Carafano: Amerika’nın Katar’la ilişkisi Pakistan’la olan ilişkisinin yansımasıdır

Amerikan Heritage Kurumu Başkan Yardımcısı James Carafano, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İran Akdeniz köprü projesinin sadece hayalini kurabilir’’ dedi. ABD Başkanı Donald Trump’a yakın olan Amerikan Heritage Kurumu Başkan Yardımcısı ve Politik İle Savunma Bölümü Sorumlusu James Carafano, ayn

Amerikan Heritage Kurumu Başkan Yardımcısı James Carafano, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İran Akdeniz köprü projesinin sadece hayalini kurabilir’’ dedi.

ABD Başkanı Donald Trump’a yakın olan Amerikan Heritage Kurumu Başkan Yardımcısı ve Politik İle Savunma Bölümü Sorumlusu James Carafano, aynı zamanda tarihçi ve araştırmacıdır. Başkanlık seçimi kampanyası boyunca Trump’ın siyasi ve askeri olaylarının içinde yer almasını sağlamış ve Cumhuriyetçi Parti konferans programına katılan Amerikalı büyükelçilerin organizasyona katkıda bulunmasını sağlamış. Trump’ın başkanlığa geçiş çalışma ekibinin içinde yer almış. Bu grupta çalışan birçok kişi, ABD yönetim kadrosunda yer aldı.

Carafano, son zamanlarda birçok yabancı lider, bakan ve büyükelçi ile bir araya gelerek, diğer ülkelerin ve insanların ABD’ye nasıl baktığını değerlendirmeye çalışıyor.

Carafano, Arap basınına ilk kez Şarku’l Avsat verdiği demeçte, ABD’nin dış politika önceliklerini açıkladı. Üç ‘’buçuk’’ önceliği olduğunu dile getiren Carafano, Avrupa’nın güvenliği, Ortadoğu’da, istikrar ve barış, Kuzey Kore menşeli üçüncü dünya savaşı önlemek, buçuk ise ABD’nin sınır güvenliğidir dedi. Kuzey Kore ile doğrudan diyaloğa dönmeyeceğini söyleyen Carafano, Musul ve Rakka’dan siyah bayrakları sökmenin asıl amaçları olduğunu hedeflerinin, Katar’ı yalnızlaştırmak olmadığını tam tersine Körfez ülkelerinin politika ve güvenliğiyle daha çok iç içe olmak istediğini açıkladı. Carafano, “Tabii Katar eğer ciddiyse ve İran’ın bölge istikrarını bozacak faaliyetlerin etkisinden koruyabilirse’’ dedi.

ABD’nin Körfez ülkeleriyle ilişkileri konusunda ise, “Biz bölgeyi kontrol etmeye çalışmıyoruz, biz bölgede daha çok istikrar olmasını isteyen müttefikleriz’’ dedi. ABD’nin bölgedeki istikrarsızlıktan sorumlu olduğunu itiraf etti. Bununla beraber İran’ın Musul operasyonunun başarısını kendine mal etmesinin tamamen bir hayal ürünü olduğunu, ABD’nin Irak’ta kalacağını ve Irak’ın İran’a ait bir ülke olmasına izin verilmeyeceğini açıkladı. Carafano, İran’ın Akdeniz’de daha çok nüfuz sahibi olabilmesi için kurmayı planladığı köprü için ise, “ABD, Türkiye, İsrail ya da Araplar oturup bunun kurulmasını izlemeyecek. ABD’nin Suriye’de istediği Irak ve Ürdün’ün güvenlik sağlamak, DEAŞ ve EL-Kaide’yi hezimete uğratmaktır.

ABD Başkanı Donald Trump iki krizle karşı karşıya biri Körfez krizi diğeri Kuzey Kore, hangisi daha çok önceliğe sahip?

Biliyorsunuz, İngiltere’de Kuzey Kore’nin üçüncü dünya savaşını başlatacağı yankılanıyor.

Açıklıkla söyleyeyim, ABD için Ortadoğu’da barış ve istikrar ön planda. Aslında yönetimin Üç ‘buçuk’ önceliği var; Avrupa’nın güvenliği, Ortadoğu ve Asya’da istikrar, buçuk ise ABD’nin sınır güvenliğidir, bu da Güney Amerika’nın güvenliğine bağlı. Ortadoğu’da istikrar önceliğimiz bu da iki krizle mücadele etmemiz anlamına geliyor, yani hem İran ve huzur bozucu nüfusu hem İslami aşırılık ve temsilcileri olan DEAŞ ve El-Kaide.

