Gençlik ve diğer pek çok şey hakkında

Özür dilerim! Zira Ahmed Halid Tevfik’i tanımıyorum ve duymadım. Onu tanımadığım ve bu konudaki bilgisizliğimden ötürü özür diliyorum ve bu özrün insanlara ya da yazılarına bir tür üstünlük taslamak olarak görülmemesi gerekir. Fakat cehaletin bu kadarı, benim gibi düşünce, kültür ve basın alanında ç

Gençlik ve diğer pek çok şey hakkında

Özür dilerim! Zira Ahmed Halid Tevfik’i tanımıyorum ve duymadım. Onu tanımadığım ve bu konudaki bilgisizliğimden ötürü özür diliyorum ve bu özrün insanlara ya da yazılarına bir tür üstünlük taslamak olarak görülmemesi gerekir. Fakat cehaletin bu kadarı, benim gibi düşünce, kültür ve basın alanında çalışmakta olan insanlar için affedilebilir bir şey değil!

Bu insanın ölümünden hemen sonra –Allah rahmet eylesin- onun bilgi, edebiyat alanında bir yazar ve öncü, sosyal iletişimin tüm alanlarında büyük bir figür olduğunu öğrendim ve dehşete düştüm. Vefatının ardından genç aydınlar ve medya mensupları kendisi hakkında oldukça sıcak ve samimi ifadeler kullandılar ve onu bütün Mısır neslinin yazarı olarak nitelediler. Tabii bilmiyorum, acaba tüm Arap âleminin gençliğinde de aynı bilinirliliği var mıdır? Eskiden Kahire’de geçerli olan bütün Arap başkentlerinde geçerli olurdu.

55 yaşındayken vefat eden bu arkadaşımızın, bilim-kurgu ve korku romanları ve tüm yeni neslin yetiştirildiği gençlik maceraları hikâyeleri hakkında geniş çaplı çalışmaları olduğu söyleniyor. Ve benim yaşımdakilerin bunlardan tamamen uzakta olduğu söylenebilir. Belki de sonradan bazı kitaplarını inceleme fırsatı bulacağım bu kadar önemli bir kişiliği tanımadığını benim gibi itiraf edenlere, bu gençler oldukça kızgınlardır. Ancak buradaki sorun sadece, genç nesiller için önemli bir yazarı tanımamak değil, aynı zamanda sözde Arap Baharı’ndan sonra bizi şaşırtan gençlerin kendilerini tanımamaktır. Bugüne kadar dahi yeterince bilmediğimiz farklı iletişim türlerini kullandıklarını öğrendiğimizde şaşırmıştık.

Sorun sadece Mısır ya da Arap dünyasına has değil. Facebook’un kurucusu ve yöneticisi Mark Zuckerberg, Senato ve Temsilciler Meclisi önünde, bir İngiliz siyasi analiz şirketine Face’de yer alan 50 milyon Amerikalının kişisel bilgilerin sızdırılması ve bu bilgilerin ABD başkanlık seçimlerinde bir adayın yani mevcut başkan Donald Trump’ın seçilmesini etkilemek için usulsüz kullanıldığına dair iddialar karşısında ifade vermek durumunda kaldı. Zuckerberg ile senatörler ve milletvekilleri arasındaki diyalogların detayları küresel medya tarafından yakından izlendi. Ayrıca her zamanki “T-shirt”ü yerine giydiği takım elbise ve kravattan başlayarak gerçekleşen diyalogların içeriğinin analizi yapıldı. Her bir tarafın diğer tarafı şaşırttığı diyaloglar yaşandı. Mark, milletvekillerinin, milyarlarca insanın kullandığı Facebook mekanizmasından bu derece habersiz olduğunu düşünmüyordu ve onlarda kendilerinin, zamanın iletişim araçlarının kurallarını bilme hususunda bu kadar geri kaldıklarını düşünmüyorlardı. Çok açık hususlar üzerinde dahi ittifak edilemeyen öyle anlar vardı ki sanki evrenin dönmesi durmuştu. Her iki taraf (milyarder genç adam ve Parlamento temsilcileri) bambaşka dünyalardaydı ya da birbirlerine uyum sağlayamıyorlardı. Kimsenin nasıl aşılacağını bilmediği ve nesiller arası kopukluktan kaynaklanan birinci sınıf bir entelektüel kriz vardı.

