Büyük dönüşümler döneminde büyük projeksiyonlar!

Bölgemizin büyük dönüşümlere sahne olduğu bu dönemde, Lübnan’ın iç ve dış politikasındaki projeksiyonların ve yanılgıların arttığı görülüyor. Bunların sonuncusu, UNESCO’nun seçim meselesinde ortaya çıktı. Seçimlerde Lübnan’ın seçimde gösterdiği kadın aday üçüncü oturumdan sonra çekildi.

Bölgemizin büyük dönüşümlere sahne olduğu bu dönemde, Lübnan’ın iç ve dış politikasındaki projeksiyonların ve yanılgıların arttığı görülüyor. Bunların sonuncusu, UNESCO’nun seçim meselesinde ortaya çıktı. Seçimlerde Lübnan’ın seçimde gösterdiği kadın aday üçüncü oturumdan sonra çekildi. Geriye yarışan üç aday kaldı: Katarlı, Mısırlı ve Fransız adaylar. Çin beş oyunu Mısır lehine kullanacağını açıklarken, Lübnan’ın sahip olduğu dört oy da tahminimce seçimlerin dördüncü turunda pişmiş armut gibi Katar’ın ağızına düştü. Çünkü yarışın son turu Katarlı ve Fransız adayları arasında geçti. O zaman Lübnan oylarını kimden yana kullandı? Lübnan İçişleri Bakanı Nihad Maşnuk, ülkesinin Dışişleri Bakanı’nı suçlayarak Mısır’dan özür diledi. Bu suçlama, seçimin üçüncü ve dördüncü turlarında dahi Lübnan’ın Katar lehine oy kullandığı anlamına geliyor. Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil, İçişleri Bakanı Maşnuk’u suçlayarak oyların Katar’a Başbakan ve Cumhurbaşkanı ile anlaşarak verildiğini iddia etti. Başbakan ise kararın da oylamanın da gizliliğini savunarak İçişleri Bakanı’nın suçlamasının yanlış olduğunu, meselenin büyütülmemesi gerektiğini söyledi.

Lübnan’da ne zaman kasıtlı bir yanılma meydana gelse, müphem sözler ve anlamsız cümleler ile üstü örtülmeye çalışılır. Bu da işe yaramazsa yanılgının başbakanın onayı yüzünden olduğu söylenir!

Son aylarda İçişleri Bakanı Nihad Maşnuk, ve eski Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Süleyman hariç hiç kimse verilen kararların veya alınan pozisyonların Lübnan’a faydalı olup olmadığını sormuyor veya merak etmiyor. Başbakan, birkaç gün önce Fransa’ya gitmişti. Ekonomi ve mültecileri ilgilendiren konularda Lübnan’ı desteklemesi için Fransızlarla anlaşmalar imzalamıştı. Şimdi de UNESCO seçimlerinin dördüncü turunda Fransız aday aleyhinde oy kullandık. Sizce Fransızlar buna ne diyecek? Hazırlığı yapılan konferanslar ve destekler ne olacak?

Hatırlatmak isterim; rahmetli Refik Hariri, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Paris 1, Paris 2 ve Paris 3 anlaşmalarını imzaladığında tüm dünya, başta Suudi Arabistan olmak üzere, Lübnan’ın yardımına koşuyordu. Ülkenin yeniden imarı için çalışıyordu. Nerede bu Araplar şimdi? Peki, bu konjonktürde Fransızlar yardım eder mi?
UNESCO’nun sorununun haricinde daha büyük meselelere geçmeme izin verin. Mısır ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı, Lübnan’ın Hizbullah’a ve ordularına Lübnan’ın güneyinde ihtiyacı olduğunu, ordunun halen zayıf olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı bu söylemleri Birleşmiş Milletler’de de tekrarladı. Bu söylem, Litani Nehri’nin güneyinde, Lübnan ordusu ve BM Barış Gücü’nden başka bir güç olmayacağına dair Lübnan’ın 2006 yılında verdiği taahhüde taban tabana zıttır. Şurası unutulmamalıdır ki Lübnan iç savaşını sona erdiren Birleşmiş Milletler’in 1701 numaralı kararı da bu taahhüde dayanılarak alınmıştı.

