Gerçek vatandaşlığın anlamı

Tunus’taki Nahda Hareketi Partisi, Yahudi ve Tunus vatandaşı olan Simon Selame’yi gelecek belediye seçimlerinde Nahda Hareketi’nden aday gösterdi. Nahda Hareketi Partisi’ndeki liderler, bu adımı Nahda’nın bir açılımı olarak ileri sürdü. Başkaları ise bu gelişmeyi gelecek belediye seçimlerini kazanma

Tunus’taki Nahda Hareketi Partisi, Yahudi ve Tunus vatandaşı olan Simon Selame’yi gelecek belediye seçimlerinde Nahda Hareketi’nden aday gösterdi.

Nahda Hareketi Partisi’ndeki liderler, bu adımı Nahda’nın bir açılımı olarak ileri sürdü. Başkaları ise bu gelişmeyi gelecek belediye seçimlerini kazanmak maksadıyla daha fazla seçmen kazanmak için siyasi bir manevradan ibaret olduğunu düşünüyor.

Bu adım, halkın isteklerine hizmet etmeye ve yetkinlik ilkelerine yoğunlaştığı ölçüde dini kimliğin önemli olmadığı vatandaşlık kavramının somutlaşmış halidir.

Nahda Hareketi Partisi, cesur bir karar aldı. Bölgenin mezhepsel ve kabilesel kanlı anlaşmazlıklara şahit olduğu bir ortamda bizim tarihi uzlaşmalara ihtiyacımız var. Bu, Tunus’un benimsediği demokratik yöntemin hakiki vatandaşlık kavramını vurgulamak için doğru bir yöntem olduğunu ifade etmektedir.

Nahda Haraketi Partisi’nin hedeflediği şey, Tunus’un kültürel açıdan Batı’dan farklı olmasına rağmen Arap kimliğine sahip Tunus’un Batı’nın demokratik modelini benimseyen ilk Arap devleti olacağını teyit etmektir.

Her şeyden önce Nahda’nın Tunus’ta istediği şey, tarihi girdaptan çıkmak için yaygın olan İslami Arap düşüncesini yeniden gözden geçirmek ve diğer taraftan ülkeyi kalkınmaya ve gelişmeye götürmesi gereken kurumlara dayalı hukuk devletini inşa etmektir.

Tunus’un demokrasi tecrübesi, neden diğer Arap ülkelerinden farklılık gösterdi? Müslüman Kardeşler’in (İhvan) bir kolu olan Nahda Hareketi Partisi, neden diğer İslami partilerden farklılık arz etti?

Tunus’u diğer Arap kardeşlerinden farklı kılan birçok sebep bulunmaktadır. Tunus’un Avrupa kıtasına yakın coğrafi konumu, merhum Devlet Başkanı Habib Burgiba döneminde sivil demokratik açılımın uzun tarihi, Fransa’ya karşı kanlı olmayan mücadelesi ve bağımsızlığın başlangıcından beri kadın ve erkek arasında adalet ve eşitlik kavramını benimsemesi, sivil örgütlerin özellikle de kadın örgütlerinin rolünü sağlamlaştırdı. Öyle ki Tunus kadını, küçümsenmemesi gereken bir güç haline geldi.

Tunus tecrübesi ve Tunus’un vatandaşlık kavramını pekiştirmesi, siyasi yönetim ve hâkim parti meselesi ya da muhalefet içerisindeki bir mesele değildir. Tunus tecrübesi, sorunun siyasi yönetimle ilgili olmadığını aksine sivil toplumla bağlantılı olduğunu dile getiriyor.

Ülkelerimizde demokrasiyi sağlamlaştırma konusunda başarısız Arap deneyimleri oldu. Adalet, eşitlik, vatandaşlık kavramını pekiştirme, ötekine saygı ve katılımcılık meselelerine önem atfetmeyen devletler ve halklar, istikrara kavuşamayacaklardır. Çünkü bu devletler bağımsızlıklarına kavuştuklarından beri söz konusu devletlerdeki kurumlar,  kanun devleti kavramına ve farklılık mefhumunu pekiştiren ve bu mefhuma saygı gösteren yücelik düşüncesine dayanmamaktadır.

Araplar olarak vurgulamamız gereken mesele şudur; Çıkarlarımız ortak ve vatandaşlar da kanun önünde eşit olduğu zaman Sünni, Şii, Hıristiyan, Yahudi ve diğer azınlıklar arasında hiçbir fark yoktur. Bunların hepsi de insani kavramlarla bağlantılıdır. Her bir taraf, çıkarlarının karşı tarafta mevcut olduğunu bildiği zaman ötekiyle tolerans, sevgi ve saygı içerisinde yaşayacaktır. Demokratik özgür dünyada mevcut olan şey de budur.

Siyonist devletin (İsrail) 1948 yılından beri İsrail’de ikamet eden Filistinli Araplara seçimlerde oy kullanmalarına izin vermesi ilginç paradokslardan birisidir. Filistinli Arapların İsrail Parlamentosu’na (Knesset) milletvekili gönderdiği çeşitliği Arap partileri var.

Bizim hasta Arap gerçeğimizde modern demokrasiler bulunmuyor. Bunun için Tunus tecrübesi, bu gerçeği değiştirmeye yönelik bir girişim olarak geldi.

Yahudi bir vatandaşı aday göstermelerinden dolayı Nahda Hareketi’ndeki yetkililere teşekkür ediyoruz. Nahda Hareketi Partisi’ne olan hayranlığımız artıyor. Çünkü Arap dünyasındaki siyasi İslam hareketlerinin çoğu, dini ve fikri çoğulculuğu reddederek diğerlerini tekfir ediyor. Aksine kendisiyle farklı olan herkese karşı savaş açıyor.

Özgürlük, sevgi, kardeşlik, diyalog ve tolerans kavramlarının toplumumuza ve devletlerimize egemen olma olasılığı var mı?

Arap dünyasında demokrasi tatbik edildiği ve din siyasetten uzaklaştırıldığı zaman bunun gerçekleşmesinin mümkün olacağını açık ve net olarak dile getiriyoruz. Fransız filozof Voltaire’in ifade ettiği gibi aklın değerini yüceltmek, bağnazlıktan uzaklaşmak, her alanda özgürlüğe, özellikle de inanç ve düşünce özgürlüğüne saygı göstermek ve taassubun her şekline karşı durmak suretiyle toplumda dini tolerans gerçekleşecektir.