Bir damla kan dökmeyen Dünya Kupası generalleri

Hiçbir tarih yok. Telefon görüşmeleri yasak. Bekçilerin gerginliği anlaşılır, komut kademesini rahatsız etmeyecek bir sonuç istiyorlar. Muhafız komutan, zaferin yarım bir gülümsemeye boyun eğen kişi ile geleceğine inandı. Beraberindekiler, onun içini rahatlatacağını düşündükleri şeylerden başkasını

Bir damla kan dökmeyen Dünya Kupası generalleri

Hiçbir tarih yok. Telefon görüşmeleri yasak. Bekçilerin gerginliği anlaşılır, komut kademesini rahatsız etmeyecek bir sonuç istiyorlar. Muhafız komutan, zaferin yarım bir gülümsemeye boyun eğen kişi ile geleceğine inandı. Beraberindekiler, onun içini rahatlatacağını düşündükleri şeylerden başkasını söylemiyor. Onu ekranlarla baş başa bırakma isteğine uyuyorlar.

Sayın Başkan, kritik bir saatte görülmek istemiyor. Hoşnut, telaşlı, korkmuş veya kızgın görünmek istemiyor. Stadyuma giderek bir maceraya atılmaz. Kendi topraklarında ve halkı arasında kaybetmek ona ağır gelecektir.

İnsanların yenilginin yarasına yara bandı yapıştırır gibi alkışlamalarını dinlemek de. Oyun oynayabilen Medvedev stada gitti. O, kazanır veya kaybeder. Ama Başkan öyle değil. Onun kaderi, girdiği her oyunun sonunda kazanmaya programlanmış.

Bu bir futbol mücadelesi; iki devlet veya ordu arasında bir karşılaşma değil. Kaybeden ve kazanan şeklinde bitmesi gerekmiyor. Zaman, iki günden ibarettir: Biri senin günün diğeri de kaybettiğin gün. Kendini ikna etmeye ve en kötüsüne hazırlamaya çalışıyor.

Abartmak için hiçbir sebep yok. Maçın sonucu ne onun kaderine etki edecek ne de ülkesinin. Ancak kaybetmeyi sevmiyor. Yenilme düşüncesi, boğazına çöküyor. Hayat tecrübesi onu başarılara ve zaferlere bağımlın kılmış. Bu yüzyılın başından beri sahada top döndürüyor. İleri atılıyor, geri çekiliyor, kıvrılıyor. Topu kapıyor, rakiplerini atlatarak karşı takımın ağlarını sallandırıyor ve rakiplerini ezmekle oldukça zevkleniyor. Şu ana kadar yüzyılın en iyi golcüsü. Ronaldo, Messi ve Neymar da kimmiş… Dikkat etmek gerekir; o, tarih sayfaları üzerinde oynuyor. Büyük Petro (1. Petro), 2. Katerina ve Joseph Stalin ile yarışıyor. Beyaz Saray’da oyuncu değişikliği yapıyor ama kendisi her daim kalıyor. Oynuyor, başkalarını atlatıp onların ağlarını titretiyor.

Gülümsüyor. Futbol karşılaşmaları milletler arasındaki sıcak savaşların bir altertanifiymiş gibi. Almanya ve Fransa takımları karşılaşsa, Fransızlar’ın aklına Şanzelize (Champs-Elysees) sokaklarını arşınlayan Hitler’in resmi geliyor. Fransa ve İngiltere karşılaşsa İngiliz halkçı gazeteler, Napolyon, Waterloo ve savaşçıları ile birlikte batan gemilerin dosyasını açıyorlar. Sanki devletler, geçmişin şeytanlarının peşine düşmüşler. Halklar, yaralarını kaşımaktan zevk alıyor gibi.

Dünya Kupası’nı organize etmedeki başarısı ile yetinmesi gerekiyor. Ülkesine karşı sevgisinden ötürü suçlanamayacak olan John Bolton, Amerika’nın Rus tecrübesinden ilerleyen zamanlarda yararlanacağını ifade etti. Ancak imaj saplantılı… Kendi imajı ve onun gölgesindeki ülkesinin imajı. Bu savaş dizisi, Rusya’nın kendi topraklarında taçlandırılması ile sona erse ve halkı ile Rusya’nın sahasında kupa kaldırsa ne güzel olur. Ardından o kupayı alıp ofisine getirse ve Kırım, Dera ve daha başka pek çok kupanın yanına yerleştirse. Sonra da Donald Trump ile sadece sözleşerek kazançlı çıkacağı başka bir Dünya Kupası’nda el sıkışmak üzere Helsinki’ye yöneleceği ertesi güne uyansa.

