Efsanevi mirasın şoku

  Şii din ekolleri, felsefi tutumları ve dini kavramların oluşumu üzerindeki etkisi bakımından iki gruba ayrıldı. Birinci grup, felsefeyi ‘metinlerin dolaysız ve basit doğasından çok uzak dünyalara dalmak’ olarak görmekte iken diğer grup ise ‘Aklı, varlığın karmaşık ve çetrefi

Efsanevi mirasın şoku

Şii din ekolleri, felsefi tutumları ve dini kavramların oluşumu üzerindeki etkisi bakımından iki gruba ayrıldı.

Birinci grup, felsefeyi ‘metinlerin dolaysız ve basit doğasından çok uzak dünyalara dalmak’ olarak görmekte iken diğer grup ise ‘Aklı, varlığın karmaşık ve çetrefilli olan hakikatini kavrama konusunda Nass’a ortak” olarak görüyor.

Sadrûddîn eş-Şirâzî ya da bir diğer adıyla Molla Sadrâ (1571-1640) tarafından, meşhur eseri ‘el-Hikmetu’l- Mutealiyetu fi Esfâri’l- Akliyeti’l- Erbaâ‘da ortaya atılan görüş etrafındaki tartışmalar, hala geleneksel din felsefesinin önemli bir parçasını oluşturmakta. Eser, Yunan felsefesi ve İslami öğreti çerçevesinde geliştirilen kavramlar arasındaki boşluğu kapatmak üzerine, özellikle de alemin maddi tefsiri ile çelişkiliymiş gibi görünen olaylar üzerine odaklanmıştır.

Alimlerden bir çoğu söz konusu kitaba şerh ve haşiyeler yazdı. Bunlardan en meşhuru ise Molla Hadi Sebzevârî’nin (1873) haşiyesidir.

Sebzevârî, Allah’ın kullarına ihsan ettiği nimetler hakkında kaleme aldıklarında, hayvanların yaratılışı bahsinde, ‘Bazıları yemek içindir… Bazıları süs ve binek için… Bazıları ise evlenmek içindir’ ifadesini kullanmaktadır. Buradaki son kısımdan kasıt kadınlardır ve onlara bir saldırı olduğu görülmekte. “Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı” (Nahl 16/72) ayet-i kerimesini görüşüne delil olarak getiren Sebzevârî, söz konusu ifadeleri “Akıllarının zayıflığından, cüz’iyatın idrakinden aciz olmaları ve dünya süsüne düşkün olmaları nedeniyle kadınlara ince bir ima yapılmıştır” cümleleri ile açıklar. Ayrıca söz konusu haşiyede aynı bahiste “kişinin kadınlarla ünsiyet kurarken tiksinmemesi için insan görünümünde oldukları söylenmektedir. Bu nedenle şeriatımıza göre, erkeklerin yanlarında bulunmaları ve onların hakimiyeti altında olmaları gerektiği” ifade edilmektedir.

Dr. İbrahim Matrudi’nin 3 Nisan 2013’te Riyad’da yayınlanan makalesini okurken bu metni hatırladım. Matrudi makalesinde, büyük müfessir Fahreddîn Râzî’nin “Size nefislerinizden eşler yarattı” (Rum 30/21) ayetinin tefsirinde kaleme aldığı benzer bir metni aktarmıştı. Râzî, bu ayeti kadınların; bitki ve hayvanlar gibi yaratıldığına delil getirmekte. Râzî, büyük eseri Mefatihu’l Gayb’da söz konusu ayetin tefsirinde “Kadınlar bizim için bir nimet olarak yaratıldı. Onların bizim için yaratılması ve onların sorumluluğunun bize yüklenmesi üzerimizdeki nimetim tamamlanması içindir. Onlara yüklenen sorumluluk bizimkinden farklıdır. Çünkü kadın yaratılış olarak daha zayıftır” ifadelerini kullanmakta.

Matrudi, Râzî’nin bu görüşlerinin; kadınları dini metnin bir konusu haline getirmenin kendi hayat tecrübeleri ya da zamanın kültürel şartlarından kaynaklandığını belirtmektedir. Kadınların bir tefsir kitabına konu olmasının onları kişisel, kültürel ve toplumsal bir konumdan, dini bir mesele haline dönüştürdüğünün altını çizerek aynı dini metinden, kendine delil getirdi. Daha sonra bu olgunun metnin bir parçası haline geldiğini söyledi.

Bu üç seçkin kitap yazılalı asırlar oldu. Birçok alim bunları okudu, okuttu ve üzerine şerhler yazdı. Fakat bu alimlerden herhangi biri -bildiğimiz kadarıyla- yukarıdaki ifadeleri eleştirmedi. Bunun nedeni ise söz konusu meselelerin fakihler, muhaddisler ve diğerleri tarafından çeşitli şekillerde tekrarlanmasıdır.

Günümüz Fıkıh alimlerinin bu tarz şeyler yazmadığı doğru. Öte yandan yüzlerce yıldır bunları eleştirmeyen, bunun din ruhundan uzak olduğunu, aklıselim bir insanın anlayışına ters olduğunu söylemeyen kişilerin bulunduğu da doğru.

Biliyorum ki bazı insanlar bu metinleri okuduklarında şoka uğrayacaklar. Bazıları ise, ‘Her atın ayağı sürçer’ diyerek alimin orada, burada gördüğü kusurlarını önemsemeyecektir. Ancak bizim için önemli olan, bu ifadelerin söylendiği dönemde hakim olan kültürün bir neticesi olmasıdır. Daha sonraki süreçte onaylandı ve geçiştirildi. Kültürel oluşumumuzun bir parçası haline geldi ve dünya görüşümüz oldu.

İnsan doğası, hukuk, fikir ve inanç özgürlüğü, eşitlik konusundaki karmaşık vizyonumuz, anlaşmazlık ve çatışma tutumlarımızı; epeyce efsanevi algılar içeren kültürel mirasımızı derinlemesine etkiledi ve onları yeniden üreterek dünyaya dini bakışımızın bir parçası haline getirdi.

*Haşiye: Bir metnin altına ya da kenarına konuyla alakalı açıklayıcı bilgiler yazmak. Şerh: Bir eseri geniş okuyucu kitleleri için anlaşılabilir hale getirmek için yapılan yazılı çalışmalardır. (ç.n)