Tarih tekerrür ediyor
İçinde bulunduğumuz dönemdeki sarsıcı olaylara şaşırdığımızda tarih tekerrür eder sözüne uyarak hafızayı yokluyoruz ve bu olayların benzerinin eski zamanlarda da yaşanmış olduğunu görüyoruz. Bu sadece sarsıcı olaylar için de geçerli değil. Mevcut durumlar önceki hadiselere benzediği gibi bunlarla ba
İçinde bulunduğumuz dönemdeki sarsıcı olaylara şaşırdığımızda tarih tekerrür eder sözüne uyarak hafızayı yokluyoruz ve bu olayların benzerinin eski zamanlarda da yaşanmış olduğunu görüyoruz. Bu sadece sarsıcı olaylar için de geçerli değil. Mevcut durumlar önceki hadiselere benzediği gibi bunlarla başa çıkma biçimlerindeki benzerlik de dikkate değer.
Demek istediğim güncel olayların bir araştırmacısı olarak savaşları, insani krizleri ve toplumsal sorunları düşündüğümde ofis dosyalarını içeren evraka ve tarihin kendini tekrarladığı sözüne uygun olarak karşılaştırma yapmak için bazı sayfalarının söylediğimi içermesini umduğum yazmalara başvuruyorum.
Mesela biz Avrupa ülkelerine kaçmak için yapılan göçlerin ve yerinden edilmelerin sebep olduğu dramların çağrışımlarını yaşıyoruz. Bu maceralara hiç de uygun olmayan teknelerle yelken açmaya çalışırken yüzlerce kişinin nasıl da boğulduğunu görüyoruz. Şimdiye değin bu olgunun üstesinden gelmek için ciddi bir çaba harcanmadı. Afrika’dan ve Suriyeliler arasında ilkel bir yolla insan kaçırma girişimi, devam ediyor çünkü önemli olan haram kazanç. Böylesi bir insan kaçakçılığı krizi ile Suudi Arabistan, 65 sene öncesinde karşılaştı ve Kurucu Kral Abdulaziz b. Abdurrahman’ın (Allah rahmet eylesin) yönergelerine uyarak kararlılık gösterdi. İçişleri Bakanlığının 14 Şevval 1372 (25 Haziran 1953) tarihli uygulaması ile de bu olguya son verdi.
Buraya bu haberi içeren bir metni ve devletin resmi gazetesi olan Ümmü’l-Kura’da yayımlanan onlarca haber metnini bırakıyorum. Söz konusu metinler, Yayın ve Dağıtım Tabloları’ndan çıkan ve bana da bir kopyasını sunan kardeşim Kasım b. Halef el-Ruveys’in hazırladığı “Ümmü’l-Kura Gazetesinde Yer Alan Resmi Bültenler” adlı kitaptan alınmıştır.
“İçişleri Bakanlığı’ndan tarafımıza aşağıdaki şu beyan ulaşmıştır:
Din ve insanlık hassasiyetini kaybetmiş kimseler, kutsal topraklara yasadışı yollarla gitmeyi isteyen insanları kaçırıyor ve yelkenli gemilerde taşıyarak Afrika sahillerinden Suud kıyılarına atıyor. Böyle yaparak onları ölüm ve helakin eşiğine sürüklüyorlar. Bu olaylar birkaç kez tekrar etti ve kadın, erkek ve çocuk yüzlerce masumun ölümüne sebep oldu. Kaçakçılık yapanlara yöneltilen tüm uyarılara rağmen zorunlu olmadıkları bu suçu işlemekten geri durmadılar.
Suudi Arabistan Hükümeti, hac vizesini kaldırdı ve mübarek beldeleri ziyaret eden hacılara bu kutsal görevi yerine getirmeleri için her tür kolaylığı sağladı. Yani bu suçluların masumların hayatına mal olan bu kaçırma işlemini gerçekleştirmeleri için hiçbir gerekçe bulunmamaktadır. Bundan dolayı aşağıda yer alan talimatlar onaylanmıştır:
Birincisi: Kıyı boyunca dikkatli ve özenli gözetleme motorbotları yerleştirilecek ve karasularındaki kaçakçıları izlemek için yüksek yoğunluk ve sertlikle kullanılacak.
İkincisi: İster kiracı ister sahip olsunlar taşıyıcıların eşyaları ile birlikte motorbotların ve yelkenlilerin tüm mallarına el konulacak.
