Elçiliğin kapatılması Filistin davasını sonlandırıyor mu?

Birkaç gün öncesine kadar başkent Washington’daki Wisconsin Caddesi’nde bulunan kırmızı bina, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) temsilciliği, yani bir anlamda Filistin “devletinin” ABD’deki elçiliğiydi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Filistin temsilciliğinden kapılarını tamamen kapatmasını, temsilci v

Elçiliğin kapatılması Filistin davasını sonlandırıyor mu?

Birkaç gün öncesine kadar başkent Washington’daki Wisconsin Caddesi’nde bulunan kırmızı bina, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) temsilciliği, yani bir anlamda Filistin “devletinin” ABD’deki elçiliğiydi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Filistin temsilciliğinden kapılarını tamamen kapatmasını, temsilci ve elçi Husam Zomlot’tan ailesi ile birlikte ülkeyi terk etmesi talebinde bulunmasının ardından bu politik açıdan önemli sembolik değer ortadan kaldırılmış oldu.

Filistin diplomatik temsilciliğinin ABD’de açılışı, Filistin varlığını kabul eden ve küresel anlamda ilk defa tanıyan Oslo Anlaşması’nın bir sonucu olarak gerçekleşmişti. Her ne kadar yoğun eleştirlere maruz kalsa da Oslo, Filistinli liderlerin Beyrut’tan uzaklaştırılıp Tunus’a gitmeye zorlanmalarının ardından Filistin sorunu ve kendisi yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan FKÖ’yü hayata döndüren tarihi bir siyasi projedir.

Oslo başarısız oldu, çünkü radikal bölgesel sistemler ile hem Filistin hem de İsrail tarafındaki aşırıcılar, Filistin sorununun çözümünde ortaya çıkan sayılı fırsatları harcadılar.

Bu sorunun başlangıcından itibaren herkes, Filistin sorunun sadece iki seçenekten biri ile çözülebileceğini biliyordu. Birincisi savaş ki bu ihtimal artık bir hayale dönüştü. İkincisi ise uzlaşmadır. Genellikle uzlaşma masasına hep geç oturan Filistinli liderlerin gerçek dışı politikaları nedeniyle, Filistinlilerin elinde çok az şey kaldı. İtiraz ve sözlü pazarlıklar nedeniyle toprak üzerindeki hakları zaman içinde gerilemeye başladı.

Filistin yönetimi son yıllarda yaşadığı çözümsüzlük haline ve sorunlarına ek olarak, ABD Başkanı Donald Trump’ın kişiliğini de anlamadı. Tanıdıklarından biri, daha başkanlığının başında şöyle bir uyarıda bulunmuştu: “Ona nasıl karşı çıkacağınızı bilmeniz gerekiyor, yoksa sizi otobüsün altına atabilir!”

Arkadaşlarının kendisini otobüsün altından kurtarmak için acele ettiği Ebu Mazen’in başına gelen de işte budur. Filistin yönetiminin işlediği hatalardan birisi de ABD hükümetinin, Filistin ile ilgili yardım faaliyetlerinde büyük güç sahibi olduğunu unutarak onunla yüzleşmeyi denemesidir. ABD’nin yıllık çeyrek milyar dolarlık fonu, Filistinli mültecilerin ve yetkili kurum Birleşmiş Milletler Yakındoğu Filistin Mültecilerine Yardım Ajansı’nın (UNRWA) en önemli finans kaynağı. Başkan Trump’ın temsilcileri işgal altındaki Filistin topraklarını ziyaret edip düşüncelerini açıklamak istediklerinde Filistinli yetkililer onları karşılamayı reddetti. Filistin yönetimi, ABD’nin elçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması ile ilgili kararı onayladığı için kızgındı. Tabi ki Filistin yönetiminin kızgın olmasını anlayabiliyoruz ama tam tersi bir politika izlemesi gerekiyordu. Yani ABD heyetlerini kabul etmemek değil kendileri ile görüşmek için ısrar etmesi gerekiyordu. Doğru olanı yapıp heyetle sorunu görüşmeliydi. Hepimiz Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın içeride ve dışarıdaki düşmanlıklarını çözmede uzun bir deneyime sahip pragmatik bir politikacı olduğunu biliyoruz. Bu sayede bugüne kadar yönetimde kalabildi ve Hamas gibi düşmanlarına karşı en az zarar ile karşı koymayı başarabildi. Yüksek riskler barındıran politik projeleri kabul etmeyi sevmese de, ABD’nin İsrail’in ardından vatandaşlarının hayatını olumlu ya da olumsuz en çok etkileyebilecek ülke olduğunu aslında çok iyi biliyor.

Tabi ki Filistinlilerin BM’deki mülteci statülerinin iptal edilmesi, yardım bütçelerinin durdurulması, Filistin yönetimine verilen desteğin azaltılması ve diplomatik varlığının sona erdirilmesi aracılığıyla sorunun tasfiyesine yönelik bir amacın varlığından söz edilebilir. Bütün bunlar muhtemel. Geçmişi kesip atacak bir günün geleceği belliydi. Filistin yönetiminin temel yanlışlarından biri de Filistin’in Arapların ve Müslümanların vazgeçemeyeceği merkezi bir sorun olduğuna inanmasıdır. Doğrusu çok uzun zaman önce ondan vazgeçtiler. Her devlet kendi sorunları ile meşgul. Mısır pozisyonunu Camp David’te belirledi. Ürdün de aynı şeyi Araba Vadisi’nde yaptı. Suriye ise bu iki ülkeden önce 1973 Arap-İsrail savaşından sonra İsrail ile ateşkes anlaşması imzaladı ve Golan Tepeleri Tel Aviv’in en güvenli sınır bölgesi haline geldi. Lübnan ise İran tarafından yönetilen ve eli mahkûm bir ülke. Yoksa kesinlikle İsrail ile barış imzalamaya çalışan ilk Arap ülkesi olurdu. Araplar ile ilgili hayalleri olanların anlaması gereken gerçek işte budur. Eski Filistin Devlet Başkanı Arafat’ı Oslo Anlaşması’nı imzalamaya iten gerçek de budur. Böyle yapmasaydı hem kendisi hem de tüm Filistinli liderler sürgünde yaşayıp orada ölmek zorunda kalacaklardı.