Caca: Lübnan egemen bir devlettir, ‘Direniş Ekseni’nin savaşıyla ilgilenmiyoruz
Lübnan Güçleri Partisi Lideri Samir Caca, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrullah’ın, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ün İsrail’in Başkenti olarak kabul edilmesine karşı yaptığı son konuşmaya eleştiriler yönelterek, Nasrullah’ın bu konuşmayla Lübnan’ın egemenliğini ihlal ettiğini söyledi. Caca “
Lübnan Güçleri Partisi Lideri Samir Caca, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrullah’ın, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ün İsrail’in Başkenti olarak kabul edilmesine karşı yaptığı son konuşmaya eleştiriler yönelterek, Nasrullah’ın bu konuşmayla Lübnan’ın egemenliğini ihlal ettiğini söyledi. Caca “Bizim için direniş ekseni, Anayasal kurumlarımızdır. Başka bir direniş ekseni yoktur. Lübnan halkı, egemenliğinden kaynaklanan uygulamaları hayata geçirme yetkisini Lübnan’ın Anayasal kurumlarına vermiştir” dedi.
Caca, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Lübnan Başbakanı Saad el-Hariri ile soğuk ilişkilere sahip olduğunu ancak Hariri ile her konuda diyalog içinde olmak istediğini ifade etti. Hariri’nin istifası ve Lübnan’dan uzak kaldığı dönemde yaşanan yaklaşım farklılıklarının aralarında ihtilafa sebep olduğunu dile getirdi. Caca, Ulusal Özgürlük Partisi Lideri Cibran Basil ile başta hükümetin işleyişi konusunda olmak üzere çeşitli konularda görüş farklılıkları yaşadıklarını sözlerine ekledi.
Partisi’nin, marjinal olarak tanımlanmasını reddeden Caca, Partisinin durumunu ikinci dünya savaşının ilk iki yılındaki İngiltere’nin durumuna benzetti.
Lübnan Güçleri Partisi Lideri Samir Caca’nın Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tam metni;
Şarku’l Avsat: Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrullah’ın miting konuşmasında sizi düşündüren nokta neresiydi?
Samir Caca: Başta Suriye olmak üzere Arap ülkelerine yönelik komplolarla mücadele konusunda Nasrullah ile farklı düşünüyorum. 7 yıldır Suriye’de Beşşar Esed’e destek vererek, en büyük komployu direniş ekseni yaptı. Esed rejimi ile alakalı her zaman şunu söylemişimdir. Suriye devrimi ilk 7 ayında tamamen halk devrimiydi ve uluslararası araştırmalar rejimin birkaç haftada çökeceğini söylüyordu. Ancak, Nasrullah’ın direniş ekseni olarak tanımladığı güç rejimi ayakta tuttu.
Üzerinde durulması gereken en önemli noktaların başında Nasrullah’ın her yerde direniş ekseni adına konuşması ve bu eksen içindeki güçleri, Donald Trump’ın Kudüs kararına karşı mücadele etmeye çağırmasıdır. Nasrullah’ın Lübnan’ın kendi toprakları üzerinde egemen olduğunu bilmesi gerek. Egemenlik, sadece devletindir başkasının değil. Biz Lübnan devleti tarafından ortaya konulan plan ve projeler dışındaki plan ve projelerle ilgilenmiyoruz. Lübnan Cumhurbaşkanı’nın ismi direniş ekseni değil, Mişel Avn’dır. Lübnan Saad el-Hariri isminde bir Hükümet Başkanı ve Nebih Berri adında bir de Temsilciler Meclisi Başkanı’na sahiptir. Bizim için direniş ekseni bu anayasal kurumlardır. Lübnan halkı, egemenlik hakkının uygulanmasını bu anayasal kurumlara vermiştir. Lübnan topraklarında Afgan, Iraklı ya da başka uyruktan savaşçılara yer yoktur. Öte yandan, anayasal kurumların emri dışında Lübnan topraklarında hiçbir askeri hareketlilikte olamaz. Lübnan’ın bir orduya sahip olduğunu unutmamalıyız. Lübnan ordusu, gücünü ispatlamış bir ordudur ve Hükümet’in emirleri doğrultusunda askeri hareketliliğin nerede, nasıl ve kim tarafından yapılacağına Lübnan ordusu karar verir. Trump ya da başkasının kararına karşı askeri bir mücadele verilecekse Lübnan’da bunu uygulayacak tek taraf Lübnan ordusudur. Bunun dışındaki seçenekler kanun dışı ve kabul edilemezdir.
