Doğu Akdeniz, Türkiye’nin öncülüğünde ‘petrol savaşı’na mı sahne oluyor?
Doğu Akdeniz sularında petrol ve doğalgaz rezervlerinin son keşifleriyle ilgili olarak düzenlenen kapalı bir sempozyumda söz konusu keşiflerin, bölgede stratejik coğrafi çerçeveyi yeniden şekillendirme ve devletlerarası ilişkilerde yeni bir süreci başlatma gücüne sahip olduğu konusu ele alındı. Bu d
Doğu Akdeniz sularında petrol ve doğalgaz rezervlerinin son keşifleriyle ilgili olarak düzenlenen kapalı bir sempozyumda söz konusu keşiflerin, bölgede stratejik coğrafi çerçeveyi yeniden şekillendirme ve devletlerarası ilişkilerde yeni bir süreci başlatma gücüne sahip olduğu konusu ele alındı. Bu durum, özellikle denizlerde artan rekabet ve çekişmeyle ön plana çıkan ülkeler arasında yeni bir dönem başlatacaktır. Doğu Akdeniz’deki realite, Güney Çin Denizi’nde meydana gelen çekişmeyle birçok yönden benzerlik göstermektedir. Sempozyumda Doğu Akdeniz’in jeopolitik bakımdan önemli olmasının Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında bir geçit mesabesi olmasından kaynaklandığı ifade edildi.
Bugün bölgesel enerji dağılımı, yüzyıllardır devam eden bir durumu yansıtmaktadır. Yunanistan, Türkiye, İsrail ve Mısır gibi devletler, bu alanda büyük bir rol oynuyor. Yunanistan ve Kıbrıs aracılığıyla İran ve Avrupa Birliği ve diğer yandan bölgede enerji şirketleri bulunan İtalya ve Fransa, Doğu Akdeniz’de büyük paylara sahiptir. Bu devletlerin yanı sıra Doğu Akdeniz’de ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçler de bulunmaktadır.
Sempozyumdaki katılımcılardan birisi, son zamanlarda önemli hidrokarbon yataklarının keşfedilmesinin, ortamı daha da gergin hale getirebileceğini söyledi. 2010 yılında yapılan bir araştırma, daha yüksek rakamlara işaret eden bazı kaynakların yanı sıra bölgenin 192 trilyon ft3 (fit küp) doğal gaz ve 1,7 milyar varil petrol rezervi içerdiği öngörüsünde bulundu. Fakat bu kalabalık bölgede söz konusu kaynaklara ulaşma ve bunları kullanma hakkına kimin sahip olduğunu belirlemek problem olabilir. Çünkü bu, münhasır ekonomik bölgelere(EEZ) ulaşmayı gerekli kılmaktadır. Münhasır ekonomik bölge, İsrail-Kıbrıs ve Mısır-Kıbrıs meselesinde olduğu gibi bazen başarılı bir şekilde gerçekleştirilirken bazen de münhasır ekonomik bölgeleri sınırlandırma, anlaşmazlık konusu olabiliyor. Tamar ve Leviathan gibi bazı zengin doğalgaz sahaları, İsrail ve Lübnan kıyılarının uzağında yer alıyor. Bazı doğalgaz sahaları da özellikle Zohr bölgesi, Mısır’ın yakınında bulunuyor ki Zohr, bölgedeki en büyük doğalgaz sahasıdır. Afrodit ve Kalipso sahaları da Kıbrıs’ta münhasır sanayi bölgesinde yer alan diğer bölgelerdir. Kalipso sahası, Doğu Akdeniz’de yeni keşfedildi ve bu da bölgede gerçekten sorunlara yol açtı.
