Arap zirvesi sonrası!
Arap zirvesinin Demmam’da düzenlenmesinden çıkaracağımız bir ders varsa o da şudur; Bütün karışıklığıyla ve bileşenleriyle uluslararası ve bölgesel gerçekler, Arap devletlerine ulusal çıkarlarını gerçekleştirmek için birbirleriyle olan ilişkilerini öncelik haline getirmeyi dikte etmektedir. Bu çıkar
Arap zirvesinin Demmam’da düzenlenmesinden çıkaracağımız bir ders varsa o da şudur; Bütün karışıklığıyla ve bileşenleriyle uluslararası ve bölgesel gerçekler, Arap devletlerine ulusal çıkarlarını gerçekleştirmek için birbirleriyle olan ilişkilerini öncelik haline getirmeyi dikte etmektedir. Bu çıkarım, Arap devletleriyle ve birbirleriyle ilişkilere sahip olan büyük devletler de dâhil olmak üzere uluslararası gelişmelerden uzaklaşmak anlamına gelmiyor. Aynı şekilde bu çıkarım, şu veya bu Arap devletiyle husumet, düşmanlık ya da işbirliği her ne olursa olsun, bölgesel gelişmelerden uzaklaşmak demek değildir. Her Arap devletinin diğer dünya devletleriyle özellikle de ABD ve Rusya’yla sıcak ikili ilişkilere girme isteği bulunmuyor. ABD ve Rusya, Arap bölgesine müdahil olarak evrensel çıkarlara sahip bölgesel bir taraf haline geldiler. Zirvede yapılan görüşmeler, konuşmalar ve beyanatlar asgari derecede Arap uyumunu şekillendirdi. Arap zirvesinin sonunda ise Filistin meselesi, Birleşik Arap Emirlikleri’ne(BAE) ait adalar ve diğer konularla ilgili sabit tutumlar yansıtıldı. Öyle ki zirvelerin düzenlendiği mekânlar değişmesine rağmen söz konusu meselelere karşı tutumlar değişmiyor.
Sonuçta Arap zirvesi, Arapların kendilerine has bir toplantı olup burada veya şuradaki bir devlete karşı sempati besleyebilir. Ancak hiç kimse, anlaşmaya yaklaşmıyor. Tabi Filistin meselesinde İran’a karşı olduğu gibi müzayede yapılabilir. Ancak ihale, dünya devletleri arasında daha yaygın bir durumda. İster müzayede ister ihale olsun Arapların görüşünü Araplardan başka hiç kimse benimsemiyor. Arapların dışındakiler ise hemen hepsi farklı bir düşünceye sahip. Pratik açıdan bakacak olursak bölge; Rusya, Türkiye ve İran’ın Suriye krizi konusunda bir blok oluşturduklarına şahit oluyor. Oysaki İran, Suriye rejimini korurken Türkiye, Suriye rejimine düşmanca davranmakta. Ancak 3 devlet de çıkarlarını elde edecek şekilde işlerini yürütüyor. Rusya, Tartus’ta yani sıcak sularda limana sahip oldu. Ayrıca Rusya, belli bir süreliğine Şam’daki rejimi garantiledi. Diğer yandan Türkiye, kendi çıkarı için Kuzey Suriye’yi garanti altına alarak Kürtleri sürekli tehdit altına koydu. Türkiye, tampon bölge olarak Suriye toprakları içerisine bölgesel bir derinlik ekledi. İran, Suriye’nin merkezine nüfuz etti. Devrim Muhafızları, Hizbullah güçleriyle bir araya geldi. Devrim Muhafızları ve Hizbullah, İsrail’e karşı bir pencere açma karşılığında Suriye rejimi için bir koruma ağı oluşturdu. Yine pratik açıdan bakacak olursak Rusya ve ABD arasındaki ilişkiler, bir gerilim sürecinden geçiyor. Bazıları ise, bu gerilimi soğuk savaş dönemine benzetti. Aynı zamanda Washington, müdahaleyi artırmak ya da yerini Arap devletlerinin almasını ümit ederek Suriye’den çekilmek konusunda tereddüt ediyor.