Hükümet bileşenleri toplantılar yaparak, tarafsızlık politikası kararı aldı. Öncelikle bu konudaki görüşünüz nedir? Nasrullah’ın konuşması ve sınırda yaşananların gölgesinde düşündüğümüzde hükümetin aldığı bu kararı uygulama ve denetleme gücü ne kadardır?
Başbakan şimdi yaptığı gibi sorunları çözmeye devam ederse, tabii ki biz de onu destekliyoruz. Benim görüşüme göre, konuşmasalar da hükümeti destekleyen başka bileşenler de var. Tarafsızlık politikasını uygulama imkanımız var çünkü herkes biliyor ki eğer Başbakan Hariri’ye baskı kurulursa son yaptığı şeyi bir kez daha tekrarlayabilir. Yani yeniden istifa eder ve son istifasında yaşananlar tekrarlanır. Çünkü Hariri, Lübnan’da yamuk siyasetlere tahammül edemiyor. Bu siyasetlerin giderilmesi için sarf edilen onca çabadan sonra tekrarlanması halinde kesinlikle tahammül göstermez. Zira Hükümet bileşenleri Hariri’ye tarafsızlık politikasına uyacaklarına dair söz verdiler. Kendisi de bu sözü aldıktan sonra Lübnan’ın kendi politikasını uygulamasının mümkün olduğunu görerek istifadan döndü. Bunun aksinin olması halinde tahammül göstermeyecektir. Umarım herkes bu politikanın uygulanmasına yardım eder.
Hizbullah’ın silah gücü konusunda makul bir çözüm var mı? Birçok insan bu konuyu çeşitli taraflarla bağlantılı olarak görüyor. Hizbullah’a silah sağlayan bu taraflara, Lübnan’a karşılıksız hizmet mi ediyor? Bu meseledeki yol haritası nasıl?
Hizbullah’ın silah gücünün başka taraflarla irtibatlı görülmemesi ve meselenin Lübnan içi bir mesele olarak kabul edilmesini istiyorum. Bu mesele sadece siyasi eksende düşünülebilir çünkü Lübnan’da hiçbir grup bir diğerine karşı silahlı harekete girişmeyi istemez ve birbirini silahla tehdit edemez. Sonuçta, siyasi otoritede, Hizbullah’ın silah gücüne hayır diyen maalesef henüz ulaşamadığımız bir çoğunluğu sağlarsak bu meseleyi çözebiliriz. Tıpkı Başbakan Hariri’nin tarafsızlık politikasında yaptığı gibi. Benim görüşüme göre, evet bu meseleye çözüm bulabiliriz. Bu konuda atacağımız ilk adım hükümetin Lübnan’daki tek silah gücünün kendisi olması gerektiğine karar verirse bu sorun çözülebilir. Özellikle Hizbullah’ın da hükümette temsil edildiğini düşünürsek bu mümkün. Ondan sonra silah gücünün orduya nakledilmesi konusunu oturup konuşabiliriz.
Irak’taki durum hakkında birkaç söz söylemek istiyorum. İki gün önce Irak’ta DEAŞ’a karşı verilen savaşın sona erdiğinin ilan edilmesinden sonra sayın Mukteda el-Sadr, ertesi gün yaptığı konuşmada, kendisine bağlı olan milis grup Seraya el-Selam örgütünün feshedilmesi ve silahlarının hükümete devredilmesi çağrısı yaptı. Mantıklı olan işte bu. Sayın Sadr, bu çağrısıyla devlet mantığının hakim olması gerektiğini vurgulamıştır.
Lübnan’da ise özellikle siyasi tabaka olmak üzere herkes devlet mantığının hakim olması gerektiğine inanmalı ve Hizbullah’ın silah gücünün Ortadoğu’daki diğer meselelerle bağlantılı olduğu bahanelerini bir tarafa bırakmalıdır. Ortadoğu meselesinin çözülmesi iki yüz yıl alabilir. İki yüz yıl boyunca olduğumuz gibi mi kalacağız? Tabii ki hayır.