Bunu söylediğimde sadece askeri operasyon ve etki tepki ilişkisini ifade etmiyorum, zira idaremiz sadece askeri gücünü kullanıyor diye eleştiriler alıyor, bu doğru değil. Olayların ne kadar karışık olduğunun farkındayız. İstikrar için mültecilerin durumu çözmek, ekonomi hareketlendirilmek, reform projeleri desteklemek, ve müttefiklerle yardımlaşmanın bunların başında geldiğinin bilincindeyiz. Yönelimimizin uluslararası değil müttefikler arasında olması gerektiğinin farkındayız, bu yüzden de Ortadoğu yönü idaremiz için daha uygun bir seçim.

Kuzey Kore’ye bakacak olursak, Yönetimimizin duruşu kışkırtıcı füze denemesine verilen bir tepki duruşudur, ancak Kuzey Kore’ye dünya savaşı çıkaracak gözüyle bakmamak gerekir. Bu konuda açık olmamız lazım. Askeri bir krize yakın durmuyoruz, çünkü bu krizin taraflarının savaştan kazancı olmayacak. Kuzey Kore de savaş istemiyor, politikası yönetimi koruma politikası, dolayısıyla eğer savaş başlatırsa ona ilk gecede yönetimini yerle bir edeceğimizin teminatını verebilirim. Güney Kore de savaş istemiyor, çünkü çok büyük zararlar görecek. Çin de savaş istemiyor, çünkü Kuzey Kore’den gelecek bütün mültecilere yer vermek zorunda kalacak. Son olarak ABD de kimseyle savaşa girmek istemiyor.

Bizim iki çıkarımız var, birincisi savaş çıkmaması, ikincisi, Kuzey Kore’nin ABD’yi direkt olarak füzeyle tehdit etmemesi, biz savaş çıkarmadan da çok fazla şeyler yapabiliriz, ya da Kuzey Kore ile direkt diyaloğa gidebiliriz. Bu yüzden kışkırtıcı faaliyetler sebebiyle yönetimimizin, siyasi otoriteyi harekete geçirerek ‘sert çözüm’’ stratejisini ortaya koyarak, nükleer caydırıcılık, füze savunma, Kore ve Japonya’ya karşı geleneksel caydırıcı yöntemler ve diyaloğu reddederek ambargoya gitmek gibi kararları ajandasına alması gerekirdi. Kuzey Kore nükleer faaliyetleri tamamen durdurmadan ve nükleer silahlardan tamamen temizlenmeden onlar ile diyaloğa dönemeyiz, onların böyle bir adım atmayacaklarını da biliyoruz.

Dolayısıyla şu anda Ortadoğu’da barışı sağlamak ve sabitleştirmek bizim önceliğimiz bunun içerisine Musul ve Rakka’dan da DEAŞ’a ait olan siyah bayrakları kaldırmak.

Barack Obama yönetiminin sekiz sene süren iktidarında, İran’la yakınlaşarak geleneksel ittifaklardan vazgeçtiğini gördük. Sizce Arap Ülkeleri ABD yönetiminin şimdi doğru tarafta olduğuna inanıyorlar mı?

Kesinlikle. Şaşırdığım durum insanların Trump’ı eleştirmesi, halbuki Trump’ın politikası Obama’nın politikasından daha geleneksel. Açıkçası Trump’ın politikası uluslararası teröre ve İran’ın bölgedeki istikrar bozucu faaliyetlerine engel olmak, bu kesin.

ABD İran müdahalelerine nasıl engel olabilir? Gerek Arap ülkelerine yaptığı askeri müdahale, gerekse yerel milisleri vasıtasıyla yapılan müdahaleler nasıl bertaraf edilebilir?

