Cezayirlilerden, Macron’un sömürge açıklamalarına eleştiri
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Cezayir Savaşı esnasında işkence uygulandığına yönelik itirafına Cezayir’deki Devrim Ailesi kuruluşları, sıra dışı bir sessizlikle karşılık verdi. Bununla beraber Cezayir’in en büyük İslamcı partisi, Fransa Cumhurbaşkanı’nın 19 ve 20. yüzyıllardaki Cezayir işg
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Cezayir Savaşı esnasında işkence uygulandığına yönelik itirafına Cezayir’deki Devrim Ailesi kuruluşları, sıra dışı bir sessizlikle karşılık verdi. Bununla beraber Cezayir’in en büyük İslamcı partisi, Fransa Cumhurbaşkanı’nın 19 ve 20. yüzyıllardaki Cezayir işgali sırasında sömürgeci orduların eliyle işkence yapıldığına dair itirafında Muhammed ve Abdullah ismini taşıyan binlerce Cezayirliyi ‘istisna’ tutmasını kınadı. Macron, önceki gün Maurice Audin’in dul eşine Fransa adına özürlerini sunmuştu. Auidin, Cezayir’in bağımsızlığı için mücadele eden komünistlerden biri olarak 1957 yılında tutuklanıp öldürülmüştü.
Barış Toplumu Hareketi Lideri Abdurrezzak Makri, Audin için, “Hiç şüphe yok ki Cezayir bağımsızlık devriminin kahramanlarından biriydi. Her ne kadar adı Maurice olsa da onu saygıyla anıyoruz” dedikten sonra açıklamasını şu sözleri ile sürdürdü;
“Ancak Fransa Cumhurbaşkanı, yalnızca Maurice’in ailesinden özür dileyerek Fransız ırkçılığını gözler önüne seriyor ve işkenceye maruz kalıp öldürülen milyonlarca Cezayirliye insan olarak değer vermediğini gösteriyor”.
Makri, Cezayir bağımsızlığının üzerinden 56 yıl geçtikten sonra bile büyük tartışma konusu olan Fransız sömürgeciliğinin işlediği suçlar hakkındaki konuşmasında, şu ifadeleri dile getirdi;
“Fransa Cumhurbaşkanı, Muhammed, Abdullah, ed-Derraci, el-Ayyaşi, el-Hevari, Ayşe, Fatma, el-Arim, Betül, Idir vb. isimler taşıyan Cezayir insanına karşı işlenen ihlallerin de insanlığa karşı işlenmiş suçlardan olduğunu ve savaş suçlarının zaman aşımına uğramadığını bir gün idrak edecek. Macron’un bu hareketi, aynı zamanda Cezayirli yetkililer ve tüm Cezayir halkına yönelik bir saygısızlıktır”.
Öte yandan Adalet ve Açıklık Partisi yöneticilerinden Muhammed Salihi ise “Bu bir günah itirafı mı yoksa tarihsel bir manevra mı?” sorusunu ortaya atarak, “Macron’un Fransız devleti adına Fransız mücadeleci Maurice Auidin’in savaş suçlusu General Aussaresses tarafından öldürüldüğünü itiraf etmesi güzel bir şey. Ama Fransa, sömürge dönemi boyunca sadece Maurice Audin adlı bir mücadeleciyi değil on milyonlarca Cezayirliyi öldürdü. Fransız devletinden özür bekleyen, dul ve yetim kalmış milyonlarca insanımız varken yalnızca onun dul eşinden özür dilemek olmaz” dedi.
Macron, Perşembe günü Auidin’in Paris’in banliyölerinden birinde bulunan Bagnolet’teki evine ziyarette bulundu. Ziyaretinde Audin’in 87 yaşındaki eşi Josette ve çocuklarına bir açıklama yaptı. Elysse Sarayı’nın aktardığına göre Macron, açıklamasında, ‘Fransa’nın Cezayir Savaşı (1954-62) sırasında işkence yöntemleri uyguladığını ve bunun da özellikle Komünist Muhalif Maurice Audin’in ölümüne yol açtığını’ belirtti. Macron tarafından atılan bu adım, Fransa’nın Cezayir’e yönelik sömürge geçmişine ilişkin ‘daha önce hiçbir Fransa lideri tarafından gösterilmeyen bir cesaret’ olarak değerlendirildi. Bu arada bu sömürge dönemi, pek çok tarih araştırmacısı tarafından ‘bir soykırım’ olarak nitelendiriliyor.
