YAZARLAR

Arap dünyasında beyin göçü

Gelecek hafta Cumartesi günü dünya, Barış ve Kalkınma İçin Dünya Bilim Günü’nü kutlayacak. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 70. Yıldönümü kutlamaları çerçevesinde BM, bu yılın temasının insani bir hak olarak bilim olarak belirledi. Gördüğümüz gibi; bizi bilim, kalkınma ve barış üçlüsüne götüre

Arap dünyasında beyin göçü

Gelecek hafta Cumartesi günü dünya, Barış ve Kalkınma İçin Dünya Bilim Günü’nü kutlayacak. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 70. Yıldönümü kutlamaları çerçevesinde BM, bu yılın temasının insani bir hak olarak bilim olarak belirledi.

Gördüğümüz gibi; bizi bilim, kalkınma ve barış üçlüsüne götürecek birçok yol bulunuyor ve bu yollar birbirine karışacak kadar birçok kola ayrılmaktadır. Aynı şekilde bu anahtar kelimeler arasındaki ilişkilerin içeriğinde de aynı karmaşıklık hakimdir. Bu da, barış ve kalkınma için bilime tahsis edilen bu özel günün, tek bir yaklaşıma sahip olmadığı anlamına gelmektedir. Bu özel günün adı üzerinde dikkatlice düşündüğümüzde, bilimin aynı zamanda savaş, çatışmalar ve halkların kazanımlarını yıkmak için de kullanıldığını da fark ederiz. Diğer bir deyişle bilimin; barış ve kalkınma düşüncesi ile bağlantılı olmasını sağlayacak bir gün belirlemek, aslında bilimin toplumların hayatındaki olumlu görevini savunmak ve doğru bir şekilde kullanımını sağlama amacını taşıyan çabalar içerisinde yer almaktadır.

Bizim açımızdan baktığımızda, Arap toplumlarının bu uluslararası güne karşı kendi amaçlarına uygun bir yaklaşım benimsediğini görürüz. Karşı karşıya olduğmuz kalkınma sorunlarının ışığında ve Arap toplumlarının bilim ve bilgiye, yaratıcı beyinlere en çok çok ihtiyacı olduğu bir zamanda, Arap bilim adamlarını öldürülmelerini ve tasfiye edilmelerini, Arap beyinlerin göçü sorununu görmezden gelmemiz mümkün değildir.

Bilimin kendisini insan haklarından biri olarak kabul eden bir bakış açısıyla ele alınması,bu sorun ile ilgili hastalığın kökeni hakkında yürütülen doğrudan bir tartışmayı temsil etmektedir. Çünkü bilim, sadece gelişmiş ülkelerin hakkıymış gibi düşünülüyor. Güçsüz ve geri kalmış olarak nitelenen dünyanın ise sadece bilimsel tüketim hakkı bulunmaktadır. Yani bilim ve bilgi ürünlerini kullanan ve tüketen bir pazardan ibaret olarak görülmektedir. Oysa Arap beyinler; insanlığın bilimsel başarılarına önemli katkılarda bulunmaktadır.

Sorumuz şudur: Bilim ve bilim adamları neden sadece gelişmiş ülkelerin tekelindedir, Arap ülkeleri arasında bilimsel açıdan güçlü bir ülkenin varlığı neden istenmiyor?

Biz bu yazıda konuyu, komplo teorilerine sığınarak ele almak niyetinde değiliz. Ama son onyıllar boyunca tarih bize, Arap ülkelerinde bilimsel hareketlenmelerin, Batı için bir kırmızı çizgi sayıldığını göstermektedir. Kuşkusuz sözkonusu kırmızı çizginin arkasında, Arap-İsrail çatışması bulunmaktadır.

Öyle ki Arap dünyasında, bilim ile ilişkilerini geliştirmek sanki yasak bir şey yapıyormuş gibi görülmüştür. Çünkü bilim; Arap dünyasını güçlendirecektir. Arap dünyasının güçlenmesi ise tehdit anlamına gelmektedir. Bu ülkelerin çıkarları; Arap ve İslam dünyasının bilim ile ilişkisinin kesik ve sorunlu olmasını gerektirmektedir. Ne yazık ki Araplara ve müslümanlara yapıştırılan ve bizleri büyük bir tehlike gibi lanse eden terör yaftası ile de bu çıkarlar daha da artmıştır.

