Dünyanın huzurunu kaçıran göçmenlik sorunu

Göçmenler meselesinin daha önce Avrupa’da şu son birkaç ay içerisinde olduğu gibi bir bölünmeye neden olmadığını ve göçmen karşıtı sert tutumların hiç bu kadar güç kazanmadığını söyleyebiliriz. Göçmen karşıtı bu tutumlara doğrudan açık bir düşmanlık ve radikal bir reddediş duygusu hakim. Söz ve eyle

Dünyanın huzurunu kaçıran göçmenlik sorunu

Göçmenler meselesinin daha önce Avrupa’da şu son birkaç ay içerisinde olduğu gibi bir bölünmeye neden olmadığını ve göçmen karşıtı sert tutumların hiç bu kadar güç kazanmadığını söyleyebiliriz. Göçmen karşıtı bu tutumlara doğrudan açık bir düşmanlık ve radikal bir reddediş duygusu hakim. Söz ve eylemlerle gösterilen ve ifade bulan bu büyük düşmanlık olgusunda en çok dikkati çeken taraf ise özgürlük ve insan hakları değerlerini benimseyen ve ötekine açık olma ve insanlık değerleri üzerinde yükselen modern Avrupa’da ötekinin reddi şeklinde ortaya çıkmış olmasıdır. Bir diğer dikkat çekice durum ise tüm bunların, bugün herkesin, tüm bileşenleri ile dünyanın küçük bir köye dönüştüğünü, sınırların hiçbir anlamı kalmadığını ve seyahat özgürlüğünün insan haklarından biri olduğunu iddia ettiği bir zamanda yaşanmasıdır.

Bu mesele içerisinde anlaşılması zor bazı çelişkiler barındırıyor. Bu çelişkiler, bugün,Avrupa’nın ötekini reddeden veya şartlı olarak kabullenen bir eğilimi benimsemesini isteyen bir sınıfın varlığına işaret ediyor. Bu göçmenlerin sadece dini ve etnik kökenleri nedeniyle kabul edilmediklerini ve ötekileştirildiklerini özellikle belirtmeliyiz. Öyle ki bu aşırılık eğilimi, kimilerini iltica taleplerinin reddedilmesi ve sınırların kapatılması talebinde bulunmaya kadar itti.

Aynı şekilde göçmenler konusunun tamamen bir politik meseleye dönüştüğü çok açık. Göçmen karşıtlığına yatırım yapan ve onların varlığını reddederek seçmenleri kendilerine çekmeye çalışan aşırı sağcı partilerin yükselişinin en temel ve güçlü faktörlerinden birinin de bu olduğunu unutmayalım.

Yasadışı göç sorunu her ele alındığında önemli bir noktanın görmezden gelindiğini düşünüyorum. Bu da sistematik ve yasal göç yollarının kapalı olmasının, gizli göç olgusundaki artışın nedenlerinden biri olduğudur. Öyle ki Kuzey Afrika ile diğer kıta ülkelerinin vatandaşları için vize almak bir hayal haline geldi. Hatta neredeyse gençler ve işsizlere vize vermek yasak bile diyebiliriz. Kuzey Afrika ile diğer kıta ülkelerindeki entelektüeller ki bunlarla üniversite çalışanları, sağlık personelleri vb. kastediyoruz turistik vizeyi veya alanları ile ilgili bilimsel toplantılara katılmak için gerekli vizeyi binbir zorlukla alabiliyorlar.

Arap ve Afrikalı müslümanların Avrupa’da ne yasal ne de yasal olmayan bir şekilde istenmedikleri çok açık. Bu da Avrupa’nın aylardır devam eden görmezden gelme ve harekete geçmeme siyaseti ile Avrupa şehirlerine ulaşmalarındansa boğularak ölmelerine ve balıklara yem olmalarını yeğleyen tutumunu açıklıyor. Akdeniz’de boğulduğunu duyduğumuz ve sayıları korkunç oranlara yükselen kişilerin ölüm nedeni -en önemli nedenlerinden biri- Avrupa sahil güvenlik güçlerinin kasıtlı olarak onlara yardım eli uzatmayarak boğulmalarına göz yummalarıdır.

