Disipline edilmiş özgürlük kavramına ne zaman ulaşırız?
Arap Baharı başladığından beri özgürlük kavramıyla ilgili sorunlar, kaosun ortaya çıkmasına sebep oldu. Özgürlüğün bir anlamı vardır. Bazıları, özgürlüğü uygularken ve özgürlük duygusunu hissederken özgürlüğün bu anlamını bilmeyebilir. Bazıları da yanlış yöntemler izleyerek bu yöntemlerin özgürlük o
Arap Baharı başladığından beri özgürlük kavramıyla ilgili sorunlar, kaosun ortaya çıkmasına sebep oldu. Özgürlüğün bir anlamı vardır. Bazıları, özgürlüğü uygularken ve özgürlük duygusunu hissederken özgürlüğün bu anlamını bilmeyebilir. Bazıları da yanlış yöntemler izleyerek bu yöntemlerin özgürlük olduğunu zannederler. Dolayısıyla bu durum, özgürlüğün yanlış anlamda uygulandığı gerekçesiyle bir tarafın başka bir tarafa zarar vermeksizin toplumsal barışı gerçekleştirmek amacıyla herhangi bir ülkede toplum arasında barış içerisinde birlikte yaşamanın önemli adımlarından birisi olan özgürlük kavramını araştırmaya sevk etti. Bunun için insanın yürüdüğü yolu seçme hakkı vardır; “Biz ona iki yol gösterdik.”(Beled Suresi, 10. Ayet)
Hegel’e göre özgürlük, bireyin ödev ve sorumluluklara bağlı kalmasıyla gerçekleşir. Bazılarının nezdinde bu anlamın olmadığını görebiliriz. İnsanların çoğu, ödev ve sorumluluklara bağlı kalmıyor. Dolayısıyla Hegel’in kavramına göre bu insanlar, özgür değildir. Bazıları özgürlüğe sahip olduğunu, özgürlüğü serbest bir şekilde kullanabileceğini, kırmızı işareti serbestçe ihlal edebileceğini, yasa ve kanunlara karşı gelebileceğini, görevini yaparken kuralları görmezden gelip yok sayabileceğini, vatana ve diğerlerine karşı olan görevlerini görmezden gelebileceğini zannetmesine rağmen onlar için özgürlük yoktur. Bu problem, Arap Baharı’ndan ve özgürlük kavramıyla ilgili kaosun yayılmasından sonra gün yüzüne çıktı. Şiddet yanlısı gruplar, insanları tedirgin etmek ve korkutmak için korkuyu, kaosu ve absürtlüğü uygular oldu.
Bireyin özgürlüğü, toplumun özgürlüğünden bağımsız değildir. Jean Jacques Rousseau, özgürlüğün toplum iradesiyle birey iradesi arasındaki uyuma dayandığını ifade ediyor. Çünkü bu şekilde irade, kaosa dönüşerek herkesi etkileyebilecek bir tehlikeye dönüşüyor. Bu da bireyin özgürlüğünü içinde bulunduğu çevrenin güvenliğiyle kayıtlı hale getiriyor. Kişinin özgürlüğü, başkalarının hürriyetini ihlal etmek anlamına gelmiyor. Örneğin; özgür olduğu için kişinin çıplak dolaşması. Kişi, bu davranışıyla diğerlerinin özgürlüğünü çiğnemiştir. Hatta bu kişi, çirkin görüntüsüyle diğerleri için görüntü kirliliğine neden olmuştur. Bunun gibi daha birçok örnek karşılaştırılabilir.
Özgürlüğün bir anlamı vardır. Bu anlam, özgürlük standartlarının kendisinde mevcut olmadığı kişisel bir denetleyici olarak bireyin tek başına oturduğu bir gezegende değil de diğerleriyle beraber içinde yaşadığı toplumda sadece kendisine dikte ettiği kuralları düzenlemez.
John Stuart Mill’in dediği gibi “İnsanlığı ya da insanlığın bir kısmını, bireyin özgürlüğüne veya davranışına müdahale etmeye sevk eden tek sebep, sadece kendini korumaktır. Medeni bir topluma kişinin iradesine müdahale etme hakkını veren tek neden, diğerlerini söz konusu davranışın zararlarına karşı himaye etmektir.” Disiplinli özgürlüğün gerçekleşmesi için özgürlüğün anahtarı olan ve devlet inşasında en önemli zorluklardan birisi olan adalet ilkesinin gerçekleşmesi gerekiyor. Adalet gerçekleşmediği sürece genel olarak hayatın, özelde ise siyasetin istikamet üzere olması mümkün değildir. Eskiden beri Yunan filozoflarının ulaştığı sonuç budur. Zira Yunan filozofları, adalet mefhumuyla siyasi yaşamı birbirine bağlamışlardır. Bu filozofların ilki, Eflatun’dur. Çünkü Eflatun, siyasi ve ahlaki düzende adaleti öncelikli bir standarda dönüştürdü. Kaynakların adaletli bir şekilde kullanılıp dağıtılmasında, eşitliği gerçekleştirmede ve fırsatların herkese tanınmasında disiplini standart haline getirdi.
Adaletli bir toplum tesis etmek isteyenlerin adaletli bir politikaya sahip olmaları gerekiyor. Bu problemi çözmek için ortak ve uygun bir zeminin var olması lazımdır. Özellikle biz, değer, kültür ve din bakımından uyumlu ve homojen bir toplumuz. Bu durum, tüm vatandaşlar arasında müşterek iradeyi, vatandaşlık hakkını, adaleti gerçekleştirmeyi ve disipline edilmiş özgürlüğü uygulamayı garantileyecek ortak bir iradeyi uzlaşarak ifade etmek için toplumsal sözleşmeyi yani anayasayı yazmamızı kolaylaştıracaktır.
Disipline edilmiş özgürlük kavramının olmamasından dolayı Arap Baharı’nı yaşayan toplumlar, ifade özgürlüğü diktatörlüğünden, zulüm ve terörden sıkıntı çekmeye devam ediyorlar. Bu hurafe bahar, bizi gerileme, çökme, imha etme ve öldürme zamanına geri götürdü. Sözlüğümüzden özgürlük kelimesini sildi.