Ben, Saddam ve idamlık kitabım…

İnsanlar şu günlerde bana soruyor: Ne zaman Irak’a döneceksin? Biraz duraksadım ve Saddam Hüseyin döneminde yaptığım son ziyaretimdeki korku ve endişeyi hatırladım. Merbid Şiir Festivali’ne davetliydim. Aile ve arkadaşlarıma olan özlemim bu ziyareti yapmama neden oldu. Avukat Hassan el-A

Ben, Saddam ve idamlık kitabım…

İnsanlar şu günlerde bana soruyor: Ne zaman Irak’a döneceksin?

Biraz duraksadım ve Saddam Hüseyin döneminde yaptığım son ziyaretimdeki korku ve endişeyi hatırladım.

Merbid Şiir Festivali’ne davetliydim. Aile ve arkadaşlarıma olan özlemim bu ziyareti yapmama neden oldu. Avukat Hassan el-Amr da bunlardan birisiydi. Onu otelde beni beklerken buldum.

Son geceyi görkemli balıkçı kulübünde arkadaşları ve yakınlarıyla bir ziyafete ayırmamı rica etti.

Elimi yemeğe uzatmıştım ki, birilerinin Amr’a bir şeyler fısıldadığını duydum:

-Bay Halid’e söyleyelim mi yoksa söylemeyelim mi dedi. Yemeğe katılanların yüzleri aniden asıldı.

Şimdi değil Ebu Faruk…

Vakti gelince…

Diğeri ekledi:

-Ama bilmesi gerekir” gizliden gizliye bir tartışmanın içine girdiler ve bir karara vardılar: Hayır. Vakti gelince…

-Arabayla uzaklaşınca söyleriz, böylece kimse duymamış olur.

Kendi kendime dedim: -Allah’ım sen yardım et! Bitmeyen bir hikâye…

Yemek için iştahım kalmadı ve kendimi suçlamaya başladım. Nasıl kendimi böyle bir maceraya attım ve Irak’a geldim!? Allah kahretmesin!

Lokantadan çıktık, arabaya bindik ve oradan ayrıldık.

-Şimdi konuyu aç ve ona söyle!

-Doğru söylüyorsun. Şimdi bizi kimse duymaz.

Amr konuşmaya başladı:

-Kardeşim Halid artık bilmen gerekir. Ben bilinen ve hassas bir avukatım. Son kitabınızda Saddam Hüseyin’e göndermeler var. Kendi idamınızı hazırlamışsınız. Başka bir şey konuşmaya gerek yok. İşte kitap…

-Senden rica ediyorum… Hangi kitap olduğu beni ilgilendirmiyor. Bu gece -Allah yardım etsin- bunu örtelim. Ben yarın sabah erkenden Bağdat’ı terk ederim!

Titrek bir sesle bunları demiştim. O da söze şöyle başladı:

-Kardeşim Halid, ben ne dediğimi çok iyi biliyorum. Senin, kitabında yaptığın göndermelerin dörtte birini dahi ben yapmadım, beni 6 ay hapse mahkûm ettiler. Şayet aşiretim devreye girmemiş olsaydı şu an idam edilmiş olurdum! Yani…

İkinci defa sözünü kestim:

-Sevgili Hasan, başka bir söz duymak istemiyorum. Benim için dua et de bu gece bir şey olmasın ve yarın ben Londra’ya geri döneyim. Bu, ülkenizi son ziyaret edişim…

Konuşma kesildi, araba ilerledi, korkuyla sustum ve nihayet otele vardık. Arabadan indim ve onlarla selamlaşmadım. Otele girmiştim ki polis memuru bana selam verdi. Kendi kendime dedim: “İşte… Beni tutuklamakla görevli kişi acaba bu mu?”

Odama hızlıca yöneldim. Hayatımdaki en berbat geceyi geçirdim. Gece boyunca odamda olta atıp durdum. Belki sinirlerim yatışır diye iki defa duş aldım ama hiçbir faydası olmadı. Sürekli saatime baktım. Hatta onlarca kez baktım. Dakikalar neden ilerlemez ki! Allah’ını seversen ilerle! Saatler dörde sonra beşe geldi ve ben dakikaları sayıyorum. Ve nihayet gün doğdu. Çantamı alarak resepsiyona indim.

-Taksi geldi mi? Dedim.

Mısırlı görevli cevap verdi:

-Henüz erken efendim. Taksi gelinceye kadar biraz dinlenin.

Taksi gelmişti ancak içi polis doluydu. Ey Allah’ım bu da nedir! Gerçekten beni tutuklamaya geldiler!

Kendimi gizlemek için yüzümü yana çevirdim. Orada bulunan Polis:

-Kaştıni bey benimle gelin dedi.

-Kalbim neredeyse ayakkabımın dibine düşecek…

Gayet nazik bir şekilde:

-Eşyaların nerede? dedi.

Çantamı işaret edince hızlıca o tarafa yöneldi ve taşımak için eline aldı:

-İsminizi ayrılacaklar listesinde gördüm.

Kendi kendime dedim:

-Vallahi de bugün büyük yazarımızla tanışma fırsatıdır.

Uluslararası Saddam Hava Limanına gitmek için arabayla oradan ayrıldık. Ancak yaşadığım sürece o gece çektiğim acıyı ve korkuyu hiçbir zaman unutmayacağım!..