‘Gelecek’ ne anlama geliyor?
Küreselleşmeyi konuşmadaki en büyük korku bazen de en büyük umut, zamanın hızlanmasının mekânın küçülmesine ve mesafelerin azalmasına yol açması ve dünyayı aynı tehlikelerin tehdit ettiği küçük bir köy haline getirmesidir. Tüm insan ırkı nükleer bir bomba tarafından değil, sanal dünyada bir saldırı
Küreselleşmeyi konuşmadaki en büyük korku bazen de en büyük umut, zamanın hızlanmasının mekânın küçülmesine ve mesafelerin azalmasına yol açması ve dünyayı aynı tehlikelerin tehdit ettiği küçük bir köy haline getirmesidir.
Tüm insan ırkı nükleer bir bomba tarafından değil, sanal dünyada bir saldırı ile ve tek bir darbe ile yok edilebilir.
Eskiden gelecek için bir umut vardı. Doksanlı yıllarda -İnternet’in başlangıç yılları- geleceğe dair umutlar veya geleceğin planlanması, önümüzdeki 30 yıl için yapılırdı. Ülkeler beş yıllık planlamalar yapar ya da beş yılda bir düzenlerlerdi. Bugün ise, gelecek dediğimiz olgu çok yakın ve ancak ayların ve hatta günlerin planlamasını yapar olduk. Artık ebeveynlerin çocuklarına sorduğu: “ileride ne olmak istiyorsun” sorusunun bir anlamı kalmadı. Zira o çocuk büyüdüğünde olmayı arzuladığı meslek ortada kalmayabilir ya da yapay zekâ bu mesleği insandan daha verimli bir şekilde yerine getirebilir. Gelecek ayaklarımızın altında ya da neredeyse göremez olduk. Bu yüzden bir kısır döngüye girmiş bulunuyoruz.
70’’ler, 80’ler ve hatta 90’larda, gelecek, önümüzdeki otuz yıl olduğunda, geçmiş de çok uzak olurdu. Zira toplumlarımızın radikal görüşlü olanları Raşid halifeler döneminin başlangıcını teşkil eden miladi yedinci yüzyıla dönmek isterlerdi.
Toplumlarımızın liberal kesimi, 20. yüzyılın başlarına, yani en az 50 yıl geriye dönmek isterlerdi. Bugün, gelecek büzüldükçe, geçmiş de büzülüyor. Bazı Libyalılar Seyfulislam’ı başkan seçerek Kaddafi’nin rejimine dönmek istiyorlar. Bunlar geçmişin “Diriliş” dönemlerini bilmedikleri gibi Raşid Halife’ler dönemine de dönmek istemiyorlar. Bilakis Ebu Musab ez-Zerkavi ve Usame bin Ladin dönemine dönmek istiyorlar!
Demek oluyor ki “Diriliş” dediklerinde kaynaklık bakımından akıllarına Raşid halifeler dönemi gelmiyor da o korkunç yakın geçmiş dönem geliyor.
Makalenin sonunda bu durumu özetleyen bir deyiş aktaracağım. Mesele şu ki, geleceğin ölümü bizi geçmişte boğmakla kalmadı, bilakis geçmişe dair seçimimizi daha yakın kıldı. Tarihi zenginliğimiz ve tecrübelerimize rağmen artık en yakın geçmişimizi seçiyoruz…
“Samanlıkta iğne aramak” tabiri insanlık için büyük bir labirentin simgesiydi. Biz de iğneyi bulana kadar bütün samanlığı bilmemiz gerekiyordu. Bugün, bilgi dünyasında, tarih bilgisine ulaşmak istiyorsanız, arama motoru sizi anında buna ulaştırır. Artık belirli bir konuyu (iğne) aramak için tüm tarihi bilmek de gerekli değildir.
İğneyi bulmak için sadece Google gibi iyi bir arama motoruna ihtiyaç vardır. Dolayısıyla biz sadece geleceğin ölümüyle yüzleşmiyoruz, bilakis tarihin yavaş ölümüyle ve bu tarihin yönlendirici bağlamının ölümü ile de karşı karşıyayız. Artık Tarihin bilinmesinin de önemi kalmadı, tarihi bildiğine dair iddian arama motorunun sana ulaştırdığı bilgi kadardır ve önemli olan, istediğin iğneyi bulabilmektir.
