BM’nin yeni Yemen elçisinin vazifesi ve geçmiş deneyimler

BM Güvenlik Konseyi, geçtiğimiz 15 Şubat Perşembe günü İsmail Vild eş-Şeyh’in yerine Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilciliğine Martin Griffiths’in atanması kararını onadı. Güvenlik Konseyi üyelerinin aday işlemine yönelik onayını BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ilan etti. Martin Griffit

BM’nin yeni Yemen elçisinin vazifesi ve geçmiş deneyimler

BM Güvenlik Konseyi, geçtiğimiz 15 Şubat Perşembe günü İsmail Vild eş-Şeyh’in yerine Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilciliğine Martin Griffiths’in atanması kararını onadı.

Güvenlik Konseyi üyelerinin aday işlemine yönelik onayını BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ilan etti. Martin Griffiths böylece hâlihazırdaki Yemen krizinde üçüncü ve genel olarak da beşinci uluslararası arabulucu oldu. BM’nin Yemen’de ardı ardına gerçekleşen krizlere yönelik 26 Eylül 1962’de imameti deviren askeri darbedeki arabuluculuğuyla başlayan ilgisini ele alacak olursak; öncelikle BM Genel Sekreteri Amerikalı U Thant, Yemen’deki durumu sakinleştirmesi ve Mısır ve Suudi Arabistan arasında görüş birliğini sağlaması için Nobel Barış Ödülü’ne sahip Ralp Bunche’ı atamış (Ocak, 1963) ve bu çabalar karşılığını vermişti.

BM, Yemen krizine eski Başkan Ali Abdullah Salih 1994 yılında güneye karşı savaş ilan ettiğinde bir kez daha dâhil oldu. BM, Butros Butros-Gali’nin genel sekreterliği döneminde Sana ve Aden arasında arabulucu olarak Lahdar İbrahimi’yi atadı. Bu mevzuda en dikkate değer olan şey, güneyin Sana ve Aden arasındaki birliğin bozulmasına yönelik arzusunun 1994 yılındaki savaşın başlıca sebeplerinden birisi olduğu bir durumda Başkan Salih’in önemli bir diplomat olan Lahdar İbrahimi’ye Yemen’deki en yüksek dereceli Vahdet Madalyası’nı vermiş olması değil midir?

Mevcut Yemen krizindeki ilk uluslararası elçi Genel Sekreter Ban Ki-mun’un Irak-Amerika savaşı dönemindeki geçmiş deneyimlerine bakarak seçtiği Cemal Bin Ömer’dir ki Irak’ta BM ile beraber çalışanlardan bir diğeri olan ve Libya krizinde uluslararası elçi olarak görev alan Doktor Gassan Selame’nin Sorbonne Üniversitesi’nden arkadaşıdır. Açıkça görülmektedir ki bu durum, Arap krizlerine müdahil olma sürecinde BM’nin ve Genel Sekreterlerinin Arap çatışma bölgelerine temsilci seçme işini kolaylaştıran bir unsurdur.

Cemal Bin Ömer’i halefi İsmail Veled Şeyh’e (2015-2018) kıyasla daha uzun bir süre görevde tutan (2011-2015) belki de Irak ve diğer Arap bölgelerindeki tecrübeleridir. Bu noktada BM Genel Sekreterinin kişiliği ve onun tarafından atanan arabulucuların yeterlik ve tecrübelerinin çatışan tarafları birbirine yaklaştırmada elçinin başarısı veya görevinin aksamasındaki belirleyici rolüne işaret etmek gerekir.

Şüphesiz Eski BM Genel Sekreteri U Thant’ın şahsiyeti, 1963 yılındaki Yemen krizinin uyum içinde çözüme kavuşturulmasında etkili olmuştur. Nitekim O, selefi Dag Hammarskjöld’ün izinden giderek Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri tarafından yetkilerinin sınırlandırılmasını kabul etmedi ve 1963 yılında Cumhurbaşkanı Abdunnasır’ın Sina’daki BM güçlerinin çekilmesi talebi üzerine konseye başvurmadan BM sözleşmesindeki yetkilerini kullandı.

Aynı şekilde Genel Sekreter Butros-Gali’nin kişiliği, Yemen birliği krizinin iç yüzünü bilmesinde ve Yemen’deki Mısır tecrübesinde kendisini gösteriyordu. Zira 1994 yılında 924 ve 931 numaralı BM Güvenlik Konseyi kararlarının çıkmasının yolunu açtı ki bu iki karar, krizin boyutlarını ve meclis üyelerinin Yemen birliği ve onun korunmasının gerekliliği ile alakası olmayan kararları kabul etmesini anlamaya yaradı. Hepsinden önemlisi, bu sefer tersine olarak Genel Sekreter Ban Ki-mun’un zayıf şahsiyeti, Cemal Bin Ömer’e Güvenlik Konseyi üyelerine bu kararları sunmasında yardımcı bir etken olurken Güvenlik Konseyi’nin bunu rapor etmesi ve Sana’nın bunu savaş çığırtkanlığı olarak yorumlamasıdır. Güvenlik Konseyi, 2011 senesindeki 2014 sayılı karardan 2015 yılındaki 2216 sayılı son ve başlıca karara kadar Yemen krizi ile alakalı tüm kararlarını onun döneminde çıkarmıştır. Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ve özellikle de Suudi Arabistan da bu konuda katkı sağlamıştır.

