Dünyadan habersiz liderlerin felaketi…
Dünya, müthiş bir hızla değişiyor. Zaman, fikirlere, kitaplara ve klasik yöntemlere darbe indirip bunların yerine yenilerini getiren ve daha sonra da bunları aşan bir cellâttır. Devrimler ve dönüşümler, artık öfkeli kitleler tarafından sokakta değil bilakis laboratuarlarda gerçekleşiyor. Bilimsel ve
Dünya, müthiş bir hızla değişiyor. Zaman, fikirlere, kitaplara ve klasik yöntemlere darbe indirip bunların yerine yenilerini getiren ve daha sonra da bunları aşan bir cellâttır.
Devrimler ve dönüşümler, artık öfkeli kitleler tarafından sokakta değil bilakis laboratuarlarda gerçekleşiyor. Bilimsel ve teknolojik devrimler, halkların, devletlerin yaşamını değiştiriyor ve sınırları aşmak için herhangi bir izne gereksinim duymuyor. Hiçbir şey, ilerlemenin şiddetli dalgaları karşısında direnç gösteremiyor. Ya bu dalgaların içine dâhil olacaksınız ya da bu dalgalar, sizi emekliye sevk edecektir. Nihai olarak kabul ettiğiniz kanaatlerden, istikrarınız ve huzurunuz olarak gördüğünüz yöntemlerden vazgeçip değişebilmeniz için ilerlemenin dalgasına iştirak etmeniz gerekiyor. İşte o zaman siz, teknoloji liderlerinin ordu generallerinden daha etkili olduğunu ve dev bir kurumun etkisinin uçak gemisinin gücünün ya da bir devletin heybetinin üstünde yer aldığını keşfedeceksiniz.
Geleceğe gitmek istediğinizi söylemeniz yeterli değildir. Bu, düğüne ya da kabul törenine bir davet değildir. Aksine bu, dünyayı bilen kişilerin ve kurumların gölgesinde yaşayan âlemin bir parçası olduğunuz zaman başarılı olabileceğiniz zorlu bir sınava davettir.
Ortadoğu, kendisinden ayrılan gazetecileri takip ediyor. Çünkü Ortadoğu, kan ve gözyaşı gölü, bağnazlık ve korku bataklığıdır. Ortadoğu, yolunu şaşırmış halkların, delinen sınırların, mülteci dalgalarının ve karanlık şehirlerin olduğu bir yerdir. Ekmek zor, okullar eski ve işsizlik bir canavardır. Başarılı kurumlar inşa edememenin ve dünyayı bilmeyen kişilerin boyunduruğu altında uzun süre kalmanın bedelini ağır bir şekilde ödedik.
Bugün kışlaya, radyoya, partiye ya da bir başkente hâkim olmanız artık yeterli değildir. Yarın ne yapacaksınız? Eski dünya ilaçlarının kullanım süresi doldu. Ya çağa ait olacaksınız ya da yalnızlığınızla parçalanacaksınız.
New York’ta başarı, para, hırs ve sanat var. Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’i hatırladım. Allah rahmet eylesin. 2009 yılındaydı. Kendisine Yemen’in başkenti Sana’daki olayları sordum. Gülümseyerek şöyle yanıt verdi: “Sana’da öldürülenlerin sayısı, New York’ta öldürülenlerin sayısından daha azdır.” Bu karşılaştırma bana çok tuhaf geldi. 1978 yılından beri başında bulunduğu yönetime nasıl devam ettiğini sordum. Alaylı bir şekilde şöyle cevap verdi: “Washington Post gazetesi, benim 6 aydan fazla yönetimde kalamayacağımı öngörüyordu. İşte sen, bugün benimle röportaj yapıyorsun.” Vedalaşmak için ayağa kalktığımda bana “Washington Post gazetesinin 6 ay içerisinde yönetimi bırakacağını öngördüğü kişinin iktidar döneminde Beyaz Saray’a peş peşe gelenlerin isimlerini tam olarak hatırlıyor musun?” diye sordu.
Sana’da otelde cumhurbaşkanının bu sözünü düşünmeye başladım. New York sokaklarında meydana gelen bireysel suçlarla New York’u özetlemek mümkün mü? Ya dev finans kurumları, sanat, yenilik, inovasyon, başarı, üniversiteler ve olanaklar? Biz, dünya ruhunun başarılarından kopuk bir ada mıyız? Devlet başkanı, iki dönem sonunda yönetimden ayrılmak zorunda olduğu için ABD zayıf mı sayılıyor? Kurum, kişilerden daha güçlü olduğu için ABD zayıf mı addediliyor? Devlet başkanı, Kongre’yi sakinleştiremediği, yayınlanmadan önce gazete manşetlerini bilemediği ve Beyaz Saray üyelerine bile kanun gücünü dikte eden bir yargıcı engelleyemediği için ABD zayıf mı kabul ediliyor?
