DEAŞ’lıların eşleri ülkelerine dönme hayali kuruyor
Rakka’nın kuzeybatısından 50 km uzaklıkta olan, kapısında Suriye Demokratik Güçlerin’den görevlilerin durduğu Ayn İsa kampındaki izole edilmiş küçük evlere kimse izin almadan giremiyor. Rusya’dan 3, Çeçenistan’dan 2, aslen Mağripli olan bir Fransa vatandaşı kadın, İspanya, Hollanda, Azerbeycan’dan b
Rakka’nın kuzeybatısından 50 km uzaklıkta olan, kapısında Suriye Demokratik Güçlerin’den görevlilerin durduğu Ayn İsa kampındaki izole edilmiş küçük evlere kimse izin almadan giremiyor.
Rusya’dan 3, Çeçenistan’dan 2, aslen Mağripli olan bir Fransa vatandaşı kadın, İspanya, Hollanda, Azerbeycan’dan birer kadın, Arap ülkelerinden Tunus, Fas ,Libya’dan ve diğer ülkelerden gelen kadınlar geçen ayın 17’sinde DEAŞlılardan kurtulmak, kaçmak için uzun yollar katettiler ve kampa sığındılar.
5 çocuklu, 33 yaşında olan ve eşini hava saldırısı sonrası kaybeden Fas asıllı İspanya vatandaşı Habibe Afif, yaşadıklarını Şarku’l Avsat’a anlattı. Afif, “Kocam öldüğünde çok mutlu oldum. Ondan ve adaletsizliğinden kurtulduğuma inanamadım” diye başlıyor söze.
2001 yılında Faslı biriyle evlenen Habibe, 4 çocuğu olan normal bir aile şeklinde yaşarken, 5. çocuğunu Suriye’de doğurdu. Aile, 2007’de İspanya’ya gitti. Orada İspanya vatandaşlığı aldılar ve 5 sene kaldılar. Yıllar sonra kocası aniden Aralık 2012’de Fas’a dönmeye karar verdi, karısına Türkiye’de çalışacağını söyledi.
Habibe, solgun yüzüyle sözlerini şöyle tamamladı. “İspanya’dayken kocamın radikalliğini farketmedik. Kocam normal bir şekilde namaz kılar, saç ve sakal traşı olurdu. Ancak Suriye halkının yaşadığı acılara karşı üzüntüsünü hiç gizlemedi. Türkiye’ye gittikten sonra el-Kaide’ye bağlı Nusra Cephesi’ne katılacağını haber verdi. Bu kararı şiddetle reddettim. Çocuklarımı almakla beni tehdit etti. Onlara ne kadar bağlı olduğumu çok iyi biliyordu. Dayakla ve zorbalıkla beni aldı.”
Suriye’deki savaşın şiddeti, yapılanlar, sosyal medya aracılığıyla yayılan görüntüler, Suriye’ye karşı hassasiyet oluşmasına sebeb oldu. Medya aracılığıyla yapılan DEAŞ propagandası Suriye’ye 2013’ten beri pekçok yabancının savaşmak için geldiğini gösteriyor.
Habibe’nın yanında, henüz on sekiz yaşında olan Azerbaycan Cumhuriyeti’nden olan Dilber Artur oturuyor. Erken yaşta yaşadığı acı tecrübeler nedeniyle daha yaşlı görünüyor. Annesiyle babası boşandıktan sonra DEAŞ örgütüne katılan babasıyla birlikte Suriye’ye gitme sürecini anlattı. Orada DEAŞlı militanlarla iki kez zorla evlendirildiğini, aylar sonra eşlerinin öldürüldüğünü ifade ediyor.
2014 yılının Ocak ayında DEAŞ’ın Rakka’yı ele geçirdikten sonraki sürecini anlatan Dilber, sözde ‘İslam Hilafet’ini ilan ettiler. Babası aynı yılın yaz ayında çocuklarıyla birlikte Suriye’ye gitmeye karar vermiş.