Arap dünyamızdaki sorun, tarihin ve geleceğin kesiştiği kritik bir anda yaşıyor olmamızdır. Bir kısmımız sanal dünyada yaşıyor. Belki de zamanımızın yarısından fazlası, modern araçlarıyla sanal dünyada geçirilmektedir. Ancak etrafımızdaki dünya ile oldukça eski araçlarla iletişim kuruyoruz. Böylece bir kısmımız geçmişe takılıp kalırken diğer bir kısmımız da çağdaş dünyanın sonrasına yelken açıyor. Önümüzdeki yıl değil, gelecek ay bizimle olmayacak bir geleceğe uygun olmayan ve iyice kavramadığımız bir geçmişten alıntı yapıyoruz. Gelecek akan bir su gibi hareketlidir. İkinci kez daldığın su artık bir önceki su değildir. Su sürekli akmakta ve saniyeler içinde değişmektedir. Canlı ve hareket eden bir gelecek mi var yoksa daha önce de belirttiğim gibi, gelecek sonsuza dek öldü mü?
ABD’li araştırmacı Francis Fukuyama, “Tarihin Sonu” kuramını açıkladığında, liberal demokrasinin geri kalan rejimlere üstünlük sağlayacağını düşünüyordu. Ancak Fukuyama’nın bilmediği şey, tarihin, arama motorunun kullanılmaya başlamasıyla öldüğüydü. Tarih, artık Orta Çağ tarihi ya da antik tarih hakkında bilgi sahibi olmak anlamına gelmemektedir. Tarih, arama motorunun, bağlamından kopuk olarak ulaştırdığı malumata dönüşmüş ve aslında tarih, “tarihsiz” ince düz bir çizgi haline gelmiştir. Tarihin ölümü ile gelecek de ölmektedir.
Felsefi görünen bu önermenin Arap dünyamıza etkileri neler olabilir?
Bugün Arap dünyasının buna karşı koyabilmesinin eski araçlarıyla değil, değer sistemini yeni bir şekilde yeniden inşa etmesiyle mümkün hale geleceğini düşünüyorum. Değerlerin eski kavramları ve ahlaki üstünlük, günümüz düşünce dünyasının akışı karşısında dayanamaz. Örnek olarak, başkalarına eza vermenin yasak/haram olmasını ele alalım. Başka bir deyişle, insanlara, hayvanlara ve çevreye zarar vermek haram kılınmıştır ve büyük bir suçtur. Uzaktan yakından buna bulaşmamalıyız. Fakat bu, zarar verme eylemi doğrudan gerçekleştiğinde ve yakından onu gördüğümüzde doğrudur. Ancak bugünün Arap dünyasında, neredeyse tüm ülkelerde borsalar var ve bazılarımız küresel borsalara yatırım yapıyor. Hissesini satın aldığınız şirketlerin neye yatırım yaptığını biliyor musunuz? Ya bunlar çevre kirliliği üreten şirketler veya öldürme araçlarını üretecek firmalar ise, ya da kitle imha silahlarının kullanıldığı zehirli gazlar ve kimyasallar üreten firmalar ise…
Paranız size büyük bir kazançlar sağlıyor olabilir, peki ama ya bu kazanç öldürme araçlarından geliyorsa…
Ya da paranı takip ettin ve bu kazancının haram olduğunu düşündüğün birçok şeyden geldiğini keşfettin. Burada ahlakın anlamı nedir ve bunu bu bağlamda nasıl bileceğiz?
Senin paran, senin inancının aksine kullanılıyor ve belki de sen bunun farkında dahi değilsin.
Bu örnek çok ütopik olabilir, ancak vermek istediğimiz fikir, geleneksel anlamda ahlakın yeterli olmadığı, tarihin yavaş yavaş ölmekte olduğudur. Geleceğin artık her gün öldüğü ve tarihin yavaş yavaş etkisini kaybettiği bir dünyada bu kavramları gözden geçirip yeniden yapılandırmamız ve yeniden inşa etmemiz gerekmektedir.
Geleceğin öldüğü ya da yok olduğu bir dünyada, geçmişten sadece bir anlık faydalanabiliyor olsak da, önümüzdeki tek seçenek geçmişe dönmek ve değişik derecelerde selefiler olmaktır. İleriye bakmak artık mümkün değil ve bu durum artık bir arabanın dikiz aynasına bakmak gibidir, zira arkamızda olanı görüyoruz ancak önümüzdeki en yakın duvara çarpabiliriz.
Ya da Mısırlıların dediği gibi “Duvara toslarız.”