Erken seçim Türkiye’yi ekonomik krizden kurtaracak mı?

Önümüzdeki 24 Haziran, Türkiye’de başkanlık seçimlerinin yapılacağı tarih olarak belirlendi. Başkanlık seçimleri, geçen Nisan ayında yapılan cumhurbaşkanının yetkilerini artırma oylaması gibi olağanüstü kanunun olduğu bir ortamda gerçekleşecek. O zamanki oylama, Türkiye’deki seçim işleminin doğruluğ

Erken seçim Türkiye’yi ekonomik krizden kurtaracak mı?

Önümüzdeki 24 Haziran, Türkiye’de başkanlık seçimlerinin yapılacağı tarih olarak belirlendi. Başkanlık seçimleri, geçen Nisan ayında yapılan cumhurbaşkanının yetkilerini artırma oylaması gibi olağanüstü kanunun olduğu bir ortamda gerçekleşecek. O zamanki oylama, Türkiye’deki seçim işleminin doğruluğuyla ilgili pek çok tartışmalara neden olmuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrarladığı gibi “yanlış” tahminleri şiddetli bir şekilde reddetmesine rağmen Türkiye’deki kötü ekonomik şartlardan dolayı birkaç aydan bu yana erken seçimler, şehir konuşmalarından ibaretti. Bununla birlikte hükümetin 67 gün sonra seçime gitmesi şaşırtıcı ve etkileyicidir.

Bu hızlı karar, ekonomideki kötüleşmeyle ilgili rahatsızlığın boyutunu yansıtmaktadır. Gözlemciler, Erdoğan’ın seçimlerin 2019 yılında belirlenen tarihte yapılacağını vurgulamasına rağmen Suriye’nin kuzeybatısında Kürt güçlerine karşı Türk ordusunun düzenlediği Afrin operasyonunun beslediği milli duygulardan yararlanmak ve ekonomik krizin seçim sonuçları üzerindeki etkisini engellemek için seçim tarihini değiştireceği öngörüsünde bulunmuşlardı.

Erdoğan, taraftarlarını erken seçimlere çekmeyi kolaylaştıracak şekilde operasyonlarını yurtdışına taşımak için iyi bir plan yaptı. Erken seçimler, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) artan ekonomik sorunlarla yüzleşmede zayıf kaldığını gösteriyor. Türk lirasının hızlı düşüşü (Dolar karşısında yarı yarıya değerini kaybetti.) ve borçları yeniden yapılandırmak için büyük şirketlerin aldığı kararlar, uyarı işaretleriydi. Zira gözlemciler, ekonomik krizin Erdoğan Türkiye’sini kapladığına işaret etmişlerdi.

Bir Türk uzman, bana, “AK Parti, kısa vadeli sermaye akışının sebep olduğu ekonomik gelişmeyle gerçekleşen kazanımlardan ve sürdürülmesi mümkün olmayan kredilerin genişletilmesinden dolayı Erdoğan’ın dini arka planını paylaşmayan seçmenlerden bile uzun vadede destek aldı. Ufukta görünen ekonomik kriz, erken seçime gitmeyi teşvik etmiş olabilir. Buna rağmen zayıflık belirtilerinin seçim sonuçları üzerinde kesin bir etkiye sahip olması uzak bir ihtimal. Bütün olasılıklar, Erdoğan’ın lehine işliyor” dedi.

Diğer yandan seçimler, Temmuz 2016’da başarısız darbe girişiminin ardından yürürlüğe konan olağanüstü hal (OHAL) ortamında icra edilecek. OHAL, bu hafta yedinci kez uzatıldı. Ayrıca ortada başka bir durum söz konusu. Şöyle ki AKP, geçen mart ayında yarı bağımsız medya grubu olan “Doğan Medya” grubunun satılmasının ardından hükümet yanlısı işadamlarının yüzde 90’ına sahip olduğu Türk medya organlarını neredeyse tamamen kontrol altında tutuyor. Bunun yanı sıra son yasal düzenlemeler, hükümete internetteki haberlere sansür uygulama yetkisi getirdi. Bazı kimseler de oy sandıklarında sahtekârlık yapılmasından endişelenmektedir. Zira seçim kanunundaki son değişikliklere göre şu an hükümet görevlileri, seçimleri denetleme kuruluna başkanlık yapmaktadır.

15 yıllık AKP iktidarı döneminde 2002’den 2008 yılına kadar Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) programına ve Avrupa Birliği’yle (AB) tam üyelik müzakerelerine itimat edildi. Yeni liberal sürece üye olmak için yeni liberal oyunun kurallarını uygulamaya koymasıyla birlikte Türkiye, finans piyasalarını yüksek kalitede yatırım akışıyla taçlandırdı. Bu da AKP hükümetinin otoritesinin artmasına neden oldu. IMF programı sona erince parti, 2008’den 2013 yılına kadar ekonomi politikasını yönetmek için kendi vizyonuyla baş başa bırakıldı. Vizyonun çoğu, Türk ekonomisine de ulaşan problemlerin çevrelediği küresel likiditeye dayanıyordu. O dönemde AKP hükümetinin yaptığı en büyük hata, ekonomiyi ve ekonominin rekabet gücünü iyileştirmek için yapısal reformları sürdürmeme isteğiydi.