-Bölgede sürekli olarak yükselen şiddet ve direniş ekseninin tamamlandığı yönündeki açıklamalara baktığımızda, bölgede büyük bir savaşın başlamasından korkuyor musunuz?
Eğer Lübnan’ın resmi yönetim makamları, işleri oluruna bırakırsa elbette Lübnan’ın bölgedeki çatışmalara dahil olacağına dair endişelenirim. Ancak, yönetim makamları işlere siyasi açıdan yaklaşır ve Hariri’nin uygulamaya çalıştığı tarafsızlık ilkesinin ihlalini engellerlerse Lübnan’ın bölgedeki çatışmaların dışında kalmasını sağlayabiliriz.
-Son zamanlarda Ulusal Özgürlük Partisi ve Mustakbel Partisi ile aranızdaki ilişkilerin zayıfladığını görüyoruz. Ketaib hareketiyle olan ilişkileriniz de iyi değil, aynı şekilde el-Merda hareketiyle ilişkileriniz de kötü görülüyor. Yalnız kaldığınız düşünüyor musunuz? Bu durumla nasıl başa çıkabilirsiniz?
Açıkçası Lübnan’daki grupların büyük çoğunluğu birbirlerinden uzaklar. 8 Mart Hareketi özelinde ise yalnız kaldığımızı söylemek istemiyorum, çünkü bütün gruplarla siyasi iletişimimiz sürüyor. Ben Lübnan Güçleri Partisi’nin durumunu İngiltere’nin ikinci dünya savaşının başındaki durumuna benzetiyorum. İngiltere, savaşın başında yalnızdı ancak nihayetinde savaşın bütün tarafları aynı yönde ilerledi ve savaş bitti.
-Mustakbel ile olan ilişkilerinizi özellikle sormak istiyorum. Bu konuda çeşitli sözler ve yorumlar var. Hariri, bazı tarafların kendilerini arkadan hançerlediğini söyledi. Bu sözlerle sizi kastettiğini düşünüyor musunuz?
Hariri’nin sözlerini üzerimize alınmıyoruz. Böyle bir durumumuz yok. Aramızda soğuk ilişkiler olduğunu saklamıyorum çünkü Hariri’nin Riyad’da bulunduğu günlerde, bizim ve Mustakbel’in Beyrut’taki yetkililerinin meseleye yaklaşımı arasında farklar vardı. Ancak, Mustakbel ile olan iletişimimiz yeniden kuruldu. Onlarla her alanda iletişim halindeyiz.
-Ulusal Özgürlük Partisi ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Son yaşanan krizle ilgili aramızda görüş farklılıkları olsa da iletişimimiz sürüyor. Parti’nin lideri olan Dışişleri Bakanı Cibran Basil ile bakanlığın çalışmaları hakkında anlaşmazlıklarımız var.
-Seçimler yaklaşıyor. Seçim mücadelenizi hangi temelde yürüteceksiniz?
Bu konuda konuşmak için henüz erken. Özellikle seçim işbirliğiyle ilgili konular artık eski kanunlarda olduğu gibi büyük etki etmiyor. Eğer mecbur kalırsak seçim sürecini tek başımıza yürüteceğiz. Bu çalışmalarımızı bazı temel başlıklar altında yapacağız. Birinci başlığımız, Egemenlik ve aktif bir devletin oluşturulması olacaktır. Çünkü henüz Lübnan’da aktif bir devlet olduğuna inanmıyorum. Devletin aldığı kararlar stratejik derinlikten yoksun olduğu sürece o devlet gerçek bir devlet olamaz.
Seçim çalışmalarımızın ikinci başlığı, Lübnan’ın uluslararası kuruluşlar tarafından, yolsuzluk listesinde ilk 20 ülke arasında gösterilmesi konusu olacak. Lübnan’ın böyle bir listede bulunması kabul edilemez. Borçları 90 milyar dolara ulaşmış Lübnan gibi bir ülkede, vatandaşların mallarına ve paralarına göz dikilmesi kesinlikle kabul edilemez. Bu başlık, hükümete katıldığımız ilk günden beri üzerinde çalıştığımız bir başlıktır. Eğer bunu yakın zamanda çözmezsek, Lübnan’ın yıkılmasına tek başına yeter bir sebep olabilir.