Dünyayı bilmemek bir felakettir. Saddam Hüseyin de Dünyayı bilmiyordu. Saddam, bir gazetenin ABD Başkanı’nın aleyhine faaliyetlerde cüretkârlık gösterip ertesi gün bu suçu işleyen gazetecinin tırnak ve dişlerinin yanı sıra ruhunun da bedeninden sökülmüş bir şekilde bulunmamasını hoş görmüyordu.
Saddam Hüseyin, hükümdarın yetkisinin seçim sandıklarından değil de millet ruhundan geldiğine inanıyordu. Kendi ofis müdürünün önünde birçok kez şu soruyu sordu: “Seçimlerde oyların yüzde 51’ini kazanan bir adam, tarihi kararları nasıl alabilir!?”
Saddam Hüseyin, tarihi kararları ancak seçimlere tek başına girip oyların yüzde 99’unu elde eden bir adamın alabileceğini düşünüyordu. Oysa Saddam, bu rekor rakamların, İçişleri Bakanlığının ve İstihbaratın ofislerinde gerçekleştiğini görmezden geliyordu.
Dünyayı bilmemek, pek çok ülkeyi felaketlere sürükledi. Saddam, Batı’nın zayıf olduğunu zannederek ivedi bir şekilde emri vaki yapıp Kuveyt’i işgal etme gibi bir yanlışa düştü. Saddam Hüseyin, İkinci Dünya Savaşı’ndan miras olarak aldığı askeri fikirlerinden hareketle Bağdat sokaklarında ABD ordusuna karşı koyarak ABD ordusunun binlerce kayıp vermesine yol açabileceğini düşündü. Fakat Saddam Hüseyin, dünyanın ilerlediğini ve aradaki büyük teknolojik boşluğun Irak ordusuna ABD ordusuyla çatışma fırsatını vermeyeceğini unuttu.
Muammer Kaddafi de dünyayı ve dünyadaki gerçek güç dengelerini bilmiyordu. Kaddafi, Silvio Berlusconi’nin uzanıp elini öptüğü zaman mutlu olmuştu. Kaddafi, İtalya’nın zayıflamasından ve küçük düşmesinden hoşnut olmaya başlamıştı. Kaddafi’nin dünyaya dair bilgisizliği o dereceye ulaşmıştı ki ayakkabısının tabanını konuğu Tony Blair’e döndürmüştü. Aynı şekilde yeni Cumhurbaşkanı’nın kendi tasarrufu altında olacağı vehmine kapılarak Fransa seçimlerine müdahale etme düşüncesi Kaddafi’ye güzel göründü. Fakat bazı dönemlerde uykuya dalmış gibi görünseler de bu devletlerde uyanan ve kendini reforme eden kurumların olduğu, Kaddafi’nin aklına gelmemişti. Kaddafi, dünyayı tanımıyordu. Kremlin ziyareti sırasında yolun yarısında Brejnev’le tokalaşacağı tahmin ediliyordu, ancak Kaddafi tokalaşmadı. Kaddafi, kendisiyle tokalaşmak için mesafeyi geçenin Sovyet lideri olduğunu korumalarına göstermek için ısrarla yavaşladı.
Bir yöneticinin yapabileceği en tehlikeli şey, gelecek nesillerin hayatını mahvetmesi ve ülkesini ilerleme çemberinin dışında tutmasıdır. Hiçbir ekol, ufukları açıp ve zihinleri çalıştırıp insanlık devrimini hızlandırmaz. Halkın vaktini ve kanını boş yere harcamak kadar tehlikeli olup bir nevi toplu katliamdır.
Bugün dünyayı, dünyadaki gerçek güç dengelerini, bilimsel ve teknolojik ilerlemenin anlamını bilmeden uzun süre iktidarda kalmış insanların mirasında bocalayan başkentlere bakmak yeterlidir.
Sessizce uyumak için pencerelerini kapatan ada ülkesi dönemi sona erdi. İlerleme devam ediyor ve laboratuarlarda peş peşe devrimler gerçekleşiyor. Gelişim meşalesini taşıyan, dünyayı bilen, bu dünyaya iştirak etme cüretine sahip olan ve hayallerin yolunu rakamlarla çizen insanlar ve kurumlar olmadan geleceğe adım atmayacağız.