Bomba yüklü gemi
Suheyrat Anlaşması’na göre Libya’daki siyasi gruplar arasında uzlaşmayı sağlamak için uluslararası girişime bağlı rahatlama hissiyle birlikte Libyalılar, bu uzlaşmanın Libya’nın yeni anayasasını oylamayı kapsayacak siyasi bir sürecin temel taşı olmasını ve Birleşmiş Milletler’in (BM) gözetiminde baş
Suheyrat Anlaşması’na göre Libya’daki siyasi gruplar arasında uzlaşmayı sağlamak için uluslararası girişime bağlı rahatlama hissiyle birlikte Libyalılar, bu uzlaşmanın Libya’nın yeni anayasasını oylamayı kapsayacak siyasi bir sürecin temel taşı olmasını ve Birleşmiş Milletler’in (BM) gözetiminde başkanlık ve milletvekili seçimlerinin yapılmasını ümit ediyor. Araştırma sürecinin devam etmesine rağmen bunlar olumlu gelişmelerdir. Fakat aynı zamanda Libyalılar, yeni bir direniş ve terörü defetme faslına şahit olmaktadır. Libyalılar, Libya’nın kuzey limanlarından, güneyde Sudan ve doğuda ise Mısır sınırından gelen silah ve terörist akınını dikkatle takip ediyor.
Kaddafi rejiminin yıkılmasından sonra cehennem kapılarının açılması gibi silah depoları açıldı. Libya; Mısır, Tunus ve Çad gibi komşu ülkelere tehdit oluşturan silah kaynağıydı. Mısır’da özel silahlı saldırılar düzenlendi. Bu saldırıların Libya’dan getirilen silahlarla yapıldığı tespit edildi. Bugün biz, farklı bir durumla karşı karşıyayız. Libya, dışarıdan gelen silahların kaynağı oldu. Bu da teröristlerin köşeye sıkıştırıldıktan sonra Suriye ve Irak’tan kaçan teröristleri karşılamak için Libya’nın son karşılama merkezi olduğuna dair önceki kanaatleri doğruluyor ve bildiklerimizi sağlamlaştırıyor. Irak ve Suriye’de DEAŞ’ın yok edildiği söylemi, aslında onların fiili olarak yok edilmesi anlamına değil coğrafi olarak dağıtılması anlamına geliyor. DEAŞ’ı besleyen elin onları yeniden bir araya getirmesi mümkündür. Onların ortadan kaybolup yok olması ise mümkün değildir.
Libya, siyasi çözümü geciktirecek, Müslüman Kardeşler örgütüne bağlı silahlı gruplara imkân verecek ve Libya ordusu tarafından aldıkları kayıpları telafi edecek silahlı bir şebekenin yeniden inşa edilmesi için bölgesel bir komployla yüzleşiyor. Yunanistan Sahil Güvenlik Güçleri’nin patlayıcı yapımında kullanılan 410 tonluk malzemelerle yüklü Andromeda gemisine el koyduğu haberi bunu doğruluyor. Gemi, Libya’nın Mısrata Limanı’na gitmek için Mersin Limanı’ndan yola çıkmıştı. Olay, Türkiye’yi zor duruma sokarak kendisini savunmaya sevk etti. Türkiye, büyükelçiliği aracılığıyla Tanzanya bayrağı taşıyan kiralık geminin Libya’ya değil Süveyş kanalından geçerek Etiyopya’ya gitmek için Türk mallarıyla yüklendiğini ifade etti. Fakat Yunanlı yetkililer, gemi mürettebatının geminin rotasını Mısrata’ya çevirmek için kendilerine emir geldiğini söylediklerini ifade etti. Geminin Etiyopya istikametine gittiğine dair gemide herhangi bir belge ya da haritanın bulunmadığını belirttiler. Türkiye’nin zor duruma düştüğü görülüyor. Çünkü silah yüklü gemilerin Türk limanlarından Libya’nın doğu limanlarına gitmesi ilk kez meydana gelmiyor. Fakat bugünkü fark ise Libyalı askeri ve siyasi şahsiyetler, sahada gerçekleştirdikleri askeri başarılardan ve DEAŞ ile Müslüman Kardeşler hesabına çalışan silahlı unsurların kontrolü altında bulunan bölgeleri kurtarmalarından dolayı daha bilinçli ve daha cesaretli hale gelmeleridir. Özellikle BM Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame, meseleyle ilgili BM tarafından bir soruşturma yürütüleceğini belirttikten sonra Libyalı askeri ve siyasi şahsiyetlerin şevkleri arttı ve mücadeleden vazgeçmediler.
