Filler tepişirken ezilen çimler: Suriye ve Lübnan
Geçen haftada Arap Dünyasında olan olaylar değişkenlik gösteren bölgesel ve dünya olaylarının yanlış okunmasının tehlikeli sonuçlar doğuracağının kanıtı gibiydi. Özellikle Suriye ve Lübnan’da yerel oyuncuların safları ve duruşları… Soçi’den Beyrut’a büyük şekilde sarsıntıya uğradı. Herşeyden önce, M
Geçen haftada Arap Dünyasında olan olaylar değişkenlik gösteren bölgesel ve dünya olaylarının yanlış okunmasının tehlikeli sonuçlar doğuracağının kanıtı gibiydi.
Özellikle Suriye ve Lübnan’da yerel oyuncuların safları ve duruşları…
Soçi’den Beyrut’a büyük şekilde sarsıntıya uğradı. Herşeyden önce, Moskova’nın açık politik ve askeri mesajlarına rağmen Birleşmiş Milletler’in Soçi Konferansını himaye etmesi Suriye muhalefetini şoke etti.
Gerekçeleri ne olursa olsun, Stephan De Mistura’nın toplantılarda hazır bulunması, BM’nin patronluğunun açık ilanı olup Cenevre kararlarının sümen altı edilmesi anlamına gelmektedir.
Hatırlatayım, Moskova Suriye intifadasını ve uluslararası tüm inisiyatifleri bir dizi vetolarla vurmayı başardı.
Ardından Moskova, Şam rejimini silahlandırarak, ardından fiili şekilde işgale ve çatışmalara müdahale ederek Suriye’nin içişlerine daha da karışmış oldu. Politik yönden, Türkiye’yi tehdit ederek ve şantaj uygulayarak İran ve Türkiye’nin de katılımıyla bağımsız politik muhalefetin marijinelleştirilmesi amacıyla ‘Astana Görüşmelerini’ başlattı…
Hedef belliydi, Astana’daki üç oyuncunun (Rusya, İran ve Türkiye’nin) patronluk yaptığı silahlı birliklerin rolünün büyütülmesi karşılığında diğer birliklerin rolünün küçültülmesi.
Astana, Cenevre’ye karşı ilk pratik adımdı. Moskova da, Tahran ve Ankara’nın ABD’nin Kürtlere yönelik, DEAŞ’a savaş bahanesiyle, politikalarından doğan kaygılarını istismar ederek, patronluğuna soyundu.
ABD’nin Suriye intifadasına ve Özgür Suriye Ordusu’na sırt çevirmesi ve Moskova’nın Suriye Muhalefetini bölmesi ışığında Rusya savaşın bitirilmesini ve Soçi’de ‘Dava’nın’ nihai olarak bitirilmesini hedefledi. İşte Soçi gerçeği budur.
Soçi, BM’nin kendi Güvenlik Konseyi’ne karşı çıkmasının hikayesidir.
Sonra ne oldu? Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün tekrar tekrar dillendirilmesi abesle iştigal oldu.
Sadece ‘demografik mühendislik’ ve meydanda uygulanan mezhepçi sürgün ışığında değil, ülkelerin Suriye topraklarını gerçek anlamda kendi aralarında bölüşmeleri ve lehlerinde koparmalarından kaynaklanan bir gerçek bu, zira; Suriye’nin Akdeniz kıyıları Rusya’nın denetimi altında.
Hatay ve Cerablus arasındaki Fırat Nehrinin Kuzey Batısındaki sınır bölgesi de Türkiye’nin hırsla kontrolüne almak istediği bölgeler arasında.
Washington ise, ayrılıkçı Kürt birliklerle birlikte, Fırat’ın Doğusunu kontrol ederken, İran destekli Şam rejimi büyük şehirleri kontrol ediyor. DEAŞ ve şüpheli amaçlar güden silahlı gruplar ise dağınık bölgeleri kontrol ediyor.
Ara sıra İsrail’in operasyonlarına veya zamanlaması ve yeri tuhaf görünen çatışmaları ve İsrail’in İran ve Hizbullah’ın güvenliğini tehdit etmesine izin vermeyeceği açıklamalarını bir tarafa bırakırsak, bir tek Suriye’nin Güneyinin fırtınadan uzak bir bölge olarak görünüyor…
Lübnan’a gelince, Suriye-Lübnan sınırının son on yıllar içinde birkaç defa ihlal edildiği biliniyor, en sonu ise Hizbullah’ın Suriye içinde savaşması olmuştu.
