Beşir Cemil’in katilinin teorik olarak idamı
1980’lerin başlarına damgasını vuran yanıltıcı sloganlar, bölgenin tarihindeki en kötü dönüm noktası sayılabilir. Zira politik alanda, günümüze kadar devam eden bozulmalara neden olmuştur. O dönemde terörizm kontrol altına alınmış olsaydı, DEAŞ ve EL-KAİDE gibi örgütler ortaya çıkmayacaktı. Mı
1980’lerin başlarına damgasını vuran yanıltıcı sloganlar, bölgenin tarihindeki en kötü dönüm noktası sayılabilir. Zira politik alanda, günümüze kadar devam eden bozulmalara neden olmuştur. O dönemde terörizm kontrol altına alınmış olsaydı, DEAŞ ve EL-KAİDE gibi örgütler ortaya çıkmayacaktı. Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın öldürülmesinden onbir ay sonra Lübnan’ın seçilmiş devlet başkanı Beşir Cemil de Beyrut’ta öldürüldü. Cemil öldürüldüğünde yaşı henüz 34 idi. Yedi yıldan uzun süredir Lübnan’ı işgal eden Suriye liderliğindeki acımasız güçler karşısında sözünü esirgemeyen iddialı ve genç bir adamdı. Bu güçler, Ürdün’den atıldıktan sonra siyasi rakibi olan, ayrılıkçı hareketlerden Filistin Kurtuluş Örgütü’yle beraber ülke yönetiminin paylaşımına katıldı. O sırada İran, Lübnan’da kendisine siyasi bir taban oluşturma aşamasına gelmişti. Zira o kanlı yıllarda Lübnan’a ve bölgeye hâkimiyet kuracak olan Hizbullah adında bir partinin kurulması için çalışmalara başlanmıştı.
Cumhurbaşkanı Sedat’ın katilleri silahlı Cemaat-ı İslamiye’ye, Cumhurbaşkanı Cemil’in katilleri de Suriye Ulusal Partisi’ne mensup bir Hıristiyan’dı.
İki cumhurbaşkanının öldürülme gerekçesi “Ulusal Direniş” cephesi tarafından barış sürecinin bozulmak istenmesidir. Bu, Sedat’ın barış planını uygulamak konusundaki kararlılığı karşısında kurulan, Suriye’nin Esed’i ve Libya’nın Kaddafi’si ile şiddet cephesinin liderliği için yarışan bir yapıdır. Cezayir, Güney Yemen ve Filistin Kurtuluş örgütünün de iştirak ettiği bir cephedir.
Bu siyasi iklimde, radikal Arap hükümetleri şimdiki terör örgütlerinin rolünü oynuyor ya da kurtuluş olarak adlandırılan grupları kullanıyorlardı.
Yeni seçilen Lübnan cumhurbaşkanını öldüren suikastçı Habib Shartouni, Cemil’in seçilmesini Lübnan’daki siyasi ve askeri varlığına karşı bir meydan okuma olarak gören Suriye rejiminin elindeki bir araçtan başka bir şey değildi. Shartouni, işlemiş olduğu bu suçtan sonra tutuklanmış ve sekiz yıla hapsedilmiştir. Suriyeli güçler, ülkenin neredeyse tamamını ele geçirdiklerinde onu serbest bırakmışlardır.
Lübnan’da liderler, binlerce masum insanla birlikte bölgenin dağılmasına ve kaosun artmasına neden olan bu kirli oyuna karşı hayatlarını feda ettiler.
Filistinlilerin kendi kararlarını vermelerine izin vermemiş, savaşmamış, barışa katılmamış örgütlerin engellemelerinden dolayı Filistin halkının haklarını kaybettik.
Beşir Cemil’in katili özgürce yaşıyor. Yargının yaptığı ise onu sadece gıyaben idam cezasına çarptırmak olmuştur. 34 yıl gecikmeli olan ve belki de saygı duyulmayan böyle bir kararın çıkmaması, çıkmasından daha iyi olurdu. Katil, basına verdiği mülakatla ortaya çıktı, devlet ve kurumlarını alaya aldı. Bunu ilk defa da yapmıyor!
Bu şekilde özgürce yaşayan sadece Shartouni değil. Uluslararası mahkeme, diğer Lübnan liderlerinin katilleri ile birlikte kimliklerini deşifre edip tutuklanmalarını talep etmesine rağmen eski Başbakan Rafik Hariri’nin katilleri de güvenli ve korunma altında hayatlarını devam ettiriyorlar.
Lübnan’da adalet, göreceli bir konudur. Mesela Ahmet Esir de başka bir katil. Hizbullah’a düşman olduğu için hemen tutuklandı ve idamla cezalandırıldı. Cezayı hak etmiş de olabilir. Ancak Shartouni, cumhurbaşkanı ve bunun dışında yirmi siyasetçiyi öldürdüğünü bizzat itiraf etmesine rağmen mahkeme sadece teorik bir karar almakla yetindi. Ve hiç kimse de adaleti tesis etme kararlılık ve cesaretini göstermedi.