Uluslararası bu karar, 2006 yılından günümüze kadar süren barışın korunmasına katkıda bulundu. BM Barış Gücü, İsrail uçaklarının sınırı ihlal etmesinden sürekli şikayet eti. Şimdi Cumhurbaşkanı’nın söylemine yanıt verme durumunda kaldılar. Çünkü bu söylem, BM kararlarının ihlal edildiği anlamına geldiği gibi pratikte de Lübnan’ın güneyinde Hizbullah milislerinin varlığının da itirafıdır. Lübnan’ın BM kararlarını uygulamaması yüzünden örgüt ülkemize tahsis ettiği kaynak ve gücü yüzde 30 oranında azalttı. Peki, sorumlularımız bundan ders aldı mı? Tabii ki hayır. Çünkü bu ihlaller Hizbullah’ın varlığı ile sınırlı değil. Zira bu örgütün militanları devlet adamı olarak önümüzde durmaktalar. Hem de en üst düzeylerde.

Jurud çatışmaları bundan daha da büyük bir skandaldır. Zira Hizbullah, Kalamun ve Humus kentleri arasındaki çatışmalarda galip geldiğini, gerçekleştirdiği büyük başarılar arasında (2008 yılında Beyrut’un işgali da dâhil) sadece Lübnan’da değil, Suriye’de de terörizme karşı zafer kazandığını göstermek istedi. Hizbullah, Lübnan ordusundan da desteklemesini istedi. Diğer bir anlatımla, Lübnan’ın kuzeyinde, güneyinde ve Sayda örneklerinde olduğu gibi, ordunun çatışmaya Hizbullah’ın denetimi ve kontrolü altında girmesini istedi. Lübnan ordusu, Amerikalıların da baskısıyla bu öneriyi kabul etmedi. Ardından, Jurud çatışmalarının başlamasından birkaç saat sonra El Nusra’nın teslim olduğu ilan edildi. Militanların ve ailelerinin klimalı otobüslerle İdlib’e doğru sınır dışı edileceği açıklandı. Bu aşamada ordu devreye girmek istedi. Cumhurbaşkanı başkanlığındaki Yüksek Savunma Konseyi toplandı ve Lübnan’ın terörizme karşı uluslararası koalisyonun bir parçası olduğunu anımsattı. Lübnan askerini öldüren, DEAŞ’ı dışarı atmak için savaşacağını açıkladı. Ancak ordunun bu savaşa dâhil olması kolay değildi. Bu ancak top atışlarının ve askeri uçakların bombardımanından sonra gerçekleşti. Ardından, Hizbullah lideri Nasrallah konuştu ve milislerine ateşkes emri verdi. Hizbullah, Lübnan ordusu, DEAŞ ve Suriye ordusu arasında DEAŞ militanlarının geri çekilmesi ve operasyonlarda şehit düşen askerlerimizin cenazelerine ulaşılması için anlaşmaya varıldı! Cumhurbaşkanı, Nasrallah’ın nutkundan birkaç saat sonra ateşkes yapılmasını emretti. Kamu Güvenliği Genel Müdürü’ne Lübnan Devleti adına müzakere etme yetkisini verdi. Yaşananlara itiraz etmediğini göstermek için Başbakan da Emniyet Genel Müdürü’nü çağırarak selamladı ve kendisinden vatan açısından önemi büyük olan operasyonların devam edilmesini istedi. Aslında, vatani öneme sahip olan operasyon dediğimiz şey, şehitlerin cenazelerine ulaşmak ve geri getirmekten ibaretti. Hem de DEAŞ militanlarından herhangi birine dokunmaksızın. Allah’a çok şükür!
Bu hengâme arasında aylardır Cumhurbaşkanı ve damadı tarafında mültecilere muazzam baskı uygulanmaya devam ediliyor. Sebebi ise, yine Cumhurbaşkanı ve damadına göre, Suriye rejimi ile ilişkilerin eski haline getirilmesi için mültecileri müzakere maddesi olarak kullanmak! Lübnan bölünmüşlükten ve çok başlılıktan o denli çekti ki Avn’ın bakanları, Emel partisi bakanları, Nasrallahçı bakanlar ve milliyetçi bakanlar iki aydır Suriye İstihbarat Müdürü’yle görüşmek için Suriye’ye gidip geliyorlar. Başbakan’ın duruma yanıtı ise çok geç geldi. Kendisi Esed rejimi ile yakından veya uzaktan, ilişki istemiyormuş! Şunu da belirtmem lazım ki Lübnan Başbakanı’mızın bu geç çıkışı, iki Hizbullahçı bakanın ve Emel akımından bir bakanın Şam’ı ziyaret etmesinden ve Dışişleri Bakanı Basil’in Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’le New Yorkt’a görüşmesinden sonra ancak yapıldı.