2216 sayılı son karar 14 Nisan 2015 tarihinde çıkarılmıştır. Vild Şeyh ise 27 Nisan 2015’te arabuluculuk görevine başlamıştır. Vild Şeyh, 2016 yılındaki Kuveyt Konferansı’nda çatışan tarafları ikna etmede takdire değer bir rol oynamıştır. Bu ikna çalışmasında ev sahibi ülke Kuveyt’in desteği ile bir sonuca varılmak üzereydi ki Husilerin sert tutumları ve Salih yanlılarının tavırları Kuveyt’teki konferansın barış ile neticelenmesine engel oldu.

Martin Griffiths’in atanmasındaki yenilik, önceki iki elçi Lahdar İbrahimi ve Vild eş-Şeyh’in Kuzey Afrika’dan olmasına karşılık İngiltere vatandaşı Martin’in devletinin de Amerikalı Ralph Bunche’ın devleti gibi Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üye devletler arasında yer almasıdır. Bununla beraber Martin, engin tecrübesiyle BM nazarında Avrupalı diplomatların en önemlilerinden biri kabul ediliyor. Nitekim özgeçmişinde de çatışmaların çözümü, müzakere ve insani konuların yanı sıra Arap ilişkilerinde uluslararası uzmanlardan biri olduğu belirtiliyor.

BBC ise onun hakkında yayımladığı bir raporda, Yemen’in durumuna ve zorluklarına yönelik yaptığı açıklamaya işaret etti. Griffiths’in bu açıklama ile varmak istediği hedef, görevinde başarılı olması durumunda çatışan taraflar arasında barışı sağlayıp insani krizi çözebildiğini göstermek; başarısızlık halinde ise Suriye, Irak ve Güney Sudan’daki diğer Arap krizlerine oranla Yemen’deki görevin zorluğunu belirterek başarısızlığına önceden zemin hazırlamış olmaktır. Kesin olan şu ki Yemen’deki krizin taraflarının elde ettikleri ve son gelişmeler sorunu çözmesinde ona yardımcı olacaktır.

Meşru hükümete darbe yapanlara gelince; artık birbirine denk iki taraf yok. Salih’in suikast neticesinde ortadan yok olması, Genel Halk Kongresi Partisi ile temsil edilen taraftarlarının askeri ve siyasi anlamda dağılmasına yol açtı. Şimdi sahneye çıkan başlıca güç, Husiler’in siyasi kolu Ensarullah grubudur. Bu noktada ideolojik bir grup tarafından temsil edilen ve savaşın getirdiği insani krizle boğuşan Yemen ve halkını kurtarmak için müzakere düzenlenerek siyasi tavizlerin kabul edilmesini zorlaştıran bir Pers bağlantısı mevcut. İran karşı karşıya kaldığı ekonomik krize rağmen Husilere olan desteğini öyle ya da böyle sürdürüyor. Hâlbuki söz konusu kriz, son zamanlarda İran ve devletin Körfez ülkelerinin güvenliğini tehdit etmek için kendisine bağlı dış güçlere yaptığı devasa harcamalar yerine iç işleri ile ilgilenmesini isteyen İranlıların yaşadığı acıların bir tercümesiydi.

Buna karşılık siyasi manada çözümün hızlandırılması için meşru hükümetin başta Suudi Arabistan olmak üzere Arap İşbirliği ülkelerinin desteğiyle gerçekleştirdiği askeri zaferlerden faydalanılabilir.

Yeni uluslararası yetkilinin cevaplaması gereken soru şu: Yemen krizi, meşru hükümet ve darbeciler ile sınırlı mıdır yoksa köklü bir çözüm istenildiği takdirde daha da derinleşebilir mi?

1994 yılında Salih, Güney Yemen’e karşı savaşı kazanmış ve bölgeyi zorla ele geçirmişti. Ancak kuzeydeki 2011 Şubat isyancılarından etkilenen ve Salih rejiminin düşmesine yol açan Güney hareketinin doğuşundan sonra Güney’i ve idaresini kaybetti. Meşru hükümet, Husilere karşı ezici bir üstünlük elde ederse güney krizi çözülmeksizin Yemen krizi hallolur mu? Yoksa bu geçici ve aşamalı bir çözüm mü olur? 1963 yılında BM, Mareşal Abdullah Sellal, Kral Faysal Abdulaziz ve Cemal Abdunnasır’ın aracılığıyla Yemen krizini sona erdirmede başarılı olmuştu. Şimdi yeni elçinin Yemen’de barışı gerçekleştirme çabasının sonuç vermesi, Yemen halkının istediğini elde etmesi ve Arap yarımadası ve körfezine emniyet ve istikrarının geri gelmesi için aynı zafer tekrar elde edilebilir mi? Bu soru çok da uzak olmayan bir gelecekte cevabını bulacaktır.