Futbol ve onun sürprizlere kapı açma, kahramanlar ve yıldızlar üretme yeteneği kendisini şaşkına çevirdi. Gençler, ekranları dolduruyor ve ülkelerindeki coşkunun fitilini ateşliyor. Milyonları bir araya getirip erken yaşta tarihe kazınıyorlar. Futbol, yani çağın general üreticisi. Adı sanı bilinmeyen bir genç, sıkı bir vücutla gülle gibi atılıyor; sonra da gülle boşa gitmesin diye manevralar yapmaya başlıyor. Ekranlar, kim olduğu bilinmeyen bir gencin resmini yakın takibe alıyor ve rakip takımın ağlarına yaklaştığı esnada nefeslerini tutan kozmik köyün yanına taşıyor. Güç, şöhret, ışıltı, gürültülü bahisler, gerilmiş sinirler ve sinirlerini oyuncuların ayaklarının arasına atan kalabalıklar, milli gurura sıkı sıkıya bağladıkları bir zafer dileniyor. En zoru da taraftarların ve kameraların gözaltında olmak, yeteneğinin sana ihanet etmesi ve pasın, yanlış bir tercihle boşa çıkması. Üzerinize bahis oynayanlar size öfkelenecek. Değil mi ki onlar zaferin zevkini ve intikamın tadını kendilerine sunacağınıza inanmışlardı.

Kendi ülkesinin takımı önünde Hırvat takımı ile inatlaşmaya devam ediyor ve parmakları ile gerginlik sızdırıyor. KGB’nin yolunu nefesi kesilmiş bir şekilde adımladığında daha gençliğinin başındaydı. Orada kendisine ilk önce öfkesine ve tepkilerine hâkim olmayı, niyetini açık etmeyen soğukkanlı ve tarafsız bir ifade takınmayı, rakibi şaşırtıp geri dönüşü olmayan bir atış için altın fırsatı değerlendirmeyi öğrettiler. Kaleci ve takipçilerinin belini kıran bir atış.

Bu büyüleyici yuvarlak bir tabancadır. ‘Güçlü’ olarak gelenleri terbiye etmeyi üstlendi. Almanya, Merkel hükümetinin göçmen dosyasının ağırlığı altında ezilmesi yetmezmiş gibi erkenden gözden kayboldu. Bir günah keçisi bulmaya çalışıp Türk soylu olarak Almanya’ya gelen Mesut Özil’i eleştirenler var. Özellikle de Recep Tayyip Erdoğan ile fotoğraf çektirmeyi kabul etti diye. Futbol ve ulusal erime konusundaki tartışma yenilendi. Birileri Fransa ve Belçika’nın altın kareye ulaşmasında göçmen çocuklarının gözle görülür katkısını hatırlatarak geldi. Birileri de yaralı generalleri ile birlikte mekânı terk etti. Arjantin, Messi, Portekiz Ronaldo ve Brezilya da Neymar ile. İspanya, yolunu kaybetti.

İngilizler Brexit savaşını unutarak bakışlarını, rejimini kendi topraklarına sinir gazı göndermekle suçladıkları ülkeye diktiler. Üç aslan takımı (İngiltere milli takımı), onları uzun süren bir yenilgiden çıkardı. Takım Kaptanı Harry Kane, yetişkinler takımındaki konumunu pekiştirdi. Teknik Direktör Gareth Southgate, takımın kazanmasını sağlayan ‘birlik ruhunu’ aşılayan kişi olarak övgüyü hak etti. Açıkça görüldü ki İngilizler, Downing Sokağı 10 Numara ismini unutabilir ama asla takım kaptanı ve teknik direktörün adını unutamaz.

Karşılaşma, Sayın Başkan’ın sinirlerini gerdi. Hırvatistan’ın zaferini kutlarken ve Hırvatistan Başkanı’nı Medvedev’in yanında dans ederken gördü. Putin, maç sonucunun zehrini yudumluyor. Önemli olan Helsinki’de parlak bir golcü olmak ve Atlantik’in, AB’nin ve küresel ticaretin ağlarını sarsan Trump’ın ağlarını delmektir.

Dünya Kupası bir damla kan dökmeden isim yapan generallerin sezonudur. Ancak sadece bir sezondur. Yarın, dünyanın istikrarı ve ekonomisi ile kıyıcı bir şekilde oynayan kadim generallerin sezonu açılıyor…