1952 yılında suikaste kurban giden ve atom hakkında çalışmaları ile bilinen Mısırlı bilim adamı Semira Musa ve yine suikaste uğrayan düşünür Cemal Hamdan’ı unutmamalıyız. Aynı şekilde Irak karşıtı savaş, birçok Iraklı bilim adamını da hedef almıştır. Daha Bağdat’ın düşüşünün ikinci gününde Iraklı bilim adamları tasfiye edilmeye başlanmıştır. Bilindiği gibi öldürülen bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu; nükleer, kimya, mühendislik, sanayi ve tıp alanlarında uzmandı.

Buradan yola çıkarak dünyayı kontrol eden güçlü ülkelerin belirli bilim dallarının sadece kendi tekellerinde olmalarını istediği sonucuna ulaşabiliriz. Arap ve Müslüman bilim adamlarına ise sadece kendilerine hizmet ettiklerinde ve ülkeleri ile bağlarını kopardıklarında bu dünyaya girme izni verilmektedir.

Bu bilgilerden yola çıkarak, Arapların ve müslümanların bilime sahip olmalarının,tehlikeli bir silaha sahip olmaları anlamına geldiğini söyleyebiliriz. Güçlü dünyanın yöneticileri buna inanmaktadır.

Dediğimiz gibi atom ve nükleer gibi tehlikeli alanlarda çalışan bilim adamları suikast listelerinin başlarında yer alıyorlar. Onlara göre kandırılması mümkün olmayan, bilimin kontrolünü ve iplerini elinde tutan güçlü devletler kulübüne girmeyi kabul etmeyen bilim adamlarının sonu ölümdür.

Buna karşılık, zeki ve yaratıcı Arap beyinleri kelimenin tam anlamıyla sömürülmektedir. Son derece gelişmiş bilimsel bir ortamda yeteneklerini sergilemeleri ve çalışmalarını başarıya ulaştırmaları için gerekli tüm koşulları sağlayarak onları cezbetmeye çalışıyorlar.

Bu çerçevede; Arap beyinlerin göçü kapsamı gittikçe genişleyen gerçek bir olguya dönüşmüştür. Bilimsel tekeli elinde bulunduran ülkeler, Arap ülkelerinde bilimsel ortamların yokluğundan faydalanmaktadır. Yaratıcılık vaadeden, bilgi ve icatlar ile dolu Arap beyinlerin coşkusunu, kendi bilimsel düşünce ve deneyimlerini gerçekleştirmek için kullanmaktadırlar. Bu da aslında Arap beyinlerin uzun yıllardır bilimsel gelişmeye katkıda bulunduğunu göstermektedir. UNESCO ve Arap Birliği’nin yapmış olduğu istatistik raporlarında yer alan veriler de ulaşmış olduğumuz bu sonucu desteklemektedir. Çalışmalara göre, örneğin Arap dünyası tıp alanındaki göçlerin üçte birine katkıda bulunmaktadır. Yurt dışında yaşayan Mısırlı bilim adamlarının ve akademisyenlerin sayısı 86.000 ulaşmaktadır. Aynı raporlar, yurt dışında okuyan Arap öğrencilerin %54’nün ülkelerine dönmediğine işaret etmektedir.

Gelişmiş ülkeler, ülkelerine göç eden zayıf ve yoksul Araplara ve müslümanlara ne kadar karşıysa, müslüman ve Arap beyinleri cezbetmek için de o kadar isteklidir. Bu beyinleri; büyük paralarla ve eşsiz bir bilimsel çalışma ortamı sağlamakla kandırmaya çalışıyorlar.

Günümüzde ülkelerimizin karşı karşıya olduğu asıl sorun; bilim adamları, bilimsel çalışmalar olmadan ve bilinçsiz bir şekilde kalkınmayı gerçekleştirmeye çalışmaktır. Oysa başarı ve kalkınma, bilim adamlarının, düşünce ve bilim üretmeye yatkın beyinlerin katkısına bağlıdır. Çünkü kalkınma, özünde bilim üretimi anlamına gelmektedir. Her ne kadar Arap bilim adamlarının zekalarından başkalarının faydalandığını görmek bize acı verse de Arap bilimsel çevrelerin, bilimin var olması ve gelişmesi için gerekli koşulları karşılamaktan aciz olduğunu da itiraf etmeliyiz. Bu nedenle bilim, her şeyden önce bir hak ve görevdir.