Asıl amacımız bu. Ama nasıl gerçekleşeceği konusunda birçok yöntemi bir araya getirerek ve birçok ülkeyle ittifak kurarak yapabiliriz. Gayri resmi yollarla yapılan para trafiğine odaklanacağız, silah kaçakçılığıyla savaşacağız. Sanırım ABD İran’ın nükleer anlaşmadan faydalandığı mali geliri engelleyecek. Çünkü paranın önce İran’a oradan da Lübnan’daki Hizbullah’a ya da Yemen’deki Husilere gitmesini istemiyoruz. ABD yönetimi Ürdün ve diğer ülkelerle çalışacak ve İsrail ile Mısır arasındaki ilişkilerin yeniden inşasına yardım edecek, daha sonrasında bölgenin İran’la ilişkilerinde güven odaklı olmasını sağlayacak. Bunu da tabii ki silah alışverişi ile yapacak. Ama tabi ki konu sadece silah değil. Bölgedeki tarafların siyasi ve ekonomik büyümesi de çok önemli tam da bu noktada Katar’ın önemi ortaya çıkıyor. Sonuç olarak ABD Katar’ın yalnızlaştırılmasını istemiyor, Katar’ın önemini yitirmesini istemiyor. Tam tersine bölgedeki Körfez ülkelerin güveni ve politikası konusunda birbirine daha çok tutunmalı, tabii eğer İran’ın bölgedeki nüfuzunu ve istikrar bozucu faaliyetlerini gerçekten bitirmek istiyor ve uluslararası teröre karşı savaşmak istiyorsa.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Katar ile anlaşma imzaladı, sizce bu yardımcı olur mu?

İspatı uygulamada olacak, göreceğiz. ABD’nin Katar’la ilişkisi Pakistan’la olan ilişkisinin yansımasıdır. Pakistan’la çok önemli bir stratejik ilişkimiz var, ama hem

Pakistan’da hem de Pakistan’ın askeri kurumlarında sadece ABD’ye karşı değil Pakistan’ın çıkarlarına karşı da çalışıyorlar. Biz buna ‘’Zor Aşk’’ diyoruz.

ABD, Pakistan ile ilişkilerini durdurmayacak, anlaşamadığımız konularda da açık olacağız. Hem bizim için hem de Pakistan için iyi sonuç alınacak şeylerde baskı yapacağız. Bu da iyi sonuçlar getirecek. Bu bizim Katar ilişkilerimiz için de geçerli. Bakış açısı değişikliklerimizi açıkça konuşup sonuca varacağız. Sanırım açık sözlü olmak bizim için avantaj olacak.

Katar’a sadece ABD’nin, Suudi Arabistan’ın ve Bahreyn’in çıkarları için değil Katar’ın çıkarları için de baskı yapacağız. Sanırım bu da bağlantının kopmamasını gerektiriyor. Bazen birbirimizin yüzüne gülecek bazen stresi tırmandıracağız, ancak hep takip edeceğiz, ve insanlara yapacağız dedikleri şeylerin sorumluluğunu taşıtacağız. Verilen sözlere karşı ABD’nin takip etmediğini ve bazılarının da bu takipsizlikten faydalanıp vaatlerini yerine getirmemesiyle karşılaştığımız oldu. Katar’la iletişimi koparmayacağız. ABD’nin böyle ilişkilere yatırım yapacağını söylemesi, ciddiyetimizin göstergesidir.

Dışişleri bakanımız sadece İsrail’e gidip imzalayacak bir sürü anlaşma bulabilirdi, ancak Katar ve Körfez ülkeleriyle anlaşmak bizim ciddiyetimizi ve bu ilişkilere yatırım yapma isteğimizi ortaya koyuyor.

Biz bölgeyi işgal etmek istemiyoruz, biz bu bölgenin güvenlik garantörü değiliz, biz bölgede daha çok istikrar isteyen müttefikleriz, insanlara iş fırsatı sağlayabilir daha iyi gelecek sunabiliriz. Biz bütün bunları iyi insanlar olduğumuz için yapmıyoruz, barış içinde yaşayan bir Ortadoğu’nun ABD için daha iyi olduğunu düşündüğümüz için yapıyoruz.

Birçok ülkenin Katar’da askeri üssü var, ABD de Körfez’de askeri üs kurma planı yapıyor mu?

Bilmiyorum, söylemesi uygulamasından daha kolaydır, çünkü ABD’ye ait askeri üs kurmak ve genişletmek daha zordur, kısa vadede böyle bir düşüncemiz yok, zaten Katar’da üssümüz, Bahreyn’de filomuz var.