Bunu anlamak için sadece bu yıl içerisinde şimdiye kadar hayatını kaybedenlerin sayılarının bini aştığını bilmemiz yeterlidir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Ofisi’nin denizde boğularak hayatını kaybeden mülteci ve göçmenlerin sayısının artmasından duyduğu endişeyi ve dünyaya acil olarak eyleme geçmesi için yaptığı çağrıyı bir de bu anlayışın ışığında okuyalım.

Zaten büyük ihtimalle bu çağrıya hiçkimse kulak asmayacak.

Aynı şekilde ABD yönetiminin göçmen siyasetine işaret etmeden de geçmeyelim. Örneğin, ABD yakın bir zamana kadar Meksika sınırından ülkeye giriş yapmak isteyen ailelerin çocuklarını ebeveynlerinden ayırıyordu. Göçmen ve mültecilerin daha iyi koşullarda yaşamaları için çalışan ‘BM Göç İle İlgili Küresel İlkeler Sözleşmesi’nden çekildiğini açıklayan ABD, bu nedenle kendisine yöneltilen eleştirilerden de hiçbir rahatsızlık duymadı. ABD Başkanı Trump’ın göçmenler hakkındaki politikalarını daha seçim kampanyasında açıkladığını da belirtmeden geçmeyelim. Bilindiği gibi bu Meksika sınırına bir duvar inşa edilmesini talep eden Cumhuriyetçi Parti’nin benimsediği ortak bir tutumdur.

Demek ki göçmenlik karşıtlığı tam anlamıyla bir küresel olguya dönüştü. Gelişmiş ve güçlü devletler ekonomik sorunlar yaşayan ülkelerden sadece başarılı kişilerin göç etmesini istiyor.

Tabi ki nesnel olarak yasadışı göç meselesi içerisinde gerçek anlamda sorunlar barındırıyor. Ancak en dikkat çekici sorun, bu konuyu insanlık dışı ve etik olmayan bir şekilde çözmeye yönelik çabalardır. Sadece daha iyi bir yaşamın hayalini kuranların bu hayallerini gerçekleştirmek adına çıktıkları yolculukta boğularak hayatlarını kaybetmeleri dünyanın tamamı için utanç verici bir durumdur.

Dünya değişiyor, ama göçmenlerin ABD ve Avrupa hakkındaki hayalleri değişmiyor. Onlar hala ABD’nin hayallerin gerçekleştiği ülke ve Avrupa’nın da yeryüzündeki cennet olduğunu düşünüyorlar. Oysa bu ülkelerde istikrar ve kalkınmaya rağmen ekonomik sorunlarla boğuşuyor.

Kuşkusuz sadece daha iyi bir yaşamın hayalini kuran suçsuz göçmenlerin boğularak hayatlarını kaybetmelerinin en büyük sorumlusu beklentilerini minumum düzeyde bile karşılamakta başarısız olan ülkeleridir. Bu bağlamda Tunus’u örnek verebiliriz. İtalya İçişleri Bakanlığı 2017 yılında yayınladığı raporda yasadışı Tunuslu göçmenlerin sayısının 2016 yılına oranla 17 kat arttığını açıkladı. Son olarak Sfask iline bağlı Karkana adasında kelimenin tam anlamıyla bir insanlık dramı yaşandı. Bu kazada onlarca genç ve kadın hayatını kaybetti. Diğer bir deyişle yasadışı göç olgusunun nedenleri ekonomik zorluklar, yoksulluk, işsizlik, vize alımında çıkarılan zorluklar, göçmen karşıtlığına yatırım yapan ve göçmenlerin terör ve her türlü kötülüğün kaynağı olduğuna yönelik söylemler kullanan Avrupa’nın aşırı sağcılarıdır.

Nedenleri ve sebepleri ne olursa olsun Avrupa’yı ele geçiren kapanma olgusu ve insan hakları ile övünülen bir zamanda binlerce kişi boğularak hayatını kaydederken, tüm dünyanın buna sessiz kalınması insanlığın alnına sürülmüş kara bir leke olarak kalacaktır.