En vahşi silah

Arap bölgemizde, mermiler, ateşli bombalar, patlayıcı variller ve hatta kimyasal tozlarla insanların öldürülüp kesilmesinden başka, arka planda daha büyük bir savaş yaşanıyor, O da akılların aldatılması ve yoldan saptırılması savaşı. Bu tarihte bilinen bir savaştır. Gerçek şu ki, ilk kurşunun namlud

Arap bölgemizde, mermiler, ateşli bombalar, patlayıcı variller ve hatta kimyasal tozlarla insanların öldürülüp kesilmesinden başka, arka planda daha büyük bir savaş yaşanıyor, O da akılların aldatılması ve yoldan saptırılması savaşı. Bu tarihte bilinen bir savaştır. Gerçek şu ki, ilk kurşunun namludan çıkmasıyla, düşen ilk kurban hakikattir, zira; insanlar, çoğunlukla, haber ve bilgiden istediklerini ve kafalarına yatanı alır ve ona inanır ve hatta savunurken önyargılı ve muhalif olduklarına da sırt döner, kulak asmaz ve inanmak istemez. Olaylara rasyonel ve dengeli bakış açısıyla bakanlar, genelde, azınlıktır.

Son birkaç hafta içinde, Arapların yüksek çıkarları aleyhine kendi ajandalarını teşvik etmek isteyen bazı güçler tarafından yürütülen uzun bir bilinçsizleştirme sürecinin örneklerini gördük, bu örneklerin bazısı güncelken diğerleri daha eski, ben de gerçekleri ortaya koymak için bu gerçeklerin bazılarını okurlara sunacağım.

Suriye rejiminin yasaklanmış kimyasal silah kullanmasının cezası olarak ABD, Fransa ve İngiltere ülke içindeki bazı askeri bölgelere bir kaç füze atılmasından sonra, Moskova, bu füzelerin (barışçıl çözümü engellediğini) söylemiştir! Bazıları bu söylemi doğru kabul edebilir, ama biraz düşününce şu soru akla gelir; Askeri müdahale yapmanız üzerinden üç yıl geçtikten ve tüm Suriye topraklarında yedi yıllık programlı öldürmeler yapmanızdan sonra bahsettiğiniz barışçıl çözümün emareleri (tezahürleri) nerede? Füze saldırısından önce de sonra da söz verilen barışçıl çözümden hiç bir eseri neden kimse göremedi? Kendinden emin birkaç kişi televizyon istasyonlarında boy gösterip bu füzelerin on üçünün (tam tamına on üç) düşürüldüğünü ve sekizinin de rotasını değiştirmeye zorlandığını söylediler! Tabii bu füzelerin sayısı konuşana göre değişiklik göstermekte. Şam rejimi sözcüsü bunu pervasızca söylediğinde, bir gazeteci İsrail’in attığı füzelerin yolunu neden değiştirmeye zorlanmayıp birkaç hedefe isabet etmekle birlikte İranlı asker ve subayı (İranlılar onlara müsteşar adı verir) öldürdüğünü sorduğunda, aynı sözcü kendinden pek emin olarak, o füzelerin kendilerine sürpriz şekilde geldiğini ve savunma sistemini (bilerek) körelttiğini ve beklenmeyen yerden atıldığını söylemekte beis görmedi.

Vatandaşlarını kimyasal silahla vurduktan sonra Şam rejimi ve yandaşları ‘olup bitenin bir tiyatro oyunu’ olduğuna dair dünyayı ikna etmeye çalıştı. Saldırıda boğulmak üzere olduğu söylenen bir çocuk getirildi ve her şeyi inkar etmesi söylettirildi! O halde neden Uluslararası Gerçekleri Araştırma Misyonunun, kimyasalın kullanıldığı alana girmesine izin verilmesi için uzun bir süre bekletildi? Kimyasal saldırı olmamışsa bu komisyonun devre dışı bırakılması için neden bu kadar uğraşıldı? Bu sefer de Moskova’dan gelen bir açıklama da dezenformasyonu üst mertebeye taşıyarak: “Suriye rejimini ileri bir füze sistemi ile beslememizi engelleyen ahlaki engeller düştü!” dendi. Her şeyden önce, “Ahlaki engel” kavramının kullanımı ilginçtir ve ikincisi, bunu yapmak neredeyse imkansızdır çünkü Moskova (bir şekilde) İsrail’in de müttefikidir! Dolaysıyla, Suriye’ye gelişmiş füzeleri teslim edememektedir.

En tuhafı, İran ordusunun birkaç askerinin öldürülmesinden sonra Lübnanlı ‘Hizbullah’ın tehdidi idi : “Hiç bir şey saldırı öncesi gibi olmayacak”! Fakat ardından parti yandaşı yorumcuların televizyonda bol bol yorum yapmak ve nutuk atmaktan başka bir eylemini görmedik. İranlı sözcüler, elbette, kendilerine dikte edileni tekrarlayarak, yoğun şekilde atılan füzelerin “savaş” için olmadığını, “bilimsel deneyler” için olduklarını, eğer Amerika Birleşik Devletleri Temmuz 2015’te imzalanan “P5+1” anlaşmasından çekilirse İran’ın birkaç ay içinde bomba üreteceği iddia ettiler! Şurası açık ki, İranlı sözcülerin açıklamaları yandaşları tatmin etmeye yönelikti başka bir şey değil!

