Doğunun Hitler’i ve Canbolat’ın nasihatleri!
Lübnan’daki ve Lübnan dışındaki siyasetçi ve gözlemcilerin farklı bir politikaya ve metoda sahip yeni bir Suudi Arabistan’ın karşısında olduklarına yoğunlaşmaları uygun olacaktır. Kral Selman’ın rehberliği ve yönlendirmesiyle birlikte, söz konusu farklı politika ve yöntemler, Veliaht Prens Muhammed
Lübnan’daki ve Lübnan dışındaki siyasetçi ve gözlemcilerin farklı bir politikaya ve metoda sahip yeni bir Suudi Arabistan’ın karşısında olduklarına yoğunlaşmaları uygun olacaktır. Kral Selman’ın rehberliği ve yönlendirmesiyle birlikte, söz konusu farklı politika ve yöntemler, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın kararlılığını destekliyor. O, genç, zeki ve kararlı bir lider. O, istişare ediyor ve fikirleri derinlemesine araştırıyor. Fakat Veliaht Prens azmettiği zaman Allah’a tevekkül ediyor ve kararlı bir şekilde hareket ediyor.
‘The New York Times’ gazetesinde -Hiç kimsenin bu gazeteyi Suudi Arabistan taraftarlığı yapmakla itham edeceğini zannetmiyorum- Amerikalı gazeteci Thomas Friedman tarafından yapılan son röportajında Veliaht Prens, aralarında İran meselesinin de olduğu çeşitli konulardan bahsetti. Prens, batı toplumuna hitap ederek, İran ile olan durumu özetledi: “İran dini lideri, Ortadoğu’daki yeni Hitler’dir.”
Veliaht prens, “Ödün vermenin fayda vermediğini Avrupa’dan öğrendik. İran’daki yeni Hitler’in Avrupa’da olanları Ortadoğu’da tekrar etmesini istemiyoruz” diye ekledi.
Önemli ve etkileyici bir benzetme. Bu benzetme, sadece politik inançlardan, Humeyni ile Nazi ‘Führer’i bir araya getiren tarihi saçmalıklardan ve o zamanlar Hitler’in teşkil ettiği tehlike boyutunda Avrupa’da liderlerin olmamasından dolayı önemli ve etkileyici değildir.
İngiltere’de dar görüşlü ve kararsız bir başbakan vardı, Neville Chamberlain. Hitler’e yakınlaşıp kendisiyle görüşmenin faydalı olacağı konusunda kendisini ikna etti. Ancak Nazi’nin Prag’ı işgal etmesiyle bunun evhamdan başka bir şey olmadığını fark etti. Neville Chamberlain, kararından vazgeçip bunu İngiltere’nin tarihi kahramanı Winston Churchill’a bıraktı. Humeyni’nin Devrim Muhafızları katillerini ve hurafe liderlerini normal bir devlet olmaları ve inanç yönünden takıntıları olan çeteleri bir araya getirmeme konusunda ikna etmenin mümkün olduğunu zanneden kimse, İkinci Dünya Savaşı sabahındaki İngiltere ve ‘Chamberlain’ gibidir.
Biz, evhama kapılmıyoruz. Birkaç gün önce İran Devrim Muhafızları’nın Komutanı -Hasan Nasrallah da buraya ait- Muhammed Ali Caferi, İran haber kanalının yayınladığı bir basın toplantısına çıkarak, “Şayet DEAŞ, başta yok edilseydi, İran’ın tüm bölgede büyük ve küçük silahlı gruplar oluşturma fırsatı olmayacaktı” şeklinde açıklama yaptı.
Lübnanlı siyasetçi Velid Canbolat, birkaç gün önce Suudi Arabistan’a bağışladığı nasihatlerini nasıl sarf edebilir? Canbolat, Twitter’dan “İslam Cumhuriyeti’yle doğrudan konuşmakta ne bir ayıp ne de bir kusur var” şeklinde bir tweet atıyor. Aynı şekilde, “Ali Abdullah Salih ve Abdulhadi Mansur’dan uzak bir şekilde Yemen’i imar etme vakti geldi” diyerek bir paylaşımda bulunuyor.
Sanki Suudi Arabistan, 30 yıldır İran’la görüşmeye çalışmamış gibi!
Konuşma zamanı bitti. Bedeli ne olursa olsun! İran’ın siyasi uyuşturucularının üstünde uyumak yerine şimdi yüzleşme zamanıdır. Velid, Yemen’in devrik ve meşru liderini birlikte hicvederken Husilerden bahsetmedi. Hayırlısı bakalım…
Belki de bazı kimselerin yeni Riyad’ın farkına varmaları için biraz vakte ihtiyaçları vardır.