Filistinliler ve ABD, bal ve gözyaşları dramı
Geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinde, Filistinliler ve ABD arasındaki düşmanlık sona erdi ve yerini ilk etapta engeller ve aksiliklerin gölgesinde temkinli bir diyaloğa bıraktı. Buna rağmen iki taraf arasındaki bu siyasi süreç, Filistin-İsrail siyasi çözüm sürecinde ortaklık seviyesine ulaşan bir ivme
Geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinde, Filistinliler ve ABD arasındaki düşmanlık sona erdi ve yerini ilk etapta engeller ve aksiliklerin gölgesinde temkinli bir diyaloğa bıraktı. Buna rağmen iki taraf arasındaki bu siyasi süreç, Filistin-İsrail siyasi çözüm sürecinde ortaklık seviyesine ulaşan bir ivme kazandı.
Hem ABD düşmanlığı hem de İsrail’in demir yumruğunun tezahürleriyle uğraşan Filistin siyaseti, ABD’nin gerçekleştirdiği tanımanın, karşılarına, içine Ortadoğu düzenleme formunun da girdiği geniş kapılar açacağını ve bu yolla hayal ettikleri devleti elde edeceklerini anladı.
ABD-Filistin siyasi ilişkisinin tarihçesini yazarsak, Beyaz Saray’ın kapılarının Yaser Arafat’a açılması ve İzak Rabin’in elini sıkmasından başlamamız gerekir. O zamandan beri ABD, Filistin’in durumuyla yakından ilgilenmekte. Öyle ki Sedat, “Çözüm kartlarının yüzde 99’u ABD’nin elinde” dedi. Bu, Filistinlilerin benimsediği ve peşine düştüğü şey miydi? ABD’den başka kim İsrail’den bir şeyi çekip alabilir?
Yaser Arafat liderliğindeki Filistin siyasi grubu, İsrail’in ilk ve son hamisi Kongre tarafından dayatılan zor şartlar içinde ABD’lilerle çalıştı. İsrail ise çoğu durumu tamamen kilitleyene kadar bunu kullandı.
Filistinliler, uzun ve ayrıntı bakımından zengin bu tecrübeden sonra, ‘yüzde 99 hikayesinin’ Mısır için geçerli olsa da, Filistin’e uymadığının farkına vardılar. Burada, bal ve gözyaşları dramı ortaya çıktı. Bu durum, ABD- Filistin siyasi safhasının başlığı haline geldi. Bal; iddia, vaatler, kışkırtmalar ve hayaller. Öte yandan ABD, kışkırtma konusunda güçlü unsurlara sahiptir. ABD’nin onları hayal kırıklığına uğratması, ilişkilerindeki gerçek yüzü ortaya çıkarmasına rağmen süper güçler ABD’den kurtulmayı ve ona sırt çevirmeyi başaramıyorlarsa, Filistinliler bunu hangi mantıkla yapacaklar? Filistinliler, kendilerini ABD’nin her balının, vaat ve sonucun gözyaşı olduğu bir dramatik paradoksun içinde buldular.
Gerçekte yaşananlar, bu nitelemenin yüzde yüz doğru olduğunu ispatlıyor. ABD’li elçilerin en başından bugüne kadar izledikleri yolların okumasını yaptığımız zaman, ABD’lilerin üzerinde çalıştığı etkinliklerin hiç birinde olumlu bir sonuç bulamayacağız.
Filistinliler, barışa yönelik iddia ve arzuları nedeniyle mütevazi bir ödül olarak iyi hal belgesi alıyorlardı. Fakat ödülün en önemlisi İsraillilerin cebinde kalıyor ve Filistinliler ise zar zor yeni bir girişim sözü alıyorlardı.
ABD’liler, Filistinlileri aynı dramatik durumda tutarak onların durumu ile yakın temasta kalmaya devam etti. Başarısız olan veya başarısızlığa uğratılanlar, kapatılan her kapıda artlarında dar bir aralık bırakıyorlardı. Bir temsilci, girişimin nihai olarak başarısızlığa uğradığını açıkladığında, ABD’nin yeni bir vaadi sunulmaktadır. Bu defaki vaat yüzyıl anlaşmasıydı.
Filistinlilerin, ABD ile ilişkilerini iyi veya kötü bir şekilde davam ettirmesi gerekli ve kınanmamalı. Onları, İsrail’den bir şeyler alıp, Filistin ve Arap ortaklarına vermeye gücünün yetebileceğine inandıran biri tarafından yeni bir bahis oynamaya cesaretlendirildiler. Trump tarafından sunulan tehlikeli kararlar konusunda uyarı taşıyan tüm güçlü göstergeleri yok sayarak bu problemli adamın, sunacağı bir miktar eşitlik ile kendilerini ve kardeşlerini razı etmesi yönündeki cılız umutlarının peşinden koştular.
Beklentiler, bahisler ve tahminler iyimserdi. Bu ABD balı idi. Fakat, ilk sırada Kudüs kararının bulunduğu sonuçlar, Amerikan balının ardından gelmesi gerektiği gibi gözyaşları oldu.
Filistinliler, ABD ile ilişkilerinin, bunun gibi öldürücü bir darbe ile sona ermesini beklemediler. Fakat siyasette her şey mümkündür.