Amerika’da bunlar olursa, bizde neler olur neler? Konu sadece yazar Ahmed Halid Tevfik ile alakalı değildir. Başka bir gelişme daha var ki o da, eski Mısır parlamenterin oğlu Halid Hamdi Fahrani’nin ölümüdür. Ölüm sıradan değildi. Yüz milyondan fazla insanın içinde sıra dışı olan, genç adamın intiharı da değildi. Ancak ismi, çeşitli elektronik platformlarda en popüler elektronik oyunlardan biri olan “Mavi Balina” ile beraber anıldı. Oyunun özü kişinin denenmesi üzerine kurulu… Bu platforma giren gencin, verilen bir dizi emre olan direnişi ölçülüyor. Fantastik ve ürkütücü konumlardan geçiyorlar ve depresyon noktasına kadar vardıklarında, intihar etme emrini alıyorlar. Buradaki deneme, genç veya yetişkinin, bunu reddetme gücüne sahip olup olmadığıdır. Ancak burada olan şey, Halid direnememiş, itaat etmiş ve kendini asarak öldürmüştür.

Ne Ahmed Halid Tevfik ve Halid Hamdi Fahrani arasında, ne de ilkinin yazdığı eser ile ikincisi tarafından oynanan oyun arasında doğrudan bir ilişki olduğunu düşünmüyorum. Fakat her ikisi de bilmediğimiz, okumadığımız veya tahmin edemeyeceğimiz bir hikâyeyi yansıtıyor. 21. yüzyılın ikinci on yılındaki gençleri ve onların hikâyelerini ifade ediyor. Bizim neslimiz, yarım yüzyılda kamış ve dolma kalemden tükenmez kaleme transfer edildi ve ilk endüstri devriminden biri olmasına rağmen, daktilo ile yazı yazmayı öğrenmede hiçbir sorun yaşanmadı. 21.yüzyıla yaklaşırken bilgisayarla ve daha sonra çeşitli sürümleriyle cep telefonuyla tanıştık. Ancak her nedense hayatımızın bir parçası haline geldi ve onlarsız yapamaz olduk. Fakat görünen o ki bugünün gençleri, bu tür araçlara farklı bir şekilde giriyorlar. Bunun da psikolojik ve nörolojik sonuçları çok farklı olmaktadır. Sözde “Arap Baharı” geldiğinde, birçok siyasi ve sosyal analiz yapıldı. Fakat şimdi bildiğimiz şey, yeni okuma biçimlerine ihtiyaç duyulduğudur. Zira bunun Psikolojik ve nörolojik sonuçları olmuştur. Aksi halde, bilmediğimiz bir yazar aniden karşımıza çıkar veya gençleri intihar etmeye sürükleyen “mavi balina”yı keşfetme durumunda kalırız.

Bununla birlikte, söz konusu araçların olumsuzluğu, hiç kimsenin doldurmadığı ve hiçbir fikrin olmadığı bir politik ve zihinsel boşluktan kaynaklanmış olabilir. Bizim dönemimizde boşluk, Arap milliyetçiliği ile tıka basa doluydu, hatta siyasal İslam ve Marksizm dönemleriyle dahi rekabet ediyordu. Her türden yazar, şair, yazar ve lider vardı. Şu an için sadece onların ölüm, intihar veya devrim saatlerini biliyoruz, bunların hiçbiri de diğerine benzemiyor. Birkaç gün önce, “Humanoid” Sophia’nın, Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaretten sonra, bilimsel bir konferans için Kahire’yi ziyaret edeceğini okudum. Benim için “Sophia”, her zaman Sophia Loren’di, başkasını da bilmezdik ama şimdi insanımsı bir «robot» var karşımızda. Daha önce olanlardan ya da sonradan geleceklerden tamamen farklı olan başka bir hikâyemiz var. Şaşırtıcı bir şekilde, “Sophia” nın ziyareti, CNN haber kanalının, krallığın şu anda -bütünleşmiş bir “Nebati” kenti biçiminde- Suudi kültür mirasını keşfetmek için dünyanın en büyük projesini yürüttüğünü bildirdiği bir zamanda geldi. Yıllar önce, Houston’da, Suudi kültür mirasının bir sergisini görmüştüm ve benim için sürpriz olan, bazı firavun heykellerinin varlığıydı.

Zengin geçmişimiz –tarihimizin de zenginliğidir- ile gelişmiş dünyanın bizden önce ulaştığı geleceğimiz arasında ve “Sophia” ile “miras” arasında bir bağlantı var mı? Böylelikle genç insanlarımızın hayal güçlerini yükseltelim ve onlara pozitif sürprizler ortaya koyabilelim. Bu şekilde etkili ve cazip bir dünya inşa etmelerine yardımcı olmuş oluruz. Kanaatim odur ki bunun gerçekleşmesi mümkündür. Mevcut reform bankalarının, intihardan uzaklaştıran ve iyi olana ve hayra yönlendiren projeleri var. Bunlar boş temenniler değildir. Bilakis bizleri harekete geçirecek büyük fikirlerin, gençlerimizin etrafında dönecekleri cazibe merkezlerinin olması için bir çağrıdır. İşte o zaman gençlerimiz yeni şeyler oraya koyacak, yaratıcılıklarını göstereceklerdir. İşte asıl mesele budur!