Avrupa’dan sürülen Afganları karanlık bir kader bekliyor
Hayyad Sabhani Brüksel’de geçirdiği 3 yıl boyunca Batı yaşamını tecrübe etti. Öyle ki bir dairede kalıyor, sosyal aktivitelere sahip ve bir kafede çalışıyordu. Sabhani, tıpkı çatışmalarla parçalanmış diğer Afgan vatandaşları gibi bu dönemin sonsuza kadar devam etmesini umuyordu. Bugün Sabhani, başla
Hayyad Sabhani Brüksel’de geçirdiği 3 yıl boyunca Batı yaşamını tecrübe etti. Öyle ki bir dairede kalıyor, sosyal aktivitelere sahip ve bir kafede çalışıyordu. Sabhani, tıpkı çatışmalarla parçalanmış diğer Afgan vatandaşları gibi bu dönemin sonsuza kadar devam etmesini umuyordu.
Bugün Sabhani, başladığı noktaya geri döndü. Sığınma başvuruları reddedildikten sonra geçtiğimiz 30 ay boyunca Avrupa’dan ülkelerine sürülen binlerce Afganlı arasında yer almakta. İşini kaybetti, ülkenin doğu sınırında karmaşa içindeki bir şehirde kiralık bir odada yaşıyor. 25 yaşında olan Sabhani, “Belçika’da gerçekten çok çalıştım. Vergi ödüyordum. Fransızca öğrendim. Birçok arkadaşım ve özel bir hayatım vardı” ifadelerini kullandı. Ancak sığınma talebi reddedildikten kısa bir süre sonra sivil bir uçakla Kabil’e tahliye edildi. “Havalimanı binasından ayrıldığımda toprak ve kire tanık oldum” diyen Sabhani, “Karanlık geleceğimin gözlerimin önünden geçtiğini gördüm” dedi.
Yeni bir hayat için yola çıktılar
Taliban’ın yönetimiyle 2001 yılında sona eren 30 yıllık savaş ve şiddetli huzursuzluk boyunca, birçok ülke milyonlarca Afganistan vatandaşını topraklarına kabul etmişti. Çoğunluğu, mülteci olarak Pakistan ve İran’daki sınırlarda kalıyordu. Yüz binlercesi Batı’ya giderken, mülteci ve göçmen topluluklarda kendileri için yeni bir hayat kurdular.
Ancak geçtiğimiz 2 yıl içinde Batı Avrupa ülkeleri sınırlarındaki güvenliği sıkılaştırdı, sığınma başvurularını reddetti ve sürgün faaliyetlerini hızlandırdı. Afganistan ve NATO güçlerinin, Afganistan’daki silahlı gruplara karşı yürüttükleri ortak operasyonlar devam etse de Batı hükümetleri, Afganistan’ın Afganları ülke dışına sığınmaya itecek düzeyde tehlikeli olmadığı görüşünü savunmaya başladı.
Ancak bu durum, Afganistan’ın genç ve hayattan beklentileri yüksek olan mültecileri karşılamaya hazır olduğu anlamına gelmemekte. Hayyad Sabhani gibi yurt dışından dönen ve değişim, özgürlük beklentisi olan birçok Afgan, Taliban sonrasında yetişkinlik yaşına ulaştı. Ancak ülkeye daha iyi bir gelecek sunmak için henüz çok az somut imkânlara sahip. Nitekim bu hayal kırıklığı, onları ülke dışına itmekte.
Ekonomik sıkıntılar peşlerini bırakmıyor
Şu an binlerce Afgan, yüzde 40 oranındaki işsizlik, savaş mültecilerinin Pakistan ve İran’dan geri dönüşü, her yıl yerel işgücü piyasasına yaklaşık 400 bin yeni insanın katılmasıyla kasvetli istihdam ortasında ülkelerine geri döndü.
Aralarında Taliban’ın hedef listesinde bulunanların az olmasına rağmen, güvenli toplumlardan uzakta konaklamaktalar. Radikalizm yanlısı unsurlar, Afganistan’ın yüzde 40’ını kontrol ederken, ülkede önemli bir etkiye sahip. Kasaba ve köylere de sık sık saldırı düzenliyorlar.
Uluslararası kanunlar, devletlerin göçmen ve mültecileri hayatlarını riske sokacak bölgelere göndermesini yasaklamakta. Ancak yine de göçmen ve mültecilerin yabancı ülkelerden sınır dışı edilmesinin önüne geçilememekte.
Göçmenler tarafından ortaya atılan ve Avrupa hükümetlerinin cevaplamaya çalıştığı soru ise; Güvenli bir yaşama fırsatı yakalamak için fakir ve savaşlardan mustarip ülkelerden kaçmış kişiler konusunda karar nasıl alınmakta? Diğer bir deyişle, tehlike ve karamsarlığı birbirinden ayıran net çizgi nasıl çiziliyor?
