Asalakların egemenliği

Dikkatlice seçmiş olduğumuz bu başlıktan kastımız; hedefi, amacı olmayan ve genel olarak hakaret içeren bir yazı yazmak değildir. Bilakis amacımız; sosyal fenomenleri doğal bilimlere dayanarak ve karşılaştırarak objektif bir şekilde tanımlayabilmektir. Burada, sosyoloji biliminin isim babası olan Au

Dikkatlice seçmiş olduğumuz bu başlıktan kastımız; hedefi, amacı olmayan ve genel olarak hakaret içeren bir yazı yazmak değildir.

Bilakis amacımız; sosyal fenomenleri doğal bilimlere dayanarak ve karşılaştırarak objektif bir şekilde tanımlayabilmektir.

Burada, sosyoloji biliminin isim babası olan Auguste Comte’nin bu bilime ilk olarak; Sosyal Fizik adını seçmiş olduğu ama daha sonra bundan vazgeçtiğini hatırlatalım.

Bu da sosyoloji biliminin doğuşu, ilk teorileri ve sosyal olgulara ve fenomenlere getirdiği yorumlar üzerindeki nesnel ve biyolojik yaklaşımın egemenliğini haklı çıkarmaktadır.

Doğada parazit ya da asalak olarak nitelenen bitki türleri vardır. Bu bitkilerin kendi besinlerini üretme güçleri yoktur.

Kendi besinlerini üretemedikleri için, hayatta kalmasını sağlayacak olan minerallere, üretemediği besine ve suya ulaşabilen diğer bitkilere güvenirler.

Bu asalakça ve hayatta kalmak için başkasına dayanması nedeniyle bu bitkiler asalak olarak nitelenirler.

Çünkü bu bitkiler, diğer bitkiler için bir yük oluştururlar. Diğer bitki ve ağaçların besinlerine ortak olmasınlar diye çiftçilerin bu tür bitkilerden kurtulmaya çalışırlar. Kısacası, asalak bitkiler yarar değil zarar kaynağıdırlar. Asalak bitkiler ile mücadele alanında yaşanan gelişmelerin, icat edilen ilaç ve aletlerin nedeni de budur.

Bilindiği üzere, asalak bitkileri doğada çıplak gözle gözetlemek çok kolaydır. Asalak bitkilerin yaygın olduğu araziler genellikle ihmal edilmiş ve terkedilmiştir.

Peki asalak bitkiler hakkında ders veriyormuş gibi görünen bu girişin amacı ve yazımız ile ilgisi nedir?

Doğada bulunan asalaklar, medya araçlarının ve halkların ilgisini çekmekte birinci sırada yer almaya başlayan olaylara ve sosyal olgulara benzemektedirler.

Bugün bizler, kasıtlı ya da kasıtsız bir şekilde asalak olan her şeyle ilgilenip, asalak olmayan, ilgilenilmesi, düşünülmesi, nedenleri ve nasıl işlediği araştırılması gereken gerçek olgulara, olaylara ve değişimlere önem vermiyoruz.

İşin özünü bir kenara bırakıp ayrıntılarla ilgilenir olduk. Metni, içerdiği büyük fikirleri ve olayları gözden kaçırıp tüm çabamızı dipnotlara ve önemsiz ayrıntılara odaklanmaya ve anlamaya harcıyoruz.

Buna örnek olarak; bazen halkların hayatını etkilemeyen ve belirli kişileri ilgilendiren ayrıntılar hakkında koparılan gürültüleri gösterebiliriz.

Bu aşırı gürültü; birçoklarının dönüp konu ile ilgilenmesine ve –önemsiz olmasına rağmen- yoğun bir şekilde takip edilmesine yol açmaktadır.

Bu da yetmezmiş gibi günlerce hatta bazen uzun haftalar boyunca medyanın, siyasetin ve halkların gündeminde ilk sıraları meşgul bile edebiliyor . Tüm dünyanın ilgisini çekmesi beklenen büyük sorunlar ve konulardan ise neredeyse hiç bahsedilmiyor ya da sadece hızlıca üzerinden geçiliyor.

Bu da, önemsiz olaylar etrafında gürültü koparmanın ve bunu bir fenomen haline getirmenin belki de bunu nasıl yapacaklarını çok iyi bilenlerin başarıları ile ilgili olduğu düşüncesini akla getiriyor. Medyada yaratılan bu gürültünün en önemli özelliği de amacını gizleyebilmesi ve ciddiyet, acil durum ve sıcak gelişmeler maskesi arkasında saklanabilmesidir.