Eski Başbakan Refik Hariri’nin suikastı davasını yürüten adaletli, hakkaniyetli ve korkusuz dört hâkim son kararnameyle kızağa alınmış. Nedenini başbakanlık kaynaklarına sorduğumuzda dört hâkimin Hıristiyan oldukları ve Müstakbel Hareketi’ne üye olmadıkları cevabı verildi. Aklımız bu işleri anlamaya yetmez ama iddiaya girerim ki hâkimlerin kızağa çekilmesi Adalet Bakanı’nın intikamıydı. Çükü bu hâkimler davanın mahkemede görülmesini savunurken, Adalet Bakanı yıllarca uluslararası mahkemeye karşı çıkmıştı ve Hizbullah saflarında suikastı yapmakla suçlananları kollamakla meşguldü!

Lübnan Dışişleri Bakanı’nın marifetleri saymakla bitmez. İlk marifeti Lübnan halkını mültecilere karşı kin ve şiddete davet etmesidir. Ayrıca Bakan Bey, terör ve şiddetin Sünnilerden kaynaklandığını söyleyerek yıllardır Sünni Lübnanlılarla Hıristiyan Lübnanlılar arasında ayrılık yaratmaya çalışıyor. Bakan Bey bunun yanı sıra var olan seçim sisteminin gerçekçi olmadığı, temsilde gerçekliği yakalamak için Hıristiyan’a oy verenin sadece Hıristiyan olması gerektiği gibi garip bir seçim yasasının yürürlüğe konulmasını da savunuyor! Birkaç hafta önce ABD’ye göç eden Lübnanlı Hıristiyanlara 2053 yılına kadar geleceklerinin emniyet altına alındığı kehanetinde bulundu. Evet, yanlış okumadınız, 2053 yılına kadar. Fakat bakanımız sonrasını kestiremiyormuş!

Söz konusu adamın aklî dengesinin yerinde olmadığını düşünebilirsiniz. Ya da politik olarak uzlaşmacı olmadığı gibi şeyler de aklınıza gelebilir. Ama yıllardır Cumhurbaşkanı Avn’ın etrafındaki adamlardan buna benzer şeyler duyuyor ve görüyoruz. Hem de Avn’ın general olduğu dönemler de dahil. Bu Avn’ın etrafındaki adamlar, yıllardır azınlıklar koalisyonunun ve İran’ın (Hizbullah Partisi ve Esed rejimi sayesinde) Hıristiyanları koruyacaklarından bahsediyorlar! Kime karşı korumak ve kimden korumak? Elbette Sünni Müslümanlardan!

Yurtiçi ve yurtdışındaki makro politikaların hedefleri tesadüfi değildir. Bu projeksiyonlar, kâh Lübnan’ın Hıristiyan karakterini muhafaza etmek adına, kâh direniş ve muhalefet adına düzenleniyor. Devletin alt yapısını, anayasasını, vatandaşlara karşı politikasını ve Lübnan’ın Araplığını hedef alıyor. Vay Araplara, vay!