İsrail ve Lübnan, şu ana kadar kendilerine ait münhasır ekonomik bölge sınırlarını nihai bir şekilde çizmiş değiller. Bazı önemli doğalgaz rezervleri, İsrail ve Lübnan kıyılarında yer almasına rağmen bu kaynaklara kimin sahip olacağı çözüme kavuşturulamadı. İsrail, büyük bir hakka sahip olduğunu zannetti; ancak Lübnan, İsrail’i protesto ederek sorun çıkarttı. Daha da önemlisi İran tarafından desteklenen Hizbullah, İsrail gemi ve tesislerini vurmakla tehdit etti. Diğer gerilim kaynaklarıyla birlikte tansiyon, hızla yükselebilir.
İran, kendi çıkarı için Lübnan’ı desteklemiyor. Şöyle ki Tahran’ın Doğu Akdeniz bölgesiyle ilgili belirli planları var. Aynı zamanda bu, İran’ın Suriye’ye karşı tutum ve tavrını açıklamaktadır. Önemli bir hidrokarbon üreticisi olmamasına rağmen Suriye, boru hattı güzergâhında bulunmasından dolayı Doğu Akdeniz’in jeopolitik enerjisinde kayda değer bir öneme sahiptir. Ayrıca Suriye’nin kullanılmayan rezerv hacmi de hala net değildir.
Yıllarca devam edebilecek olan Suriye’deki iç savaş ve Batı destekli yaptırımlar nedeniyle Şam, iç savaştan önce yaptığı gibi artık Avrupa’ya petrol ve doğalgaz ihracatı yapamayabilir. Bunun için Şam, çözümü İran ve Rusya’yla işbirliği yaparak ihracatını çeşitlendirmede buldu. İran, Kuzey Irak ve Suriye üzerinden Akdeniz ve Avrupa’ya boru hattı inşa etmeyi planlıyor. Bu da Tahran’ın neden Irak ve Suriye’de bulunduğunu ve Beşşar Esed rejimini neden güçlü şekilde desteklediğini açıklamaktadır. Diğer yandan Rusya ise, Akdeniz’e ve enerji sahasına ulaşmak için Suriye’yi önemli bir kanal olarak görmektedir.
Rusya’nın geçen ocak ayında Suriye’de petrol ve doğalgaz üretmek için özel bir hak elde ettiği söyleniyor. Bu da Kremlin tarafından Esed hükümetine verilen desteğin nedenini daha iyi anlamaya yardım etmektedir. Kremlin’in Suriye’deki iç savaşta başarılı olması, Rusya’ya sadece Ortadoğu’daki tutumunu sağlamlaştırmasına olanak tanımayacaktır. Aksine Rusya, 35-40 milyar dolarlık Suriye’deki enerji altyapısını yeniden inşa etmeyi üstlenirse bu durum, Akdeniz’in fosil yakıt rezervlerine ulaşması konusunda Rusya’ya yardım edecektir.
Sempozyumda ortaya atılan diğer bir önemli konu ise, bölgedeki Rus-İran projelerinin Türkiye’yi by-pass edebileceğidir. Bu da Doğu ve Batı arasında esas bir hat olmasından dolayı Türkiye’nin sahip olduğu politik nüfuzu azaltacaktır. Bu kapsamda Ankara’nın Suriye müdahalesi, sadece bir Kürt devletinin kurulmasını durdurmaya yönelik bir girişim değil, aksine boru hattı projelerinin hayata geçirilmesini engellemeye yönelik bir faaliyettir. Zira söz konusu projeler, Türkiye’nin coğrafi ekonomik çıkarlarını azaltabilir.
