‘Belki Allah, geri dönmene izin verir’

Beyrut’ta bir kadın, çocuğunu kucaklamış bir halde hüzünlendirici dualarla insanlardan para talep etmek için elini uzatıyor. Kalabalık El Hamra caddesinde “Belki Allah, geri dönmene izin verir/Alallah Ta’oud” şarkısıyla yayaş yavaş ilerleyen bir araçtan Wadih el-Safi’nin sesi yükseliyor. Beyrut’ta Ş

Beyrut’ta bir kadın, çocuğunu kucaklamış bir halde hüzünlendirici dualarla insanlardan para talep etmek için elini uzatıyor. Kalabalık El Hamra caddesinde “Belki Allah, geri dönmene izin verir/Alallah Ta’oud” şarkısıyla yayaş yavaş ilerleyen bir araçtan Wadih el-Safi’nin sesi yükseliyor. Beyrut’ta Şam lehçesiyle bir kadın ülkesine dönmeyi temenni ediyor. Şayet bu kadının sesi, Wadih el-Safi’nin sesiyle tekrar etseydi şarkı üzerinde alıştırma yapan bir kadının sesine benzerdi. “Belki Allah, geri dönmene izin verir” şarkısını duyduğumda Allah, Suriye’nin mi yoksa Lübnan’ın mı geri dönmesine müsaade edecek? Yoksa Allah, Muhammed el-Magut, Adonis, Mahmut Derviş, Bülent Haydari, Ghada al-Samman, Gassan Kanafani’den şiir, roman ve hikâyeye kadar genel bir kültür merkezi olan El Hamra caddesinin mi geri dönmesine izin verecek? Yoksa şarkıcı Sabah’ın kendisi için şarkı söyleyip sonra da ticaret ve dilenmenin merkezi haline gelen caddenin mi eski haline dönmesine izin verilecek?

Mütevazı bir aylık gelire sahip olan eşim, sokakta bizi durdurmak isteyen herkese neredeyse sahip olduğu her şeyi çıkartıp verecekti. Kendisini Washington’da tanıdığım ve Irak’ta Pentagon’un bütün sözleşmelerini alan bir adamın gülümseyen fotoğrafı önümüzdeki caddeyi dolduruyordu. Fotoğrafta dilencilere gülümsüyor, fakat onlara bir şey vermiyordu. 5 yaşındaki kızım, annesine ısrarla “O kadın ve çocuklar kim, ne istiyorlar?” diye soruyor. Bizim ise onun masum sorularını yanıtlayacak bir cevabımız yok.

Bu, Beyrut’ta Hamra caddesinde ortaya çıkan Arap dünyasındaki zıtlığın fotoğrafıdır. Yeryüzünde insani olarak görünen bir dünyada insanlar, hor ve küçük görülüyor.

İnsanın yüzü gibi Lübnan’ın yüzüne de iç hastalıkların belirtileri yansıyor. Beyrut’ta gördükleriniz, genellikle bir hastalığın illetidir. Arap dünyasının hastalıkları, Lübnan’ın çehresinde sivilcelere neden oluyor. Lübnan’ın çehresi ne zaman değişse, bilin ki Arap dünyası hasta olmuştur. Beyrut sokaklarında gördüklerim, Arap dünyasının sadece hasta değil, aynı zamanda devasız bir hastalığa yakalandığını söylüyor.

Buna rağmen Beyrut’tan Halde’ye doğru giderken yol üzerinde “Çevremiz yanıyor, ancak Lübnan güvende” ifadelerinin yer aldığı afişler yer alıyordu. Sanki Lübnan, bölgedeki yangınlardan soyutlanmış bir vaziyette duruyor. Bu, bir yayın kuruntusudur. Öyle görünüyor ki modern Lübnan zihniyeti, sanal dünyada yaşamanın kurbanı oldu.

Televizyondaki Lübnan’la gerçek Lübnan tamamen farklı şeyler. Otel odasında yerel haberleri izlemek için Lübnan’ın uydu kanallarını değiştirmeye başladım. Fakat pek çok şey mevcut değildi. Televizyondaki Lübnan, Monako ya da Las Vegas gibiydi. Lübnan’ın Çin ve ABD gibi büyük bir devlet olduğu izlenimini veren eğlence ve siyasi içerikli programlar vardı. Bu programlarda küresel barış ve güvenliği tehdit eden büyük tehlikeler ve jeopolitik sorunlar gibi uluslararası meseleler tartışılıyordu. Televizyondaki Lübnan’la gerçek Lübnan tamamen farklı şeyler. Bu ikisi arasındaki boşluğu kapatmak için yıllara ihtiyaç duyulmaktadır. Buna rağmen kulağımda Wadih el-Safi’nin “Belki Allah, geri dönmene izin verir” şarkısı kaldı.

Lübnanlıların göz alıcı şeyler hakkında söyledikleri gibi bu, yalan gibi bir şey. Yani bu, olağandışı, hayali ve yalan kadar güzel bir şey. Aynı şekilde Lübnan da güzel. Bununla birlikte güzel ve büyüleyici şeyler hakkında “yalan gibi” ifadesinin kullanılması, yalana daha yakındır. Rahbani Kardeşlerin “Yüzük Satıcısı” oyununda olduğu gibi yalan, büyüdü ve yeryüzünde yürüyen bir insana dönüştü. Lübnan ve çevresinde meydana gelenlerin çoğu, büyük bir yalandır. Bununla birlikte sefalet dünyasında yalan üretmek için hayal ve yenilikten başka bir çıkış yolu bulunmuyor.

Modernizm ve çağdaşlık renkleriyle süslenmiş, mezhepçilik ve aşiretçilik ipleriyle birbirine bağlanmış ve hurma yaprağından yapılmış bir kafes gibi Lübnan’ı basit ülke olarak gördüm.

Bu inceliğe rağmen Lübnan’daki insanlar, bölgedeki bütün sorunları ele alabilecek kapasitedeler. Bu da yalan gibi bir şey.

Lübnan’ın doğası, deniz ve dağ gerçekten yalan gibi bir şey. Fakat Lübnan, güzel bir hale gelmesi için Norveç gibi bir devletin gelirine ihtiyaç duymaktadır. Kalkınmak, bu güzel doğada basit bir şey. Fakat politikacıların hayali, bu güzel doğayı çirkin bir yer haline getiriyor. Amr bin el-Ehtem’in şu beytine bir tür çeşitlilik katmak için şöyle söyleyebiliriz:

Ülkeler, üzerinde yaşayan halkla daralmaz

Fakat ülkedeki insanların hayali daralır…

Bu, Lübnan gibi bir ülkeyi insani felakete dönüştüren dar ve nahoş bir hayaldir. Buna rağmen “Belki Allah, geri dönmene izin verir.”