‘Suudi Arabistan, şantaj girişimlerinden daha büyüktür’

Riyad/Fethurrahman Yusuf Ekonomistler ve politikacılar, Suudi Arabistan’ın siyasi ve ekonomik ağırlığının tehdit veya zorlama girişimleri karşısında küresel ekonomiyi bir bütün olarak olumsuz yönde etkileyebilecek seviyede olduğu görüşünde. Bununla birlikte Suudi Arabistan’ın bu kartı kendisin

‘Suudi Arabistan, şantaj girişimlerinden daha büyüktür’

Riyad/Fethurrahman Yusuf

Ekonomistler ve politikacılar, Suudi Arabistan’ın siyasi ve ekonomik ağırlığının tehdit veya zorlama girişimleri karşısında küresel ekonomiyi bir bütün olarak olumsuz yönde etkileyebilecek seviyede olduğu görüşünde. Bununla birlikte Suudi Arabistan’ın bu kartı kendisine karşı kullanan zayıf girişimleri ortadan kaldırma potansiyeline sahip olduğunu vurguladılar.

Suudi ekonomist Dr. İhsan Ebu Halika, konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Suudi Arabistan, ne kadar güçlü veya aralarındaki ilişki ne kadar köklü olursa olsun bazı ülkelere ve taraflara güvenmemesi, potansiyel riskleri hesap etmesi gerektiğinin farkında. Ancak Suudi Arabistan, büyüme ve gelişme alanlarının fazla olması nedeniyle çok çeşitli ilişkilere sahiptir.”

İhsan Ebu Halika, Suudi Arabistan’ın eğitim, öğretim ve burs verme konularında insan kaynaklarının geliştirilmesine ve önemli bir dizi program başlatarak kendi kendini güçlendirmeye önem verdiğini belirtti. Halika, bu yaklaşımın, silah sektörü de dahil olmak üzere tüm alanları kapsadığına dikkat çekti.

Riyad’ın egemenliğini ve ekonomik mücadelesini korumak için uluslararası alanda birçok ülkeyle farklı seçenekleri bulunduğunu söyleyen Halika “Bu nedenle stratejik ortaklıklar, sektör gelişimi için yerel ekonomik gündeme dayalı bir şekilde yabancı yatırım ve uzmanlıkla gelişmelidir” dedi. Bir takım zorluklar olduğuna dikkati çeken Halika, Suudi Arabistan’ın bu zorluklarla baş edebileceğini ve birçok başarıya imza atarak ilerleyebileceğini kanıtladığını kaydetti.

Önemli olanın ekonominin çeşitlendirilmesi ve insan kaynaklarının geliştirilmesi olduğuna işaret eden Suudi ekonomist, 1970’den bu yana mevcut olan bu iki hedefin geleceğe hazırlanırken, Suudi Arabistan’ın doğal ve insan kaynaklarından güç elde etmesi gerçeğinden beslendiğini vurguladı.

Herkesin petrolünün tükenebileceğini ve petrole alternatifin bulunmasıyla gücünü sürdürmeye devam edemeyeceğini iyi bildiğini ifade eden Halika şu ifadeleri kullandı:

“Bu yüzden bu ilahi hediyeyi ekonomiyi çeşitlendirerek başka kaynakları inşa etmek için kullanmak gerekiyor. Bununla birlikte 50 yıl önce kurumsal kalkınma düşüncesiyle başlayan insan kaynakları, yani sürdürülebilir kalkınmanın güçlendirilmesi lazım.”

İhsan Ebu Halika, Suudi Arabistan’ın büyük başarılara imza attığını ve Suudi ekonomisinin gayrisafi yurt içi hasıla açısından petrolden uzaklaşsa bile tarım hariç petrol dışı sektörlerde ilk sırada yer alacağını vurguladı.

Bu sosyo-ekonomik gelişmenin daha güçlü bir yönelimle ve Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 projesiyle ileriye dönük bir idealle gerçekleştiğine işaret eden Ebu Halika açıklamasının devamında şunları söyledi:

“Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 hedefi, bu ekonomik amaca hizmet eden sektörleri kendine çekmek, onlara fon sağlamak, faaliyetlerini artırmak, yatırım ve iş yapma becerilerini geliştirmek, yerel uzmanlığa ve bilgiye hız vererek ekonomiyi çeşitlendirmek ve zengin kaynakları değerlendirmektir.”

Herhangi bir tarafa veya ülkeye güvenemeyeceğinin farkında olan Suudi Arabistan bu nedenle Vizyon 2030 projesinin gerçekleşmesi için çeşitli ülkeleri de kapsayan ‘Stratejik Ortaklık Programı’ adı altında önemli bir program hazırladı.

Suudi Arabistan Şura Meclisi eski üyesi Halil el-Halil, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Suudi Arabistan’ın geçtiğimiz yıllarda farklı taraflardan ve ülkelerden gelen tehditlere maruz kaldığını söyledi. Şura Meclisi eski üyesi Halil bunun sebebini şöyle açıkladı:

“Çünkü Allah’ın yardımıyla bağımsızlığını kazanan bir ülke olan Suudi Arabistan bölgede refahı sağlamak, yardım etmek ve krizleri ortadan kaldırmak için her düzeyde önde giden bir ülke oldu. Özellikle Arap ve İslam dünyasının yanı sıra tüm halkların iyiliği için uluslararası toplumla ve kuruluşlarla güvenlik, barış ve işbirliği ilişkileri kurdu.”

Suudi Arabistan’ı baltalamaya çalışan ülkelerin ve liderlerin başarısızlığa ve yenilgiye uğradığını söyleyen Halil, Suudi Arabistan’ın kuzey, güney ve doğusunda sıcak olayların yaşandığı bölgeler olmasına rağmen güvenlik, istikrar ve refahını sürdürdüğünü sözlerine ekledi. Suudi Arabistan’ın 1960’larda Yemen’deki savaş sırasında tehditlerle karşı karşıya kaldığını hatırlatan Şura Meclisi eski üyesi, Suudi Arabistan’ın Kuveyt’in işgali ve Saddam Hüseyin’in tehditleriyle mücadele ettiğini, İran’ın tehditlerine ve milislerine karşı koyarak başarısızlığa uğrattığını belirtti.

Suudi Arabistan’ın İsrail’le yan yana olan bazı Batılı ülkelerin politikalarına direndiğini vurgulayan Halil şu değerlendirmede bulundu:

“Suudi Arabistan, 1973’te İsrail ve Arap ülkeleri arasındaki savaşta askeri tehditlere rağmen petrol ihracatını kesti. 11 Eylül saldırılarının ardından bir takım bloklar ve lobilerin gücüyle yapılan haksız terörizm suçlamalarını da kendinden uzaklaştırdı.”

Bir takım güçlerin, liderlerin ve blokların şu anda Suudi Arabistan’a karşı kültürel, ekonomik, siyasi ve sosyal direncinin ortadan kalkmasına yönelik tehditlerde bulunduğunu ve komplolar kurduğunu vurgulayan Halil “Suudi Arabistan halkının ‘Arap Baharı’ olarak adlandırılan olaylardan etkilenmemesi, gasp ve terörizm tehditleri ile ekonomik ve siyasi şoklara dayanmaları sağlanmalı” dedi.