Guta savaşı: Farklı bir durak
Belki de Guta savaşını, Esed rejimi ve müttefiklerinin Suriyelilere karşı savaşın bir bölümü ve Suriyelileri itaat altına alıp onları rejimin avucuna iade etme girişimi olarak görmek büyük bir yanlıştır. Rejim yanlılarının Guta’yı rejimin kontrolünden çıkan tek bölgeymiş gibi düşünmeleri ve Guta sav
Belki de Guta savaşını, Esed rejimi ve müttefiklerinin Suriyelilere karşı savaşın bir bölümü ve Suriyelileri itaat altına alıp onları rejimin avucuna iade etme girişimi olarak görmek büyük bir yanlıştır. Rejim yanlılarının Guta’yı rejimin kontrolünden çıkan tek bölgeymiş gibi düşünmeleri ve Guta savaşını yüzölçümü ve nüfus bakımından Guta’dan büyük diğer bölgelerde daha sonra tamamlanacak savaşlarla benzerlik gösterdiğini ve burada silahlı muhaliflerden daha büyük güçlerin olduğunu zannetmeleri temel bir hatadır. Bütün bunlar, Guta savaşından daha önemli olan savaşın bölümlerini rejime empoze etmektedir.
Rejimin kontrolünden çıkan bölgeler, 4 kısma ayrılmaktadır:
Birincisi, Der’a ve merkezini oluşturan Güney bölgesidir. Bu bölgedeki çoğunluk, ılımlı silahlı gruplardan müteşekkil ve Esed rejimi ile müttefiklerinin herhangi bir askeri operasyonuna karşı koymak için halk ve askeri savunma ruhuna sahip olmasına rağmen bu bölgenin Ürdün ve İsrail’le bağlantısının olması, söz konusu bölgeyi askeri saldırılardan ve bunun siyasi sonuçlarından etkilenmesine neden oluyor. Bu da Güney bölgesinde cereyan eden savaşı, bölgesel ve uluslararası siyasi uzlaşmaların sonuçlarına mahkûm etmektedir.
Aynı durum, ana merkezini İdlib’in teşkil ettiği Suriye’nin orta ve kuzey bölgesi için de geçerlidir. Bölgedeki kontrol, iki silahlı grubun elindedir. Birisi, Özgür Suriye Ordusu’nun sancağını taşıyan gruplarken diğeri de el-Kaide’ye bağlı Heyet-i Tahrir-i Şam’ın yönettiği örgütlerdir. Her halükarda Türkiye’nin bölgedeki varlığı ise, siyasi ve askeri açıdan kesin etkilere sahiptir. Hatta Türkiye, Fırat Kalkanı ya da Zeytin Dalı Harekâtı çerçevesinde doğrudan birlikleriyle mevcuttur. Bunun için bu bölgede savaş olduğu zaman bölgenin akıbeti, Güney bölgesinin akıbetine benzeyecektir. Aynı zamanda bu bölge, siyasi ve askeri bakımdan Türkiye’nin etkisine ve son derece karışık ilişkilerine bağlı kalacaktır. Özellikle Türkiye, Suriye meselesine aktif bir şekilde müdahalede bulunan Rusya ve ABD ile karışık bir ilişkiye sahiptir.
Üçüncü ve son bölge ise, ABD’nin doğrudan askeri varlığıyla birlikte PYD’nin komutası altında Suriye Demokratik Güçleri’nin(SDG) hâkim olduğu Fırat’ın doğu bölgesidir. Bu bölge de Suriye meselesinin genel çözümü çerçevesinde siyasi ve askeri açıdan ABD’nin tutumuna bağlı olacaktır. Suriye meselesinin çözümünde ABD’nin tutumuna bağlı kalmak, Irak-Türk tarafına bağlı kalmaktan daha az olacaktır.
Dördüncü bölge olarak Doğu Guta ise açık ya da etrafa açılması mümkün diğer üç bölgeden farklı bir özelliğe sahiptir ve burada askeri ve siyasi etkiler bulunmaktadır. Burası, 5 yıldan beri rejim ve müttefiklerinin ablukası altından bulunan kapalı bir bölgedir. Bölgede 400-500 bine ulaşan yoğun bir nüfus bulunmaktadır. Ayrıca burada İslami karaktere rağmen silahlı örgütler yer almaktadır. Bu örgütler, ılımlı oluşumlara daha yakın gruplardır. Bu grupların Suriye’yle ilgili müzakerelerde temsilcileri, saha deneyimi ve güçlü bir halk desteği vardır. Bu da söz konusu grupların rejim ve güçlerini altüst etmelerini, rejim ve müttefiklerinin saldırılarına yıllardır direnmelerini sağladı ve rejime direnme konusunda siyasi ve askeri sembolün temelini oluşturdu. Bütün bunlar, bu bölgenin Suriye meselesinde bölgesel ve uluslararası aktif oyuncuların siyasi ve askeri gelişmeleriyle etkileşim içerisine girmesi için dış etkilerden uzak kalmasına yol açan faktörlerdir. Ayrıca bütün bunlar, rejim ve müttefiklerini diğer cephelerdeki savaşları azaltıp son iki haftada olduğu gibi Guta savaşını bitirmek için güçlerini buraya yoğunlaştırmalarına neden olan etkenlerdir. Rus uçakları, Esed rejimi ve savaşan güçlerin uyguladığı vahşete ve kanlı saldırıya rağmen bunun sonucunda savaşı bitirmenin zor olduğu ortaya çıktı. Bu da Güvenlik Konseyi’nin 30 günlük ateşkes kararı almasını kolaylaştıran faktörler arasında yer almaktadır.
Ateşkes kararının içeriğinden ve rejimin müttefikleri olan Rusların ve İranlıların açıklamalarından da anlaşılacağı üzere savaş devam etmektedir. Hatta ateşkes kararı, savaşın devam etmesine bir nevi meşruluk kazandırdı ve ayrıca sonuna kadar savaşa devam etmek, ölüm ve teslim olma teorisi altında Guta’ya hâkim olmak için Guta’dan sivillerin çıkması amacıyla birkaç saatliğine koridor açmak gibi Ruslara siyasi taktikler yapmasına olanak tanıdı. Bu durumda Guta halkı, sonuna kadar savaşmaktan başka bir seçeneğe sahip bulunmuyor. Çünkü Guta halkı, savaşta ölmeyen kimsenin rejimin hapishanelerinde işkence altında öleceğini iyi biliyor.
Velhasıl Esed rejimi ve müttefiklerinin Guta’ya yönelik savaşı, Batı Halep’e karşı yürütülen savaş deneyimine göre yapılıyor ki bu savaş sonucunda Batı Halep’in sakinlerinden birçok insan katledildi ve sağ kalanlar da yerinden yurdundan edildi. Bu son durum, Guta savaşında mevcut değildir. Bunun mümkün olduğu söylense bile uygulamak için ne bir mekanizma ne de bir garanti var. Daha da önemlisi şu ki Guta halkı, Batı Halep çizgisinde yürümemeye karar verdi. Bütün bunlar, dünyanın gözü önünde Guta halkının kapsamlı bir soykırıma maruz kalmaması için kamuoyu ve Suriye meselesine müdahale eden güçlerin önüne konulan gerçeklerdir.