Türk uzman, Mayıs 2013’ten şu ana kadar ABD’de yer alan Federal Rezerv Bankası’ndaki (FED) para politikası değişikliğinin, yurt dışında kredi maliyetinin yükselmesinin, Türkiye’deki dikkat çekici ekonomik çalkantıların, AKP’nin popülerliğinin artmasının ve Erdoğan’ın daha fazla nüfuz elde etme arzusunun ardından Türk ekonomisinin doğrudan yara aldığını söylüyor. Aynı uzman, sözlerine şu şekilde devam ediyor: Bu defa ekonominin gelişmesi, geçen 16 yılda Erdoğan’ın şahsi partisine dönüşen AK Parti ile tam olarak çakışıyor. Bu sebeplerden ve var olma dürtüsünden dolayı Erdoğan, ekonominin kötü yönetilmesi nedeniyle seçmenin desteğinin azalmasından önce ivedi bir şekilde seçimlere gidiyor. 24 Haziran’a kadar Türk lirasının istikrarı, enflasyonun 2018 yılı sonunda çift haneli rakamlarla bitmesini engelleyemeyecek. Yılbaşından bu yana Türk lirasının değer kaybedip dövizlerin yükselmesi, Türkiye’de daha güçlü enflasyona neden olacak. Yılsonu ile birlikte yüzde 12 ila 15 arasında değişen bir enflasyona ulaşabiliriz.

Bu tehlikeli kriz ortamında geçen cumartesi günü Erdoğan, kur-enflasyon ilişkisi konusunda Batı gibi düşünmediğini açıklayarak kur baskısını azaltmak için ticarette ikili anlaşmalar üzerinden Türk lirasını kullanmaya çağırdı. Erdoğan, “En ideal olanı, yerli ve milli parayı kullanmaktır. Bu da kur baskısını azaltacaktır. Faiz fiyatları düştükçe kur da ciddi manada düşecektir” dedi. Erdoğan, İranlı turistlerin kendi para birimleri olan Tümen’i Türkiye’de kullanabilmeleri gerektiğini söyledi. Ayrıca Erdoğan, Rusya ile ikili ticarette Ruble-TL kullanımı konusunda planlar yapıldığını belirterek, ticarette altının kullanılmasının en iyi seçenek olduğunu dile getirdi. Erdoğan, IMF kredilerinin altınla ödenmesi gerektiğini söylemişti. Erdoğan, faiz ve enflasyon arasındaki ilişkinin pozitif bir ilişkiye sahip olduğundan bahsederek, “Faizi ne kadar yükseltirseniz enflasyon da o kadar yükselecektir, faizi ne kadar azaltırsanız enflasyon da o kadar düşecektir” dedi.

Türk uzman, “Seçimler bittiği zaman Merkez Bankası’nın özgür bir şekilde hareket etmesi mümkün olabilir. Ancak enflasyon cephesinde gerçekten bir zarar meydana geldi. Erken seçimler geçer geçmez 2019 yılının temel sorunları; enflasyonu kontrol altına almak için faiz oranının yükselmesi, Türk lirasındaki düşüş ve ekonomik gelişmedeki yavaşlama olacaktır” diyor. Anketlerin çoğu, Erdoğan’ın ilk turda kazanacağını tahmin ediyor. Ancak bu yılın ilk yarısından 2021 yılına kadar ekonomik dalgalanmalar, Erdoğan’ın gelecekteki başkanlığı döneminde mevcut olmaya devam edecektir. Erdoğan’ın önerdiği gibi faizi düşürme meselesi, Türkiye’yi ciddi bir ekonomik krize götürecektir. Aynı Türk uzman, “Küresel likidite düşüşünün devam etmesi ve dış kredi maliyetinin artmasıyla birlikte Erdoğan, ikinci bir iktidar dönemini garantilemiş olsa bile ciddi ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalacaktır. Çünkü küresel arka plandaki değişim, gelecek yıllarda da devam edecektir” açıklamasında bulundu.

Türk televizyonlarında geriye kalan ve eleştirel seslerden birisi olan “FOX Haber” spikeri Fatih Portakal, geçen cuma akşamki programda, “Belki sizi şaşırtacağım ama bu iktidar kalmalı. Nasıl ekonomiden sosyal yaşantıya kadar dengeleri bozdularsa, bu iktidar kalmalı. Erdoğan, liderliğinde sorunları çözmeli” dedi. Fatih Portakal sözlerine şöyle devam etti: “Eğer iktidar değişirse yeni gelecek olan bir enkaz alacak, belli. O zaman enkazı siz yarattıysanız, siz çözün beyler. Seçimden sonra zor günler bizi bekliyor.”

Erdoğan, çoklarını düşmana dönüştürmeyi başardı. Erdoğan’ın hayal gücü; liberal Türkü, Kürdü ve muhalefeti terörist olarak nitelemeye sevk etti. Onlar terörist değiller. Ancak Suriye ordusu, Guta’yı “kurtardığı” gibi İdlib’i “kurtarmaya” karar verdiği zaman gerçek teröristler, gelecek olanlar olabilir.

Suriye rejiminin terörist olarak suçladığı İdlib’de toplanan savaşçılar nereye gidecek?

Onları, şu an 70 bin öğrenciyi barındıran hapishanelere mi atacak?