Dilber kardeşlerden en büyüğüydü ve 14 yaşındaydı. Kız kardeşi Refika ve erkek kardeşleri Abdullah. Dilber fasih bir Arapça’yla ve bazen Türkçe konuşarak şöyle diyor: “Havayoluyla İstanbul’a ordan da karayoluyla Gaziantep sınırına geldik, daha sonra da Suriye bölgesinde er-Rai (Çobanbey) kasabasına yürüyerek ulaştık.”
Dilber, babasının bir militan olduğunu ve daha sonra Halep’in doğu bölgesinde örgütün savaşlarında komuta pozisyonları aldığını söyledi. Sonra ailesinin Rakka kentine yaşamak için taşındığını, fakat örgüt tarafından gerçekleştirilen katiliamlar ve cinayet sahnelerine tahammül edemediklerini, babasının kaçma planı yaptığını ancak Azerbaycan’da “Hariciler ” olarak nitelendirildikleri için babasının üç kişiyle birlikte tutuklanıp ve öldürüldüğünü anlatıyor:
“Çocukluğumu hissetmedim, örgütün baskısı yüzünden 15 yaşındayken bir Türk militanla evlenmek zorunda kaldım, ondan bir çocuk doğurdum. Eşim uçak saldırısında öldürüldü. Küçük yaşımda çocuğumla beraber kardeşlerime bakma sorumluluğum vardı. Daha sonra yeniden bir Türkle evlendirildim. O da aylar sonra Irak Mansure’de öldürüldü.”
Habibe ise örgütün kocası öldürüldükten sonra defalarca onu bir başka militanla evlendirmeye zorlandığını anlattı. Şöyle diyor Habibe: “Onlara ülkeme dönmek istediğimi ve evlenmek istemediğimi söyledim. Çocuklarım son yıllarda okula gitmediler. Enstitüler vardı ve orada da fen ve matematik okutulmuyordu sadece dini dersler vardı.”
Geçtiğimiz Nisan ayında, Uluslararası İttifak tarafından desteklenen Suriye Demokratik Güçleri (SDG), kentin denetimini ele geçirdi; Çocuklarıyla birlikte Deyr-i Zor’un doğusundaki Meyadin şehrine götürülmeye zorlanan Habibe, yaşadığı yerde 5 ay boyunca kaldıktan sonra kaçmayı planladı. Bu saatten sonra kaçmaktan başka çarem yoktu diyen Habibe, “En büyük oğlum Enes, örgüt saflarına 14 yaşındayken katıldı. Bir seferinde ona Suriye’den ayrılmamız ve ülkemize dönmemiz gerektiğini söyledim. Kaçmamam için beni uyardı ve kaçarsam beni örgüte ihbar etmekle tehdit etti. Ona söylemeden kaçtım çünkü zihniyeti babasınınkiyle aynıydı.”
Habibe, yerel kaçakçılara 1000 dolar verdikten sonra kaçmayı başardı. Üç aydır Ayn İsa kampında küçük bir odada yaşıyor. Memleketi Fas’a dönme hayali kuruyor. Habibe, ‘Annemi düzenli olarak arıyorum onu o kadar çok özledim ki. Onlara Suriye’ye geldiğimi söylediğimde, babam sinir krizi geçirmişti. Annem şoktan aylarca çıkamadı. Onları tekrar bulmayı hayal ediyorum.’ Dedi.
Dilber ise, iki yaşındaki bebeği ve kardeşleriyle 20 gün önce kaçmayı başardı. Normal yaşantısına dönmeyi ve ülkesinde gençlik yıllarını yaşamayı Azerbaycanlı bir gençle evlenmeyi hayal ediyor: “Suriye’ye gelmeden önce okuyordum ve doktor olmayı hayal ediyordum. Ülkeme dönebilirsem, eğitimimi tamamlayacağım ve isteklerimi yerine getireceğim” diyor.