Irak işgalindeki plansızlık Bağdat’ı İran’a teslim ettirdi, ABD’nin Suriye duruşu da jeopolitik bir faciaya yol açtı, İran’ın bölgede Sünni hakimiyetinin olmamasını istiyor. Saati geri almak mümkün değil ama İran’ı kendi sınırlarına geri göndermek mümkün.

Evet, sorumluluğun bir bölümünü üstleniyoruz. Stratejik hatalar yaptık, 2011’deki çekilme kararı gibi. Ülkedeki istikrarsızlığa katkıda bulunduk, ve şu an bölgedeki sıkıntıyı gidermek için çabalamıyoruz, oradaki barışta bizim çıkarımız olduğu için uğraşıyoruz. Bunu nasıl yapacağız? Dediğim gibi, bölgedeki ülkelerle iyi müttefikler olacağız zira hepimiz tek bir amacın peşindeyiz.

Bugün Musul’dan sonra, İranlılar kendini güçlü sanıyor, ve DEAŞ’ın hezimete uğradığını düşünüyorlar, bu hezimetin de onlara bütün yolları açtığını. Bu büyük bir yanılsamadır.

Amerikalılar buna izin verecek mi?

Hayır, Bunun bir kaos olduğunu düşünmüyorum, demek istediğim bir problemi başkasıyla değiştiriyoruz. Kesinlikle, ABD Irak’ta var olmaya devam edecek, çünkü istikrarlı bir Irak istiyoruz, ama Irak’ı İran nüfusundan tamamen kurtaracağız dersek yalan olur. Irak’ın İran’a ait bir devlet olmasını kenarda oturup izleyemeyeceğiz, bu Irak halkının trajedisi demek olur, Saddam’dan kurtulduk diye sevinirken, İranlı biri gelip yönetecek. Eğer İran, hedeflediği Irak Suriye arası bölgeye hükmetmeyi başarırsa tüm bölge için büyük bir istikrarsızlık olacak demektir. İsrail ve Ürdün’ün kapılarına dayanan bir istikrarsızlık. Bunun gerçekleşmeyeceğine teminat veririm, buna izin vermeyeceğiz. Askeri olarak bölgede bulunmamıza şaşırmıyorum, özellikle bu davet Iraklılardan geldiyse.

İran bölgede çok yayıldı. Onlar Şii militanlara destek veriyorlar, Suriye yönetimine, Husilere, Hamasa Hizbullah’a destek veriyorlar ama nükleer anlaşmadan akan paralar bitince bunu yapamayacaklar. Hiçbir ekonomik reform yapamayacaklar, zaten parayı da yolsuzlukla çaldılar. İranlılar bölgede çok fazla nüfusa sahip olduğu için yakında muhalefet kanadından engellerle karşılaşacaklar.

Örnek vereyim, Hindistan’ın politikasına bakın. İran’dan uzaklaşıp İsrail ve Sünni devletlere yöneldi. Bunu neden yapıyor? Çünkü İran’ın bölgede stratejik olarak kaybeden ülke olacağını düşünüyor.

Peki siz de böyle mi düşünüyorsunuz?

İranlılar, Arap Ortadoğu’sunda kendilerine bir köprü inşa edeceklerine inanıyorlar. Musul’dan sonra, İran’ın dini lider danışmanı Ali Akbar Velayati şöyle demişti, “Hızlı direniş hattı Tahran’dan başlar, Musul’dan Beyrut’a doğru geçer ardından Akdeniz’e.” Bu hızlı yol nasıl olacak biliyor musun? Polonya’nın Rusya’ya yönelmesi gibi olacak. İranlılar görmüyorlar, bu çok büyük bir hata. Bu yolun başarılı olacağını düşünebilir, ama bunun haritada gerçekleşmesine izin veremeyiz. Zira Amerikalılar oturup bu sahneyi izlemeyecek, İsrail ve Sünni Araplar da öyle. Bu çok delice. Bu bana Darius’un Atina’yı ele geçirmek istemesi gibi geliyor.

Bu detayları ABD yönetiminde görüşüyor musunuz?

Ben halen ABD idaresinde değilim, fakat Trump’ın geçiş ekibinde çalıştığım için onların bu konulara vakıf olduklarını biliyorum.

ABD deniz donanması İran gemilerinin faaliyetlerini güvensiz ve amatör buldu. Özellikle bir Hürmüz boğazında ABD helikopterine lazer tutmalarından sonra. Bir yüzleşme öngörüyor musunuz?