Yaşanan gelişmelerin detayları, bu makaleye ayrılan bölümden daha fazla. Ancak yukarıda da işaret ettiğimiz gibi işin aslı şu ki Arapların yanında Araplardan başkası bulunmuyor. Genellikle hor bir bakış atılır. Çünkü Arapların geçmişinde, Arap stratejik işbirliğinde şüpheye sevk eden bir şeyler var. Bu da güven teşkil etmiyor. Bu kez durumlar, göz ardı edilemeyecek bir boyuta geldi. Bölgedeki güç dengelerini, Arap devletlerinin yararına olacak şekilde geliştirebilecek iki görüş bulunuyor:
Birincisi, Filistin gibi Arap meseleleri konusunda az bir şeyler yapılabilirse Arap devletleri arasında ekonomik ve kültürel ilişkileri geliştirmek için daha fazla şeyler yapılabilir. Arap pazarlarının genişletilmesi, Batılı ülkeleri saran korumacılık krizlerinden Arapları koruyacaktır. Ayrıca modern teknolojiler, canlı bir Arap sahası oluşturacaktır. Sosyal paylaşım sitelerini inceleyenler, radyo dinleyenler ve televizyon izleyenler bunun işaretlerini görecektir.
İkincisi ise stratejik bir karaktere sahiptir. Arapların belirlemediği askeri operasyonlara katılmayı reddetmek hoş karşılansa da Suudi Arabistan, Mısır, BAE ve Bahreyn arasındaki birlik, siyasi ve askeri bakımdan derinleşmeli ve genişlemelidir. Suriye kriziyle ilgili siyasi tutum, taraflar arasında ateşkesin derhal sağlanması ve daha da önemlisi tüm yabancı güçlerin Suriye topraklarından çekilmesi düşüncesine dayanmalıdır. Suriye’deki güvenlik, uluslararası bir görev haline gelmeli. Uluslararası toplum, teröre ve teröristlere karşı koymak için bu görevi şu anki rejimle birlikte üstlenmeli ve anayasayı belirlemek ve serbest seçimleri yapmak için ülkeyi buna hazırlamalıdır. Bu durumda Arap devletleri, uluslararası çerçeveye katkıda bulunabilir. Bu, Suriye’nin yanı sıra iç savaşın parçaladığı diğer Arap devletlerinde de uygulanabilir bir durumdur.
Aslında Arap metodu, barışı araştırıyor. Arap girişimi ise, Filistin meselesinin çözüm anahtarıdır. Arapların nezdinde sadece Filistin meselesi değil, aynı zamanda İsrail meselesi de var. Bu iki mesele, ancak bölgesel bir çerçevede çözülebilir. Bu girişim, sadece başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması için İsrail’in işgal edilen Filistin topraklarından çekilmesini kapsamıyor, aynı zamanda bütün Arap devletleriyle İsrail devleti arasında uluslararası ilişkilerin kurulmasını da kapsamaktadır. Ancak devlet şartları sağlanmadığı sürece Filistinlilerin bağımsız devletlerini elde etmeleri mümkün değildir. Bundan dolayı gücün meşru bir şekilde kullanılması için siyasi otoritenin bir elde toplanması gerekiyor. Partiler ya da gruplar değil de savaşa ve barışa karar verme yetkisini elinde bulunduran siyasi otorite, kendisinin Filistin halkının geleceğiyle ilgili mutlak yetkiye ve kutsiyete sahip olduğunu iddia edebilir. Aynı şekilde İsrail, komşularıyla barış içinde yaşamaya hazır olmadığı sürece Arap devletleriyle barış durumunu gerçekleştiremeyecektir. Mısır ve Ürdün’le kazanılan barış tecrübesi, İsrail’in iki komşusuyla ilişkilerinde sadece savaş düşüncesini bitirmedi, aynı zamanda Arap ve İsrail tarafı için ekonomik ve güvenlik alanında faydalı ilişkilere kapı araladı. Hâlihazırda geçmişte İsrail için kolay olmayan petrol, doğalgaz, deniz yolları, boru hatları ve limanlar konusunda işbirliği yapmak için yeni ve canlı ufuklar keşfediliyor.
Şu anki dörtlü koalisyon hakkında birçok şeyler söylenebilir. Bu koalisyona uzantılar özellikle de Ürdün eklenebilir. Bu da Arapların bölgedeki krizlere karşı farklı tutumlarına bir canlılık katabilir. Liderler görüşüp iletişim kurdukları ve diplomatlar uzun bir süre görüştükleri zaman, ortak askeri tatbikatlar çeşitlenecek, ekonomik işbirliği meseleleri ve bölgesel sorunları ele almak mümkün olacak ve Arapların tutumu gelişecektir. Önemli olan, tutumların sonuç bildirilerinden ibaret olmayıp sözleri doğrulayacak fiillerin olmasıdır. Belki o zaman dünya, bize kulak verir.