Aynı çerçevede, Yemen’de Husiler Lübnanlı ‘Hizbullah’ın sloganlarının aynısını kullandığını görüyoruz, (aynı siyasi operasyonlar odasından yönetiliyor gibi görünüyor), zira, Husilerin kullandığı ‘inşa ediyoruz ve koruyoruz’ sloganı, Lübnan seçimlerinde kullanılan ‘Hizbullah’ sloganının kendisi! Hal bu ki, gerçekte yapılan ve kullanmaları gereken slogan ‘yıkıyoruz ve haklı çıkıyoruz’ olmalıdır. Aslında en fazla ağırıma giden şey Husilerin Yemen halkı adına konuşması, biraz alçak gönüllü davranıp Yemen halkının bir bileşeni veya parçası olduğunu söylemiyorlar; Husiler ‘tüm Yemen’ adına konuşuyor ve ‘Yemenli halkımız filanca işten ve falanca durumdan memnun değildir’ gibi argümanlar kullanıyorlar. Pek iyi dağlarda, vadilerde ve şehirlerde size karşı savaşanlar kim?! Size karşı bu savaşanlar Yemen toplumunun büyük bir kısmı değil mi?

Arap çatışmalarının yaşandığı yerlerde, ilk kurban akıl ve akılcı düşüncedir ve bu kurban vermenin ilk faili Tahran’ın ensesi kalınları, Beşar Esad ve yandaş milisleri ve Husi milisleri. Bu faillerin güce tapması ve hayal mahsulü güçlü olma rüyaları çatışmayı uzatıyor ve on binlerce kurbanın ve mültecinin oluşmasına yol açıyor.

Üzerinde düşünülmesi gereken ilk yalan Moskova ve Tahran’ın (ikisi de Suriye halkının toptan öldürülmesinde yer alıyor) rejimin resmi daveti üzerinde Suriye’de bulundukları iddiasıdır! Ne biçim rejim bu? İlk olarak: Azınlıktaki rejimin çoğunluktakileri silah zoruyla kendisini kabul etmek için başka güçleri çağırmasının yasal ve adaletli olduğunu söylemek mümkün mü? İkincisi: Uluslararası yasalarda ‘metinler’ olsa dahi, bu metinler Suriye’ye uygulanamaz, zira; hangi ahlaki dayanağa dayanarak bir azınlık çoğunluğa hükmeder? Ve çoğunluk bu tahakkümden kurtulmak istediğinde azınlık dışarıdan güçler getirerek halkın tümünü kılıçtan geçirmesini nasıl açıklanır?  Suriye ya da Yemen sorunlarında bağımsızlık nerede? Üç ülke – Rusya, Türkiye ve İran – azınlığın azınlığı için artık kağıt üzerinde var olan Suriye devletinin resmi bir temsili olmaksızın, Suriye meselesiyle ilgili görüşmelerde bulunur, müzakere eder ve kararlar alır. Aynı durum Husiler ve Husileşmiş olanlar için de geçerli, zira onlar da Yemen halkıyla kıyaslandıklarında, azınlıktalar. Husiler, Yemen’in bağımsızlığı hakkında konuşuyorlar, ama kendileri yaklaşık yarım yüz yıl önce Yemen halkı tarafından kabul edilmeyen teokratik bir ideolojinin yandaşlarılar. Bu sefer bu ideoloji (ideolojik yumuşak güç olsun veya kör füze silahı şeklinde kaba güç olsun) Tahran yapımı bir kılıcın ucunda getirildi.

En vahşi dezenformasyon hamlesi, Husiler ve İran’ın yayılma politikasına karşı yapılan direnişi, değişik yöntemlerle, kötüleyen, zayıflıların oluştuğunu varsayan ve sosyal iletişim yöntemlerini kullanan yalan dolan yöntemleridir.

Gözümüz önünde cereyan eden savaş, sadece mermi ve roketlerin kullanıldığı bir savaş değildir, aynı zamanda İran’ın genişlemesinin ön cephesindeki boşlukları arayan, zayıflatmaya çalışan ve yanlış ve yanıltıcı haberlerle himmetleri zayıflatmaya amaçlayan daha vahşi araçların kullanıldığı mücadeledir. Maalesef, bazıları, değişik sebeplerle ve yalanların peşine sürüklenerek, İran yayılmacılığına karşı yapılan direnişe karşı gelmektedir.

Ez cümle:
Fas ülkesi, Hizbullah’ın, İran’ın desteğiyle, Fas’ın iç işlerine karıştığına ilişkin belgeler sunmasına rağmen, her ikisi de tüm bunların Amerikan talimatları nedeniyle olduğunu iddia ediyor! Yine söylüyorum: gerçekleri öldürmek ve etrafında dolaşmak, yayılımcı İran projesinde kullanılan silahtır!