Üçüncüsü: İlk defa olmak üzere Krallık içerisinde (varsa) kaçakçı gemi sahipleri, 5 seneden 10 seneye kadar hapis cezasına çarptırılacak ve Suudi Arabistan’da malları varsa el konulacak. Bu gemi sahiplerinden birinin Suudi Arabistan’da taşınabilir veya taşınamaz malları olduğu tespit edildiği takdirde ellerinden alınacak. Eğer tekrarlarsa hapis cezası ölüm cezasına çevrilebilir.
Dördüncüsü: Aynı cezalar başka gemiciler, kaptanlar ve komisyoncular için de uygulanacak.
Beşincisi: Kaçırma girişimine kaçırılan hacılardan birinin ölümüne sebep olan eylemler eşlik ederse cezanın hapisten idama çevrilmesi uygundur.
Altıncısı: Bu talimatlar gazetelerde yayımlanacak, Sudan ve Afrika sahillerinde sorumlu tüm hükümetlerdeki ilgili makamlara iletilecek ve basılarak Sudan’daki gemi sahiplerine ve taşımacılara dağıtılacak.”
Kral Abdulaziz zamanında Krallığın benimsediği bu kararlı yönteme şu anda Arap ve özel olarak Suudi döneminin ihtiyacı var. Zira birtakım kimselerin akrobatik hızı, sadece diğerlerini rahatsız etmek ve işleri karıştırmakla kalmıyor. Üstelik acı verici olayların yaşanmasına ve gençliğinin baharında olan gençlerin yitip gitmesine de sebep oluyor. Aynı şekilde Kral Selman b. Abdulaziz’in Suudi kadınına sürücülük izni vermesi ve bunun bilim adamları heyeti tarafından hukuki bir dokunuş olarak hoş karşılanmasından sonra da söz konusu bu yönteme duyulan ihtiyaç devam etmektedir. Olay, meseledeki alış veriş ile özetlenebilir. Kadının ilk hediyesini 11 Ocak 2013 Cuma günü Kral Abdullah b. Abdulaziz (Allah rahmet eylesin) tarafından almasında olduğu gibi. O zaman çeşitli uzmanlık alanlarından 30 kadın danışma meclisine üye olarak atanmış ve buna dini mercilerle koordinasyona atanma işlemi eşlik etmişti. Ümmü’l-Kura’dan sunduğumuz yönteme gelirsek, o da hicri 16.01.1354 tarihli şu beyandır: “Bazı araba sürücülerinin sebep olduğu zararın tekrarlanmasından hareketle canların güvenliğini sağlamak ve sürücülerin yasaya aykırı aşırı hızla yurtiçindeki seyri halinde sebep olabilecekleri tehlikeleri ortadan kaldırmak adına yüksek irade, kamu polisine ister resmi ister özel ehliyet ister bir şirkete bağlı olsun tüm araç sürücülerine ilk seferde 30 kırbaç vurma ikinci seferde ikiye katlama üçüncüsünde ruhsatını alma ve sürücülükten tamamen men etme yetkisi vermiştir.”
Bu yönteme neden ihtiyaç duyulduğuna gelince; çünkü kalabalığıyla şikâyetlere sebep olan Suudi şehirlerin özelikle de başkent Riyad’ın caddeleri, kadınların sürücülük sahnesine girmesiyle daha da kalabalıklaşacak. Doğal olarak bu durum da karışıklığa ve araba kazalarına sebep olacak.
Geriye gazetecilik ve yayın dünyasını ilgilendiren ve şu an Nehar gazetesinde olduğu gibi gazete boyutlarının küçültülmesi ya da Hayat gazetesi veya uluslararası ünlü gazetelerin benimsediği bir seçenek olarak elektronik ortama taşınması yahut da Sefir gazetesinin başına geldiği üzere Arap gazetelerinin kapanması ihtimallerine ilişkin sunum kalıyor. Bu konuda birçok ses yükseldi ve en çok el-Cezire gazetesinin yazı müdürü meslektaşımız Halid el-Melik’in söyledikleri yankı uyandırdı. Ümmü’l-Kura’da 62 no’lu şu beyan yer almaktadır: “Ülkedeki kâğıt eksikliği nedeniyle hükümet, mevcut şartlar altında tüm gazete ve dergi basımını durdurma kararı aldı. Durdurma kararı, bu krizin sona ermesine kadar sürecek ve bu uygulamada Ümmü’l-Kura gazetesi dışarıda tutulacak; o da mevcut büyüklüğünün yarısı kadar olacak ve alışılmış zamanlarında çıkacak.”
Tarih kendini tekrar ediyor. Burada titizlikle uygulanması gereken kararlığı gerektiren birçok hadiseden çok azını verdik.