Bomba yüklü gemi meselesi, sadece Libya’yla sınırlı değil. Örneğin Mısır, sınırları üzerinden silahların kolay bir şekilde geçmesi sebebiyle kendisine büyük bir güvenlik tehdidinin oluşacağını düşünüyor. Mısır, bunu uluslararası bir mesele haline getirerek güvenliğini sarsmada, Libya’yı kuşatma altına alarak onu sokak savaşlarına yeniden döndürmede ve 2011 devrimlerinden sonra başarılı olduğunu zannettiğimiz Tunus modelinin ince bir buz tabakası üzerine bina edildiği ortaya çıktıktan sonra, bugün olduğu gibi o sıkıntılı dönemde Tunus Kalkınma Partisi’nin desteklenmesinde Türkiye-Katar-Sudan ekseninin rolünü açıklayacak uluslararası bir soruşturma yürütülmesini talep edebilir.
Libya, Mısır ve Tunus’a karşı üç tarafı yani Türkiye, Katar ve Sudan’ı bir araya getiren şey nedir? Gerçekten ortada bir komplo mu var yoksa bu, sadece bir öngörüden mi ibaret?
Bugün bir Yunan adası kıyısında alıkonulan gemi hadisesi, Türkiye’nin Libya’daki operasyonları finanse ettiğine dair yeni bir kanıttır. Bizim terör olarak isimlendirdiğimiz şeyi onlar, gruplarına özellikle de Bingazi isyancılarına destek olarak isimlendiriyorlar. Müslüman Kardeşler’den çatışmalarda yaralananların ayan beyan Türk hastanelerinde tedavi edilmek için nasıl nakledildikleri belgelenmişti. Bugün silah yüklü gemi meselesiyle birlikte Türkiye’nin geçtiğimiz 6 yıl boyunca Libya’ya gönderilen kargolar hakkında daha ikna edici mazeretler bulması gerekiyor.
Sudan’a gelince, Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hartum’a yaptığı son ziyaret esnasında Türk işbirliğine elini uzattı. Ömer el-Beşir, pragmatik bir adamdır. Fakat Ömer el-Beşir hükümetinin ileri görüşlü olmadığı görülüyor.
Katar’ın Libya’ya karşı tutumu eskilere dayanıyor. Kral Abdullah bin Abdülaziz’e suikast yapmak için Kaddafi rejimiyle işbirliği yaptıktan ve Suudi Arabistan’ın güvenliğini sarsma girişimlerinden sonra Kral Abdülaziz’e ihanet ederek onu öldürdüler. Sonra da Libya’ya egemen oldular. Libya tarihi, yeni doğmuş devleti ele geçirmek ve diktatörün ölümünden sonra yeni bir hayatı ümit eden iyi ve kültürlü halka ve zengin kaynaklara sahip topraklar üzerinde Müslüman Kardeşler’in otoritesini yüceltmek için Katar’ın silah ve parayla müdahale etmesi sonucu Kaddafi devrildikten sonra, Libya’nın çok sıkıntı çektiğini yazacak. Katar, Libyalı halkın ümitlerini yok ederek hayallerini toprağa gömdü. Katar’ın hırsı, Körfez’de küçük bir toprak parçasından başlayarak Libyalıların hayatını 7 yıldır devam eden bir cehenneme dönüştürmek için Kuzey Afrika’ya kadar uzandı.
Çünkü Arap dörtlüsünün Katar’a uyguladığı ambargo krizi, Katar’ın ekonomik durumunu hala etkilemektedir. Doha, Londra gibi Avrupa kentlerindeki mal varlıklarını satarak likidite sağlamaya çalışıyor. Söz konusu likidite, Katarlı vatandaşın yaşadığı onurlu yaşam düzeyinin devam etmesi için değil aksine Katar, imajını güzelleştirmek maksadıyla medya pazarlama şirketleriyle anlaşmalar yapmak, Libya, Suriye, Bahreyn ve Sudan’daki operasyonları yürütmek, kolaylaştırmak ve terörü desteklediğini kanıtlayan deliller konusunda birtakım örgüt ve devletlerin sessiz kalmasını sağlamak için parasını tüketiyor. Bu hususta Katar, güç gururu ve otoriter eğiliminden dolayı sınırları dışında kaynaklarını tüketen İran rejimine benzemektedir.
Uluslararası güçler, Libya’nın güvenliğine ve istikrarına karşı kurulan ve BM Libya Özel Temsilcisi Gassan Selame’nin çabalarını yok etmekle tehdit eden söz konusu komplodan Libya’yı kurtarmak için hareket etmediği sürece Libya’nın durumu tehlike içerisindedir.