Suriye savaşının bir bölümü, Akdeniz’e ve Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz rezervlerine ulaşmak için yürütülüyor. Bu da sempozyumda işaret edildiği gibi bizi nihai çatışma bölgesi olan Kıbrıs’a götürüyor. Afrodit ve Kalipso sahalarının keşfedilmesi, adayı Doğu Akdeniz’deki enerji üreticilerinin merkezi haline getirebilir. Hatta bu keşif, 1974 yılında meydana gelen bölünmenin ardından Kıbrıs adasında yaşayan Rum kesimiyle Türk kesimi arasındaki çekişmeyi çözmek için bir fırsat da sunabilir. Fakat bu bağlamda Ankara, saldırgan bir tavır sergiledi. Türkiye’nin, istekleri konusunda ısrarını yeniden vurgulaması, Mısır gibi diğer devletleri de cezp etti. Fakat Ankara’nın önceki Müslüman Kardeşler hükümetine yönelik desteği, Mısır’ı rahatsız etmesinin yanı sıra Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kıbrıs’la işbirliği yaparak ülkesinin denizdeki doğalgaz rezervlerini geliştirmek için önemli projeleri hayata geçirmeye çalışıyor. İşte burada Mısır’ın planları, Türkiye’nin beklentileriyle çakışmaktadır. Sempozyumdaki katılımcılar, bu durumun sorunlara yol açtığını düşünüyor. Özellikle Kahire, Doğu Akdeniz’in enerji kaynaklarını kullanma konusunda hakkını savunmak için istekli olduğunu dile getirdi.
Bu noktadan hareketle sempozyum, Ankara’nın üslubunun Güney Çin Denizi’nde Pekin’in üslubuna ve burada meydana gelen gelişmelere benzediği çıkarımına ulaştı. Bu durum, bölgedeki diğer oyuncuları daha sağlam işbirliği yapmaya sevk ediyor. Öyle ki Türkiye’nin emellerine karşı Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Mısır arasında peyderpey bir koordinasyon ortaya çıkmaktadır. Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail; enerji ve savunma alanında ortaklıklarını pekiştiriyorlar. Ayrıca bu ülkeler, Avrupa’ya yeni bir boru hattı inşa etmek için İtalya’yla bir anlaşma yaptılar. Diğer yandan Mısır, Zohr sahasını mezkûr boru hattına bağlayarak bu anlaşmanın bir parçası olmayı ümit ediyor. İran, Irak ve Suriye arasındaki boru hattına benzer projeler, Türkiye’yi devre dışı bırakıyor. Bunun için Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını vurgulaması, hidrokarbon kaynaklarına ulaşmak için bir araç ve ayrıca boru hatlarının inşa edilmesini durdurmaya yönelik bir girişimdir.
Ankara, provokatif uygulamalara devam ettiği zaman Doğu Akdeniz’de özellikle de Kıbrıs ve Kıbrıs suları üzerinde çatışma tehlikesi artacaktır. Gerilim, kriz seviyesine ulaştığı zaman Türkler, askeri operasyonlara başlayabilir. Buna benzer senaryolar, son derece tehlikeli olacaktır. Çünkü bu senaryolar, uluslararası ticaret açısından önemli ve nüfus bakımından kalabalık olan bir bölgede güçlü devletleri kapsayacaktır. Zira Asya’dan gelen ticaret malları, doğrudan Süveyş kanalından ve İstanbul Boğazı’ndan geçmektedir.
Sempozyumdaki katılımcılar, en azından kısa vadede Güney Çin Denizi’nde olduğu gibi Türkiye’nin askeri operasyonlar yapma ihtimalinin olduğunu öngörüyor. Ayrıca katılımcılar, Güney Çin Denizi’yle Doğu Akdeniz arasındaki benzerliğin şaşırtıcı olduğunu düşünüyor. Çin gibi Türkiye de bölge üzerinde nüfuzunu teyit etmek, bölgenin kaynaklarını devşirmek ve yeni boru hatlarının inşasını engellemek için Kuzey Kıbrıs’ta askeri birlikler hazırlayıp tatbikatlar gerçekleştiriyor. Bu da yıkıcı sonuçlarının yanı sıra büyük bir silahlı çatışmaya dönüşebilecek bir olayın çıkma olasılığını artırmaktadır. Bölge ve bölge dışında enerji konusundaki artan talebe bakıldığında bunun uzun vadede gerçek dışı bir senaryo olmadığı görülecektir. Burası, Arap, Türk, İran ve İsrail Ortadoğu’sudur.