konu da Mart 1963 darbesinin, aralarında Muhammed Ümran, Salah Cedid ve Hafız Esed’in de bulunduğu Alevi (Baas) subayları tarafından gerçekleştirilmiş olmasıdır. Burada gerçek şu ki “Arap Baas” fikrini ilk kez ortaya koyan kişilerin Alevi önderleri, aydınları, şairleri ve diğerleri olduğunu belirtmek gerekir. Bu Arap mezhebi olarak kurulan parti, Suriye Sosyal Milliyetçileri Partisi ile Arap Baas Sosyalist Partisi arasında bölünmüştü ancak parlak “Baasçı” subay Adnan el-Maliki’nin öldürülmesi ve Suriyeli milliyetçilerin kara listelere yerleştirilmesinin ardından Baas Partisi sadece Alevi bölgelerinin yaşattığı bir rejime dönüştü. 1965 yılındaki darbeden 1970’teki Hafız Esed’ın darbesine kadar… Ve şimdiye kadar! Tarih sahnesine çok sayıda yetkin Alevi şahsiyetler ortaya çıkmıştır.
Bu zor dönemlerdir ve 8 Mart 1963’ten 1970 Kasım’ına kadar süregelen bir dizi dalgalanmalar yaşanmıştır. Belki de burada söylenilmesi gereken şey, “Alevilerin” bu dönemdeki ana ağırlığının 23 Şubat 1966’daki hareketi takiben Esed ile çatışmaya girmeye başlayan Salah Cedid’in yanında olmasıdır. 10. Baasçı Olağanüstü Ulusal Kongresi’nin asıl ağırlığı yine liderliğini yaptığı “solcu” gruba aitti. Belki de bazıları bilmeyebilir, Esed ve Cedid mücadelesinde ibrenin Esed’e kaymasında etkili olan isimlerin tamamı Sünni’ydi. Daha sonra Allah’ın geniş topraklarında siyasi mülteci konumuna düşen Mustafa Talas, Hikmet el-Şihabi ve Abdulhalim Haddam bunların önde gelen isimleridir.
1970 darbesinin ardından iktidar mücadelesi, bir tarafta Hafız Esed grubu ve diğer taraftan da Muhammed Ümran ve Salah Cedid grupları arasında bir Alevi-Alevi çatışmasına dönüştü. Gerçek olan şu ki 1970’lerin ortaları eski Suriye liderinin grubunun en zayıf olduğu dönemlerdir. Bu durum, 1974’te Lübnan’da Trablus’ta Muhammed Ümran’ın öldürülmesinden ve Suriye istihbarat ile Hava Kuvvetleri ve savunma tugayı istihbaratı tarafından gerçekleştirilen tasfiye hareketlerinin başlamasından önceki haliydi. Önemli olan Hafız Esed’in, geçen yüzyılın yetmişli 1970’li yıllarının sonuna gelindiğinde Alevi topluluğundaki mücadeleyi kendi lehine ve neredeyse kesin olarak çözmeyi başarabilmesidir. Bundan sonra her şey onun ve oğlunun lehine olmuştur. Ta ki Suriye devriminin 2011’de patlak vermesine kadar. Aptallık ya da komplo – fark yok – El-Kaide ve daha sonra “DEAŞ” ve “el-Nusra” ve ayrıca Müslüman Kardeşler (İhvan) tarafından Alevilere karşı düzenlenen terör faaliyetlerine sahne oldu.
Aslında bu kıymetli cemaatin büyük bir çoğunluğunu bu yaşananlar olmasaydı devrimin tarafına çekmek mümkün olabilirdi. Ancak bu gerçekleşmedi ve bu grup, baskıcı rejimin organları tarafından adeta kaçırılarak esir alındı.
“Cenevre 1” görüşmelerinde etkin bir çözüm bulma yolunda çok ciddi değişiklikler olmuş ve geçiş döneminde Beşar Esed’e hiçbir rol verilmemesi gerektiği kararlaştırılmıştı. Ulusal çıkar ve menfaatlerin “muhalefet” kapılarının bu soylu Arap topluluğuna açılmasını gerekli kılmaktadır. Özellikle de Suriye’nin bölünme tehlikesinin halen mümkün ve masada olduğu bir zamanda…
Bu Arap bölgesini birbirinden nefret eden mezhep ve etnik mozaik bölünmelerine çevirmeye çalışan kişiler var olduğu da başka bir gerçektir.