Bir yüzleşme olabilir, ama küçük ihtimalle, Çünkü İranlılar bu bölgede çok göz önündeler. Eğer meydan okumaya kalkışırlarsa savaş için yanlış bölge seçmiş olurlar.

ABD, Suriye güneyini, İran’ın savaş bölgesi olabileceğini düşünüyor musunuz?

Görüyoruz ki Haşdi Şabi Irak ve Suriye arasındaki yolu kesip bölgede sadece İranlıların olması için çaba sarfediyor.

Bunun gerçekleşmesi zor. İsrail buna izin vermez, böyle bir şeye İran’ın isteyeceğini düşünmüyorum. Dünya başka yöne baksa, İran istediğini yapacak, ancak şu anda İranlılar çatışamaya giremez, 3. Dünya savaşı başlatmak istemez. Kimse istemez. İranlıların durumu böyle idare etmesi de mümkün değil. Bölgedeki ABD müttefiklerine baskı yapmaya çalışıyor, özellikle Ürdün ve İsrail’e kimse durup bu stratejileri gerçekleştirmesini izlemez, bu çok mantıksız.

Körfez ülkelerini içeren bir Arap NATO’su hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bütün askeri mühendislikleri bölgede toplamak ve ittifaka varmak zor. Bütün bu konuştuklarımız Ortadoğu’da Nato’ya ihtiyaç duymayacak, ABD bütün yükümlülükleri ikili ilişkiler düzeyinde gerçekleştirebilir, bunu yıllar boyunca yaptı. Vakit kaybetmemek ve güvenlik koalisyonu kurmak iyi olacaktır. Belki bir gün bu gerçekleşir, belki de bütün bu tehditler ve tehlikeler ortadan kalktıktan sonra.

Körfez ülkelerinin bölgesel füze savunma sisteminden yoksun olması, bölgeyi İran tehditlerine açık hale getiriyor, bu da Arap Körfezinin istikrarını etkiliyor.

Bu bizim uzun zamandır hedefimizdi. Tam teçhizatlı füze savunma sistemini uygun fiyata kurmak mümkün, bu da İran’ı caydırmanın bir parçası. Bunda anlaşmak mümkün. Trump yönetiminin ilan edilmiş duruşuna istinaden önümüzdeki aylarda görüşmelerin başlayacağını düşünüyorum.

Suriye yönetiminin hayallerini sınırlama konusunda, rejimi ateşkese mecbur etmek ve İran ile Rusya’nın Esad’ı korumasını engellemek için ABD’nin ne yapması gerekiyor?

Aslolan ABD’nin bölgede bulunması ve bölgeyle etkileşim içinde olması.

ABD yönetiminin bölgede etkileşim halinde olması masraflı mı?

Askeri kuvvytetlerin bölgede kalmasına ihtiyacımız var.

Nerede?

Kesinlikle Irak’ta, fazla sayıda müsteşar bulunduracağız, Suriye’de de öyle. Halen güvenlik yapı kavramı bulunmuyor, fakat gelecekte Suriye’de ABD faaliyetlerinin devamı olması söz konusu.

Bunlar iyi haberler.

Öyle düşünüyorum çünkü bölgedeki İran nüfusunu sınırlar, mültecilerin evine dönmesi için çözüm olur, sonra Mısır ve Ürdün içinde bölgede ekonomik fırsat doğar, ve uluslararası terör tehlikesini azalır.

ABD’nin terörü sonlandırması teröristlerin kaybedenlerden olduğunu gösteriyor, hezimete uğrayacaklarını gösteriyor. DEAŞ’ın aldığı yenilgi hedeflenen bir projeydi.

ABD tarafından değil, yerel halkın istediği bir şeydi. İnsanlar kendi ülkeleri için savaştılar. DEAŞ emsallerini istemiyorlar. Terörün geleceği parlak değil.

Sizce Ruslar Trump’ta gerçek bir samimiyet buldular mı?

Evet, nüfuslarının sadece Şam’la sınırlı olduğunu düşünüyorum, daha uzağa gidemezler. Libya’da bir şey yapamazlar, İran için fayda sağlayamazlar, ancak kendilerine faydaları var.

