Geçmişten Bugün’e Kuveyt
Suudi Arabistan Enformasyon Bakanlığı’nın Riyad’da Kral Fahd Kültür Merkezi’nde düzenlediği Kuveyt’in 57. bağımsızlık yıldönümü kutlamalarına konuk olarak katıldım. Kutlamalar bir tek bağımsızlıkla ilgili değildi, Irak işgalinden kurtuluşun 27. yıl dönümü kutlamaları da kutlanıyordu aynı anda.
Suudi Arabistan Enformasyon Bakanlığı’nın Riyad’da Kral Fahd Kültür Merkezi’nde düzenlediği Kuveyt’in 57. bağımsızlık yıldönümü kutlamalarına konuk olarak katıldım.
Kutlamalar bir tek bağımsızlıkla ilgili değildi, Irak işgalinden kurtuluşun 27. yıl dönümü kutlamaları da kutlanıyordu aynı anda. Zira, hatırlanacağı üzere, Kuveyt 1961 yılında bağımsızlığını kazandı, ardından anayasa ilan edildi ve ilk parlamenter seçimler yapıldı ve 1990 yılında da Irak’ın işgaline uğradı.
Kuveyt köprüsünün altından çok sular geçti ve ülke iç, dış, politik, ekonomik, güvenlik ve sosyal engebelerle yüz yüze geldi. Dahası, Kuveyt kurulduğundan beri varoluş problemleriyle az yüzleşmedi.
Bilindiği üzere, bağımsızlığının ilanından birkaç gün sonra ‘Lider (Zaim)’ lakaplı Irak Cumhurbaşkanı Abdülkerim Kasım tarafından tehdit edildi ve rahmetli Kral Suud Bin Abdülaziz tarafından parlak bir Suudi Arabistan yardımıyla tehditlere göğüs gerdi.
Aslında 1961 kuruluşu Modern Kuveyt’in kuruluşudur, zira eski Kuveyt, veya tarihte orta kuruluş olarak bilinen devlet ilanı, Mübarek Âl-i Sabah veya namı-ı diğer Büyük Mübarek döneminde yapılmıştı.
Kuveyt’in karşı karşıya kaldığı en büyük varoluş tehlikesi 1990 yılında Saddam Hüseyin’in Stalin ve Hitler’inkileri anımsatan bir askeri harekatla ilhakı ve Irak’ın 19. Vilayeti olmak üzere Kuveyt’i ahmakça ve siyasi bir cinayet yaparcasına işgali idi. O zaman başka bir tarihi, büyük ve cesur bir lider olan rahmetli Kral Fahd Bin Abdülaziz büyük bir duruş sergileyerek Kuveyt’in özgürleştirilmesi için uluslararası koalisyonun kurulması için diğer ülkelere ön ayak oldu ve o meşhur sözünü söyledi: “Ya Kuveyt geri alınır, ya da beraberinde Suudi Arabistan da gider!”
Rahmetli Kral Fahd’ın cesareti bir tek savaşçılığı ve düşmana karşı meydan savaşlarına inmesinden kaynaklanmıyor, Arap halklarının ve İslamcı çevrelerin popülist propagandasına karşı çıkmasına da bağlanır. Rahmetli Gazi Kusaybi’nin, gazetemizde de makaleler halinde yayınlanan, ‘Fırtına’nın Kalbinde’ kitabını okuduğunuzda Arap Dünyasının o dönemdeki sefil politik ve medyatik haline göz atabilir.
İster yakın olsun, ister eski… Yukarıda söylediklerim geçmişte kaldı. Günümüzde Kuveyt’in iç problem ve manialarını bir tarafa bırakırsak, bu ülkenin önünde bir çok engel var, en önemlisi de bölgesel politik yangınlardan ve çatışmalardan selametle çıkabilmesi. En önemlisi de Kuveyt’in şu soruya cevap vermesi: Büyük çatışmaların yaşandığı bu bölgede Kuveyt’in nötr kalması mümkün mü? Yoksa dahli olması gerekir mi? Nötr kalacak veya müdahil olacaksa ne surette olacak?
Körfez ülkelerinden oluşan kolye içinde Kuveyt nev-i şahsına münhasır durmaktadır. Bununla birlikte, günümüz politik ve gelişimsel problemleri dünün problemlerinden farklı duruyor. Dolayısıyla, günümüz çözümleri dünün çözümlerinden farklı olmalıdır.