Burka savaşı ve politik oportünizm
Eski İngiliz Dışişleri Bakanı Boris Johnson, Pazartesi günü ‘The Daily Telegraph’ gazetesinde yayınlanan bir makalesinde, burkalı Müslüman kadınları “posta kutularına” ve “banka soyguncularına” benzetmesi üzerine yaygın ve hala sürmekte olan bir tartışma yarattı.
Eski İngiliz Dışişleri Bakanı Boris Johnson, Pazartesi günü ‘The Daily Telegraph’ gazetesinde yayınlanan bir makalesinde, burkalı Müslüman kadınları “posta kutularına” ve “banka soyguncularına” benzetmesi üzerine yaygın ve hala sürmekte olan bir tartışma yarattı. Bazıları, Johnson’ın kullandığı dili İslamofobiyi körükleyen bir dil diye nitelerken, parlamenterler de dahil olmak üzere birçoğu eski bakanın çabalarını siyasi kredisini artırmaya yönelik ve muhafazakâr Parti’nin liderlik arayışında popülizm ve aşırı sağ ile flört dahil, her türlü yönteme başvuran bir oportünist olarak niteledi.
Başbakan Teresa Mae, Johnson’dan açıklamalar ve provokatif ifadeler için özür dilemesini isteyen seslere katıldı. Mae, parti liderliğine potansiyel rakip olabilecek eski bakanın, insanlara zarar veren bir dil kullandığına işaret ederek kadınların dini inançlarını gerektirecek şekilde ve istedikleri şekilde giyinmelerinin bir hak olduğunun altını çizdi.
Bu makalenin yazımına dek özür dilememekte ısrar eden Johnson, «Sky News» TV kanalına kendisine yakın bir kaynak vasıtasıyla mesaj vermekle yetindi ve mesajında ‘Bizim önemli konularda tartışmayı susturma tuzağına düşmememiz gerekir, zira; liberal değerleri savunmazsak sahayı gericiler ve aşırılıkçılara bırakmış oluruz’ dedi.
Johnson’ın burkayla ilgili açıklaması üslubunu yansıtmaktadır; iki anlam taşıyan şeyler söyler, ve her zaman bir konuyu söylerken tersini vurgular. Açıklamasını eleştirenler burka hakkında konuşmamasını veya susmasını istemedi, kullandığı provakatif dil ve burkalı Müslüman kadınlar hakkındaki ayrımcı ifadelere karşı çıktı ve ifadelerin aşırı sağ ile flört etmeyi ve İslamofobyayı körüklediğine işaret etti.
Johnson’ı eleştirenlerin bir noktaya daha dikkatleri çekiyor; Johnson (veya kendisine yakın kaynak) liberal değerleri savunurken BREXİT kampanyasında kullanılan dili kullandı, o kampanyada da ‘Britanya değerleri’ ve ‘hayat biçimimiz’ ve aşırı sağ oyları kazanmak için şovenist bir dil kullanılması. Johnson’ı eleştirenler, liberal değerlerden bahsederken bu değerlerin ve sloganların bir tek aşırı sağcılar kabilesine ait olmadığını, liberal değerleri savunmak burka takan Müslüman kadınları ‘banka soyguncusu’ veya ‘posta kutusu’ gibi betimlemelerle tiye alarak İslamofobya dalgasının ardından koşmak anlamına gelmediğini vurguluyor.
Burkayı eleştirmek Johnson’ın tabii hakkıdır, ama başkalarını küçük düşürmek ve alaycı, iğneleyici bir dil kullanmak hakkı değildir. Burka konusu Avrupa’da çok tartışıldı, bazıları konuyu bir güvenlik sorunu olarak ele alındı çünkü teröristlerin burkayı, Arap ülkelerinde bile, gizlenmek için kullandıkları bilinmekte. Sorun, burkanın sakin ve nesnel biçimde tartışılmasında değil, zaten İslam ülkelerinde dahi tartışma konusu olmuştu. Problem, bazı insanların burkayı diğer insanları tiye alma veya İslam ve Müslümanlığı aşağılama gerekçesi olarak kullanmasında veya İslamofobyanın aracı olarak istismar etmesinde.
Johnson’ın açıklamaları hakkındaki tartışmalar, iktidardaki Muhafazakar Partinin içinde çatışmaların arttığı ve liderlik kadrosunu geçirmek için aşırı sağ seçmene yönelimin arttığı döneme denk gelmesi dikkatlerden kaçmadı. Parti içi bu çatışmaların Muhafazakar Partinin Brexit konusunda beceriksizliğinin ortaya çıkması ve Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin (UKIP), güçlendiği ve sağcı seçmenlerin oyuna talip olduğu dönemde ortaya çıkması tesadüf değildir.
‘The Daily Telegraph’ gazetesindeki makalesinden sonra Johnson’ı eleştirenleri çoğu konuyu siyasete alet etmek ve aşırı sağ ile flört etmekle suçladı. Bazıları, Johnson’ın geçen ay ABD Başkanı Trump’ın eski stratejisti ve İslam’a karşı düşmanca bir dil kullanan Steve Bannon’la bir araya geldiğine dikkat çekti. Beyaz Saray’dan ayrıldığından beri, Bannon, Britanya aşırı sağı ve ‘Brexit’ taraftarı dahil olmak üzere, Avrupa’nın aşırı sağını desteklemek için enerjisini ve medya platformunu kanalize etti.
Günümüzde, eski Başbakan David Cameron’un döneminde bakanlık görevini yürüten ilk Müslüman kadın olan Baroness Warsi de dahil olmak üzere, Muhafazakar Parti içindeki İslamofobi fenomeninin araştırılması için çağrı yapan sesler var. Warsy, Johnson’ın sözlerine cevap verdi ve bir kez daha, İngiliz İşçi Partisinde Yahudi düşmanlığı konusunda yapılan araştırmaya benzer, Muhafazakar Parti içinde İslamofobinin yükselişine dair bir soruşturma talep etti. Kuşkusuz, İşçi Partisi içindeki bu güçlü araştırma hamlesiyle Muhafazakar Parti içindeki İslamofobi ve politikanın suiistimal etmesi ve çifte standart uygulanıp uygulanmaması hakkında birçok kişi karşılaştırma yapacaktır.
Büyük ihtimalle, Johnson’ın açıklamaları hakkındaki tartışmalar uzun sürmeyecektir, ama İslamofobya hakkındaki tartışmalar, en azından yakın tarihte, durmayacaktır, çünkü İslamofobyayı politik amaçlarla kullanmak isteyen siyasiler olacaktır.