İran’ın Lübnan’daki siyasi ve askeri kolu olan partinin bunu yapmasına iki etken yardımcı olmuştu:
İlki: Şam rejiminin Arap Dünyasına ve Akdeniz’e yönelik Tahran’ın genişlemeci stratejisinin bir parçası olması.
İkincisi: ‘Özgür Milli Akım’la (Lübnan’ın şu anki Cumhurbaşkanı Avn’ın liderliğini yaptığı ve Lübnan’ın en etkili Hristiyan siyasi akımı) anlaşarak kurduğu Hristiyan politik gerekçelere dayanması ve Hristiyan din adamlarının, gerek Suriye’de gerek Lübnan’da, Esed ailesinin diğer seçeneklere göre en iyi alternatif olduğunu ilan etmesi.
Bu iki etken Hizbullah’ın müdahalesine dokunulmazlık sağladı.
Üçüncü etken ise, DEAŞ ve Nusra Cephesi türü radikal örgütlerin Suriye’de ortaya çıkmasıyla birlikte, Sünni güçlerin de desteğiyle, İran’ın Suriye’ye müdahalesi.
Nasıl İsrail, İran’ın ve Hizbullah’ın Güney Lübnan’daki projelerini akamete uğratmışsa, Lübnan Dışişleri Bakanı Basil Cibran da Parlamento Başkanı, Emel
Siyasi Hareketin lideri ve Hizbullah’ın baş Şii müttefiki Nebih Berri’ye karşı psikolojik savaş başlatmış ve bazı projeleri akamete uğratmıştır.
Cumhurbaşkanı’nın damadı olan Basil’in Berri’yle olan savaşının zamanlaması anlaşılabilir. Zira; Avn akımının Hristiyanların haklarını müdafaa ettiklerini iddia ettikleri seçimlerin arifesinde olması tesadüf değil.
Avn’cılar 2005’den itibaren kendilerinin zulme uğradıklarını, 2009’da da Müstakbel akımını ve genelde Sünnileri şeytanlaştırmaya çalıştılar.
2011 yılında da İran’ın Suriye’deki savaşını desteklemeyi meşru göstermek için de 2011 yılında da Sünnileri DEAŞ’ı desteklemekle suçladılar. Fakat koşullar ve durumlar değişti.
Obama yönetimi İran’la hoş geçinmeye çalışırken, şimdiki Washington yönetimi İran ve Hizbullah’a daha ciddi yaklaşım sergiliyor.
Ayrıca, barıştan bıkan İsrail’in İran ve Hizbullah’a karşı savaş açmaya daha ısrarcı görünüyor.
Belli ki, İsrail’in amacı İran ve Hizbullah’ı yenmek ve bertaraf etmek değil, Suriye ve Bereketli Hilal’i yeniden bölmek ve hisse kapmak.
Yukarıda da değindiğim gibi, Suriye’nin güneyi geleceği belirlenmemiş tek bölge olarak görünüyor.
Aslında bu bölgenin önemi büyük; İsrail’e sınır, Batıdan Golan tepeleri ve eş-Şeyh Dağıyla sınırdaş, Güney Lübnan’a yakın, Bekaa vadisi ve Lübnan’ın Güneyinde bulunan en büyük iki şii topluluğun arasındaki Şii koridoruna da komşu.
Tüm bu sebepler Basil’i, ve beraberinde Avn akımının, Hizbullah’a yakınlaşmasını gerektirdi, Emel Hareketi de bu nedenleri anlamış gözüküyor, Öyle ki, Hizbullah Avn akımını, Avn’ın bir kere daha cumhurbaşkanlığına seçilmesi döneminde, çok güzel bir şekilde ödüllendirmiştir.
Öte yandan, Emel Hareketinin lideri Pan Arabist ve Lübnancı çizgideyken ve İran hiç bir zaman Avn’a yakın değilken, Tahran’nın hesapları, Avn akımını Lübnan Hristiyanlarına sızmak için Truva atı olarak kullanmaya itti. Hizbullah-Avn yakınlaşması bu çerçevede gerçekleşti.
Dışişleri Bakanı geçen hafta Hristiyan sokağı ayağa kaldırarak Berri’ye karşı bir çatışma başlattı. Yıllardan beri bir ilk sayılan bu çatışmanın nedenleri arasında Hizbullah’ın nabzını ölçmek ve kimin yanında olduğunu sezmeye çalışmak ve en önemlisi, ABD’nin baskılarıyla gelen Hizbullah eleştirisi var.
Basil’in politik Şii akıma sırtını dönmeye yeltenmesi, planları arasında böyle bir şey varsa, sonucu belli olmayan ve vahim yansımaları olabilecek bir maceradır…
Hele Washington ve Tel Aviv’e sırtı dayamak da daha büyük bir macera!