Bölgedeki İran gerilimi

Biz, yıllardır DEAŞ terör örgütüyle savaş içerisindeyiz. Savaş, bölgeyi yıprattı. Aynı zamanda bölgeyi; örgütün ortaya çıkışına, faaliyetlerine ve örgütü destekleyen güçlere eşlik eden sırlardan dolayı varsayımlar ve belirsiz analizler girdabına sürükledi. Savaş, tamamen olmasa da bölgeyi temel ve e

Biz, yıllardır DEAŞ terör örgütüyle savaş içerisindeyiz. Savaş, bölgeyi yıprattı. Aynı zamanda bölgeyi; örgütün ortaya çıkışına, faaliyetlerine ve örgütü destekleyen güçlere eşlik eden sırlardan dolayı varsayımlar ve belirsiz analizler girdabına sürükledi. Savaş, tamamen olmasa da bölgeyi temel ve esas sorunlarından uzaklaştırdı.

Fetih ve Hamas yakınlaşması; Filistin’deki grupların birleştirilmesi, aralarındaki karışık geçmişin aşılması ve bu yakınlaşmanın Filistin meselesinin uluslararası düzleme yansıması anlamına geliyor. Bunun yanı sıra DEAŞ örgütünün tamamen temizlenmesiyle ilgili işaretler ortaya çıktığında birtakım siyasi analizler, bölgedeki nispi rahatlama senaryolarından özellikle de terör olgusunu engellemekten bahsetmeye ve meseleye belirgin bir şekilde yaklaşmaya başladılar.

Fakat bunların geciktirilmesi, asıl sorun gün yüzüne çıkana kadar bölgede büyük sorunlarla yüzleşmenin ertelenmesine neden oldu. Asıl sorun ise, İran ve İran’ın bölgedeki istikrarı sarsma rolüdür.

Son yıllarda Ortadoğu’da meydana gelen olayları gözden geçirdiğimizde İran’ın artan müdahaleleri, zaman ve coğrafya bakımından açık bir tehdit unsuruydu.

Öyle görünüyor ki bugün bu tehdit, zaman ve coğrafya açısından daha da belirginleşmeye başladı. Bu da bölgenin; İran’ın nükleer dosyası ve bölgedeki mümessilleri konusunda endişelenme sürecini geçtiği anlamına geliyor.

Son haftalarda ve son Riyad hadisesinden sonra; endişenin, endişe boyutunu geçtiğini ifade eden yeni işaretler ortaya çıkmaya başladı. İran tehdidi ve İran’ın müdahaleleri hakkında güçlü bir şekilde konuşulmaya başlandı. Bu, İran’a bağlı tarafların da doğruladığı bir konuşmadır.

Belki de Lübnan, İran geriliminin bölgedeki en iyi örneğidir. Bununla Saad Hariri hükümetinin istifasını kastediyoruz ki bu istifa, birçok tartışmalara neden oldu; ancak asıl Lübnan meselesi üzerinde tartışılmadı. Lübnan’ın durumu, bölgedeki çatışmaların gerilemesine bağlıyken Lübnan nasıl tehdit altında diye ele alınmadı.

Maalesef harici planlar, güvenliğini ve istikrarını Lübnan’ın dışındaki amaçlara bağlı hale getirecek şekilde Lübnan’ın dâhili planlarına üstün geldi.

Şu ana kadar İran, hala fotoğrafın dışında yer alıyor ve fotoğrafın dışından müdahale ediyor. Aslında istikrarlı olmayan bölgeyi fotoğrafın dışından sarsıyor. İran, güçlü bir şekilde fotoğrafın arkasından hareket ediyor.

Belki de İran’ın Saddam Hüseyin zamanında Irak’la girdiği kanlı ve şiddetli savaştan çıkardığı ders, yüz yüze savaşmamaktır. İran, emelleri ve projesi için yeni bir strateji geliştirdi: Fotoğrafta görünmeme stratejisi.

Eğer İran eksenine kuvvetli bir şekilde baskı yapılırsa ve Körfez krizi bilinçli ve mantıklı bir şekilde çözülürse; bölgede meydana gelen provokasyon, çatışmanın artması ve büyümesi gibi olaylar, İran’ı fotoğraf karesinde gözükmeye mecbur edebilir. Suriye ve Katar meselesinde meydana gelen gelişmeler, Irak’taki yönetim ve servet dağılımı ile bunun mezhepsel etkisi ve şu anki kriz, bütün bunlar, Ortadoğu’da güçlü bir fırtınanın başlama ihtimalini gösteriyor. Durum, endişe boyutunu çoktan geçti.

Aslında endişe süreci, devrimler başlamadan önceki süreçti. 14 Ocak 2011 tarihinde Tunus devriminden bu yana ilgi ve öncelikler, diğer ülkelerin tanıdığı genel harekete yöneldi. Bu da genel olarak bölgeye ve Arap ülkelerine yansıdı.

Dolayısıyla bu hafta düzenlenen Arap Dışişleri Bakanları Toplantısı, bildiri yönünden sakinleştirmeye ve planlarına hizmet etmek için sınırları dışından faaliyet gösteren İran gerilimini frenlemeye çalışıyor gibi gözüküyor. Kınama ve nispi tehditten öteye geçmeyen bildiriyi, siyaset dilinde daha kötü senaryoyu bertaraf etmeye çalışmak olarak addetmek mümkündür.

Bize göre bütün bunlar, İran’ın kışkırtmalarını ve müdahalelerini artırmaya teşvik ediyor. Artık bu müdahalelere ve kışkırtmalara karşı kesin bir tavır sergilenmeli.

Daha tehlikeli gerçek ise, bölgede Arap-İran çatışması hakkında objektif ve profesyonel medya çalışmalarının olmamasıdır. Bu durum, çatışmayı okuyup anlama bağlamında bir dezenformasyon olduğunu gören Arap kamuoyunu olumsuz yönde etkiledi. Haber kanallarının Suudi Arabistan ziyaretine yoğunlaşarak Saad Hariri hükümetinin istifasıyla ilgilenmeleri, belki de dezenformasyona en güzel kanıttır.