Sorumuz şu; büyük olaylar ve insanların öncelikler açısından baktığımızda aslında ikincil öneme sahip konular ve olaylar niçin bu kadar geniş bir ilgi görüyor?

Buna karşılık halkların istikrarını ve güvenliğini sarsan büyük sorunlar ve krizler niçin görmezden geliniyor?

Asalak gelişmeleri ve olguları öne çıkaran bu gibi durumların yarattığı sosyoloji, neler yaşandığını ve nedenlerini anlama çabalarını engelleyen önemli bir organik pozisyondur. Buna ek olarak, sosyal bilimleri ve sosyal olgular ile ilgili araştırmaları sorgulanır ve abartılı bir konuma yerleştirmektedir.

Asalak olguların egemenliği, sosyal gerçekleri bozuk, garip ve şok edici bir şekilde yeniden düzenleyebilme gücü; sosyal bilimlerin bilimsel yönünü zayıflatmakta, sosyal eylemleri kontrol eden ve Alman filozof Max Weber’in imgelemlerine göre öz anlamlarını formüle eden yasaların potansiyelini sınırlamaktadır.

Dünyada son yıllarda yaşanan ve asalak, önemsiz, değersiz ve garip olan tüm sosyal olay ve olguların yıldızının parlamasına katkıda bulanan gelişmeleri anlamak çok önemlidir.

Bu gelişmelerin üç nedeni olduğuna inanıyoruz. İlk olarak, kendi gündem ve çıkarlarının belirlediği önceliklere göre olayları ve gelişmeleri tasnif etmeye başlayan medya araçlarının olumsuz rolünü sayabiliriz.

İstesek de istemesek de medya araçları ve özellikle de televizyon, sosyal gerçekliğin özelliklerini belirlemede başat rol oynamaya, sosyal olanı kontrol etmeye ve sınırlamaya başlamıştır.

Diğer bir deyişle, kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde genel durumu belirleme ve düzenleme konusunda medya araçlarının büyük bir rol oynadığı bir dönemden geçiyoruz. Böylece, renkli ve ilginç haberler; programların ilk sıralarında yerleştiler ve bu gelişmeler ve olaylar önemli bir yer kaplamaya başladılar.

Elbette tüm bunlar, önceliği hakeden, daha çok tartışılması ve ilgi gösterilmesi gereken gerçek ve büyük sorunların hak ettiği önemi büyük bir kısmını çalmaktadırlar.

Buna ek olarak, ülkelerin iç siyasetlerinde ya da küresel düzeyde var olan politik nedenlere de işaret etmeliyiz. Halklarının, dünyanın her yerinde çözmekten aciz oldukları yapısal sorunlar yerine ikincil ve önemsiz sorunlar ve olaylar ile ilgilenmesini tercih eden birçok politikacının bunu desteklediği çok açık. Bu politikacılar; gerçek çözümler yerine halklarının beklentilerini karşılayabilecek alternatif çözümler yaratmayı tercih etmektedirler.

Aynı şekilde insanlar da ciddi şeylere tahammülsüz bir hale geldiler. Hayatın zorluğu, müphemliği ve yorucu monotonluğu onları daha çok, ciddi, ayrıntılı olmayan ve çok düşünmeyi gerektirmeyen haberlere eğilimli hale getirmiştir. Bu nedenle kolay, ikincil, asalak, küçük ve ilginç konuları seçer oldular.

Çoğu zaman tekil ve kişisel durumlardan ibaret olsa da asalak haberler, bir yıldırım hızıyla yayılıyor, sosyal medya ağlarını kaplıyor ve büyütülüyorlar.

Sorun; asalak olayların varlığı ve onlara duyulan ilgi değildir. Bu doğanın izin verdiği ve aynı şekilde toplumun kabullendiği bir şeydir. Asıl sorun, kendimizi tüm türleri ve anlamları ile asalakların egemen olduğu bir çağda bulmamızdır.

İşte gerçek, ciddi ve temel olanda bozulma, deformasyon ve arıza tam da burada meydana gelmektedir.

Çünkü asalaklar esas ve temel olanlar sayesinde canlanr ve hayatta kalırlar.