ABD yönetiminde bir sistemi Ortadoğu’da görecek miyiz, yoksa sürekli İran ve Rusya müdahelerini mi göreceğiz?

Rusların iyimser olduğunu görüyorum, zayıf boşlukları dolduruyorlar. Bunun uluslararası ABD sistemi değil geçmişe nazaran daha uyumlu bir sistem olacağını tahmin ediyorum, yani oradaki bölgelerle paylaşacak. Kendi güvenliklerini sağlamaları için müttefikleri olacağız, bunda ortak çıkar var, bu da daha uzun vadeli bir yöntem.

ABD’nin uzun vadede Suriye tutumu ne olacak?

Doğrusu, ABD Suriye’yi umursamıyor, onunla ilgilenmiyor. Suriye ile ilk olarak Irak’ın istikrarı ve Ürdün’ün güvenliği açısından ilgileniyor, ikincisi İsrail’in güvenliği üçüncüsü ise DEAŞve El Kaide’nin hezimeti, dördüncü olarak ise mültecilerin durumu açısından. Suriye’nin Suriye olarak durumu çok önemli değil. Farklı konularla ilgileniyoruz. Esad’ı sevmiyor ve gitmesini istiyoruz ama Şam’daki yönetimin değişmesi için zaman kaybetmek istemiyoruz.

Irak, Suriye ve Libya haritasını nasıl görüyorsunuz?

Tahmin etmem gerekirse, Suriye’yi balkanlaştırma çabası var, Yugoslavya’da soğuk savaştan sonra olanlar gibi. Libya’yı bölmek durumu iyileştirmeyecek. Libya çözümünün Libya’ya uygun olması gerek, bence Irak’ın bölünmemesi de daha iyi. Kürdistan’ı çok seviyorum, ve bölünmemiş bir Irak’ta daha güvenli olacağını düşünüyorum, müstakil bir devlet olarak değil. Libyalılar da Libya’yı bütün olarak tercih ediyordur. Irak da öyle, ama Suriye’de konu öyle değil bütün bir Suriye göremiyorum balkanlaştırılacaktır.

Bu Kürtlere özerklik için referanduma gitmemeleri yönünde bir çağrı mıdır?

Referandum yapacaklar, ve bölünmek isteyecekler. Problem Irak’ın stratejik olarak önemli olması, ancak bölünürse kurtlara yem olması daha da kolaylaşacaktır. Bütün kalırsa kimse onu yutamaz. Bence Sünnisi, Kürdü Şiisi bir arada yaşarsa bölünmese işgali zorlaşacak, aksi durumda herkesin yaşamak için sürekli kendini koruması gerekecek. Şiiler İran’ın etrafında dönecek, Sünniler ise yaşayabilmek için başka bir Sünni devletin etrafında dönecek. Stratejik olarak büyük öneme sahip olan ve büyük ülkelere komşu olan, küçük ülkelerin akibeti bu olur. Bu yüzden Irak’ın başka ülkeler tarafından yutulması zor olan bir ülke olması Iraklıların kendi geleceklerine karar vermesi için daha iyidir.

ABD Yönetimi Ulusal Güvenlik Yetkilisi Herbert Mcmaster, Savunma Bakanı James Mattis ve Dışişleri Bakanı Rex Tillerson arasında bir işbirliği ve koordinasyon var mı?

Birlikte çok normal ve anlayışlı bir şekilde çalışıyorlar, koordineliler.

Ronald Reagen döneminden beri en başarışı ekip bu bence.

Birleşmiş Milletler büyükelçisi Nikki Haley başkanın adına konuşma yapıyor mu?

Evet, insanlar şunu anlamıyor; herkesin aynı anda aynı konuyu konuşmaması aynı tepkiyi vermedikleri anlamına gelmez. Herkesin farklı bir görevi var. Herkes konunun bir tarafına önem veriyor. Herkes birbirinin yankısını tekrar etmiyor. Onlar koro değil.

ABD’nin iç ‘çatışmaları’ ne zaman bitecek?

Bitmeyecek. ABD’de sorunlar tamamen parti sorunu, önümüzdeki yıl yapılacak seçimlere kadar durumlar değişmeyecek. Çok çirkin bir politika, ama bunlar Trump’ın etkin bir dış politikası olmasına engel değil. Bu iç politikaların başkanın takatini tüketeceğine dair bir işareti yok. Bu da zaten olmayacak.