Diğer yandan Mücahitler Bakanı Tayyip Zeytuni, yerel gazetelere yaptığı açıklamada, Macron’un Fransa’nın Cezayir’de işlediği işkence ve katil eylemlerinden sorumlu olduğuna dair itirafını memnuniyetle karşıladı ve şöyle dedi;
“Sömürge dönemi suçlarını, yalnızca tarih cahilleri inkâr edebilir”. Bununla beraber ülke siyasetinde büyük bir ağırlığa sahip olan Mücahitler Örgütü başta olmak üzere Devrim Ailesi kuruluşları, herhangi bir yorumda bulunmadı. Bir süredir hastanede bulunan Mücahitler Örgütü’nün 90 yaşındaki Genel Sekreteri Said Abadu’nun Fransa Cumhurbaşkanı’nın açıklaması hakkında, “Yeterli değil” ifadelerini kullandığı aktarıldı. Abadu’ya göre Cezayirliler, “Fransa’nın Cezayir’i işgal ettiği sırada işlediği hatalara yönelik resmi ve açık bir itiraftan daha aşağısına razı olmazlar. Elbette buna, Cezayir halkından dilenen bir özür de eşlik etmeli ve onlara maddi tazminat ödenmeli”.
Aynı şekilde oy çoğunluğunu elinde bulunduran ve bağımsızlık devrimini tetikleyen Ulusal Bağımsızlık Cephesi’nden de Şehit Çocukları Kuruluşu ile Mücahit Çocukları Kuruluşu’ndan da bir açıklama gelmedi.
Bu çerçevede Cezayir Haber Ajansı (APS), çalışma alanı Cezayir sömürgesi olayları olan ünlü Tarihçi Benyamin Stora’nın şu sözlerini aktardı;
“Fransız Devleti’nin Cezayir davası için mücadele veren Maurice Audin’in 11 Haziran 1957’de suikasta uğramasına yönelik sorumluluğu üzerine alması, işgal dönemini yaşayanlar için silinmesi imkânsız izler bırakacak. Macron’un işkenceye ilişkin itirafları, kurumsal bir yönelimdir; Cezayir devrimi konusunda verilmiş nihai bir karar değil. Bu, tarihçilerin ispat ettiği olayların dile dökülmesidir ve geçmişin acılarından ve zihinlere kazınmış yaralardan kurtulmak için vatandaşlar arasındaki tartışma kapısını açık bırakacaktır. Dolayısıyla bu, savaşa katılanlar ve tanık olanları çektikleri acıları açıklamaya dönük bir teşviktir”.
Macron, Cezayir’i ilk kez Şubat 2017’de, başkanlığa aday iken ziyaret etti ve özel bir kanala verdiği demeçte, “Fransa’nın Cezayir sömürüsünün, insanlığa karşı işlenen ve kınamayı hak eden bir suç olduğunu” söyledi. Cezayirliler o gün onun sözlerinden Cumhurbaşkanı olması halinde ‘sömürge suçu’ndan ötürü özür sunacağı hükmüne varmıştı. Cezayirliler, aynı yılın sonunda cumhurbaşkanı olarak gelen Macron ile Cezayir başkentinin sokaklarında buluştuklarında ‘hafızanın görevi’ olarak adlandırılan şeye işaret etmiş ve Macron onlara şu sözlerle yanıt vermişti;
“Ben, benim neslimden bir adamın, açılım projesine dayalı olarak seçilen bir cumhurbaşkanının bakış açısına sahibim. Tarihi biliyorum ancak ben geçmişin esiri değilim. Ortak bir hafızamız var ve bunu idrak etmemiz gerekiyor. Ülkem, Cezayir ile güçlü bir eksen oluşturmak istiyor. Afrika’ya kadar uzanan Akdeniz ekseni. Birtakım engellerin var olduğu ve toplumlarımızdaki tüm aktörlerle bunların üstesinden gelmek zorunda olduğumuz doğrudur. Bunun için bize düşen, eğitim, ekonomiyi geliştirmek ve kültür alışverişine odaklanmaktır. Geleceğimizin anahtarı, iki ülkenin gençleridir”.