Savaş ekonomisi çöktü
Sabhani ve üç arkadaşı gibi Afgan gençlerin çoğu evli değil. Bazıları, Taliban’ın bir güvenlik tehdidi oluşturduğu kırsal alanlardan gelerek, daha az tehlike altındaki şehirlere gitti. Aynı şekilde Batılı güçlerin 2014 yılında ülkeden çekilmesiyle yabancıların varlığına bağlı savaş ekonomisi de çöktü.
Suriyeli mülteciler onlar için umut oldu
Suriye’den gelen mültecilerin Avrupa’ya ulaştığı ve orada kalmalarına izin verildiği haberlerinin yayılmasıyla birlikte birçok Afgan, aynı zorluklarla karşılaşmaya ve 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana sorunlu bölgelerden yapılan en büyük küresel göçe katılmaya karar verdi. Bu çerçevede birçok aile, evlerini terk ve göç etme çağrısı yaptı. Nitekim Türkiye ve doğu Avrupa aracılığıyla binlerce mil yol aldılar. Birçoğu ise, Batı’ya sığınmalarını güvence altına almak için kimliklerini açığa çıkaracak belgeler taşımamakta.
Batıya akın ettiler
2015 yılında 200 binden fazla Afgan Batı Avrupa’ya ulaştı. Yüzde 80’i sığınma başvurusunda bulunarak, Almanya hariç zengin Batı ülkelerinde geçici oturum aldılar. Ülkelerde yardımsever insanlar bulunuyordu, oturum ve dil eğitimi ücretsizdi. Vaktin geçmesiyle durum, göçmenlerin nihayetinde tam yasal statüye ulaşacaklarına inanmalarına izin vermişti.
Bununla birlikte göçmenlerin akını arttıkça Avrupa’daki yönelimler değişmeye başladı ve göçmenlere karşı hareketlerin oluşmasına sebebiyet verdi. Suriye’deki zulüm, tüm dünyada şiddetli bir şok etkisi yaratsa da Afganların sıkıntısı tamamen net değildi. Sabhani’nin ülkesine dönen arkadaşlarından biri, ABD ordusu ile çalışmalarından dolayı Taliban tarafından tehdit edildiğini, ancak bunu kanıtlayacak herhangi bir yolun bulunmadığını ifade etti.
Öte yandan Almanya’da yetkililer daha sert bir politika benimsedi. Eski İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere 2015 yılı sonlarında Afganistan vatandaşlarının sığınma başvurularının reddedildiğini açıkladı. Maiziere, Kabil nüfusunun çoğunluğunun, ülkelerinde kalıp vatanlarını yeniden inşa etmeleri gereken orta sınıftan oluştuğunu ifade etti.
Şartlar değişti başvurular kabul edilmedi
Nitekim Avrupa’daki birçok Afgan sığınmacı da ret ihtarnamesi aldı. Reddedilme sebepleri ise güvenlik tehdidinden kaçan mülteciler olmamalarıydı. Aktarılana göre onlar, daha rahat ve güvenli bir yaşama fırsatı bulmaya çalışan yasadışı mülteciler statüsündeydi.
İnsan hakları grupları yeni zorlu politikaları kınarken, Avrupa’ya Afgan mültecilerin ülkelerine sınır dışı edilme politikalarını durdurma çağrısı yaptı.
Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında başkent Kabil’de bomba yüklü bir kamyonetin patlaması sonucunda 150 kişi hayatını kaybetti. Olay sonrasında ise Almanya hükümeti yalnızca sabıka kaydı olan ve güvenlik ihlallerinde bulunan Afganları sınır dışı etme kararı aldığını duyurdu.
DEAŞ ve Taliban saldırılarını artırdı
Bugün şartlar daha da kötüleşti. Taliban ve DEAŞ terör örgütü, Kabil ve diğer Afganistan şehirlerinde daha fazla terör saldırısı gerçekleştirdi. Sivil kayıplar, rekor seviyelere ulaştı. Taliban şu an geçmiş dönemlere nazaran daha fazla bölgenin kontrolünü elinde barındırıyor. Bu çerçevede bağışçı Avrupa kuruluşlarıyla geçtiğimiz sonbaharda imzalanan bir anlaşma uyarınca, Afganistan’ın Avrupa’da sığınma talebi reddedilen tüm vatandaşları kabul etmesi gerektiği vurgulandı.
Anlaşmaya şiddetle karşı çıkan Afganistan Mülteci İşleri ve Geri Dönenler Bakanlığı resmi sözcüsü Ahmed Hafız Mikail yaptığı açıklamada, “Ülkede güvenlik sorunlarımız var. Ekonomik sorunlarımız da var. Pakistan ve İran’dan dönen 1,6 milyon mülteci mevcut. Sözleşmeyi imzaladık ve çeşitli taraflarla iş birliği yapıyoruz. Ancak Avrupa’nın Afganistan politikalarını gözden geçirmesi için birçok kez çağrıda da bulunduk” dedi.
The Washington Post gazetesinin Şarku’l Avsat için özel haberi