Hangi Lübnan’ı koruyoruz?
Başbakan Saad Hariri’nin sadece istifasından dönmesiyle Lübnan’ın, Riyad’da istifasını ilan ettiği gün olan 4 Kasım 2017’den öncesine döndüğüne inanmak saflık olur. Bu şekilde inanmak, istifanın bizzat kendisinin bir kriz olduğunu ve istifaya yol açan sürekli bir ulusal krizin ifadesi ol
Başbakan Saad Hariri’nin sadece istifasından dönmesiyle Lübnan’ın, Riyad’da istifasını ilan ettiği gün olan 4 Kasım 2017’den öncesine döndüğüne inanmak saflık olur.
Bu şekilde inanmak, istifanın bizzat kendisinin bir kriz olduğunu ve istifaya yol açan sürekli bir ulusal krizin ifadesi olmadığını varsaymamızı gerektiriyor. Dolayısıyla da krizin konusunu bir vatan ve dünya ile ilişkileri bağlamında Lübnan değil de Hariri’nin siyasi ve manevi şahsiyeti olarak kabul etmiş oluruz.
Bu durumda, Bakanlar Kurulu tarafından yayınlanan ve “Lübnan hükümeti tüm siyasi kurumlarıyla, bütün çatışmalar, savaşlar ve mücadelelerden veya Arap devletlerinin iç işlerine karışmaktan kendini uzak tutacaktır” kararı bağlamında benimsenen “Kendini çatışmalardan uzak tutma kararı” nı sadece krizden çıkmaya yönelik yazılı bir metne dönüştürmüş oluruz. Bu da krizin bitmediği ve yeni bir döneme girilmediği anlamına gelir.
Peki, o zaman, almış olduğunuz bu karar, daha önceden farklı şekillerde ifade edilen ve Hizbullah’ın uymadığı kararlar gibi olmayacak mı? 1559 nolu karardan başlayarak 1701 nolu karara kadar ve Lübnan için Özel Mahkemenin kurulması kararını da içeren uluslararası kararları ve bunlara ilave olarak düzinelerce bildiri, deklarasyon, siyasi kararlar ve anlaşma metinlerini hatırlıyor muyuz? Deklare edilen bu on maddenin, Hizbullah’la alakalı sorunların asgari sonuçlarından koruyacak daha önceki sözlerin, bakanlık kararına dönüşmesi şeklinde farzetmek de aynı şekilde saflık olur. Hem de bu meseleyi ele alan daha kesin bildirgeler dahi işe yaramamış iken!
Lübnan’ın ve bölgenin karşı karşıya kaldığı tehlike, İran’ın milisler ve çeteler aracılığıyla oluşturduğu yıkıcı roldür. Bu rol kendini, Lübnanlıların yaptığı uzlaşının ardından, eski Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’in cesedi vesilesiyle ifade etmiştir.
Salih’in, “Veliyyul- Fakih” milislerinin tasfiye ettiği üçüncü Arap cumhurbaşkanı olduğunu fark ettik mi? Saddam Hüseyin, Mehdi Ordusu çetesi tarafından Kurban bayramı sabahı mezhepsel sloganlarla idam edilmedi mi? Iraklıların ve onlarla birlikte bütün dünyanın Saddam’ın Irak sayfasını dürmek ve yeni bir Irak sayfa açmak umuduyla devam ettirdikleri adli süreç yine bu militanlar tarafından heba edilmedi mi? Adam, Lübnan’ın bağımsızlığının dozunu Suriye-İran ekseninde artırmaya hazırlanırken, Tahran’ın tetikçileri Beyrut’un kalbinde Refik el-Hariri’yi öldürmedi mi?
Hariri, Saddam, Salih; üç Arap devlet başkanı. Hemen hemen her şeyleri birbirlerinden ayrılıyor, onları birleştiren tek şey “Veliyyül- Fakih” devletinin finanse ettiği, silahlandırdığı ve eğittiği milisler tarafından acımasızca öldürülen kurbanlar olmalarıdır. Hizbullah’ı kuşatmak ve sınırlandırmak için bölgesel ve uluslararası bir plana, Lübnan yürütme organlarının kararlı tutumları eşlik etmedikçe, bu büyüklükte bir tehlike bakanlık kararıyla halledilemez.
“Kendini çatışmalardan uzak tutma kararının” uygulaması; Lübnan ve Suriye sınırlarında herhangi bir ağır veya orta silah veya savaşçı kaçakçılığını önlemek, Hizbullah’la kuvvetlerini oradan çekmesi için kısa ve sıkı bir zaman çizelgesi konusunda anlaşma sağlamak, bunu mümkün olduğu kadarıyla Lübnan ordu istihbaratının ve uluslararası gözlemcilerin gözetiminde yapmaya çalışmak anlamına geliyor. Yine kendini “çatışmalardan uzak tutma kararının” uygulaması, Refik Hariri Uluslararası Havaalanı ve Beyrut limanı üzerindeki tam Lübnan egemenliğinin yeniden sağlanması ve bu iki yerin Hizbullah ihlallerinden kurtarılması anlamına geliyor. Lübnan’daki siyasi ve güvenlik dengelerinin, hükümetin bunu tek başına gerçekleştirmesine izin vermeyeceği de bilmek gerekir. Bu nedenle; Suudi Arabistan liderliğindeki Arap grubunun Lübnan’dan yana tavır koyması, Fransa ve ABD ile ortaklık yapılması ve böylece uluslararası- bölgesel çerçeve kurulmasına ihtiyaç vardır. Bunu da şehit edilen ve birkaç hafta sonra öldürülmesinin dördüncü yıldönümüne denk gelecek eski Bakan Muhammed Şatah’ın üzerinde çalıştığı parlak projeye dayandırarak yapmak gerekir.
Şatah projesi, VII. Bölüm altındaki BM kararları çerçevesinde Lübnan’dan yana tavır almayı gerektiriyor. Amacı sadece Lübnan’ı bölgenin krizlerinden uzak tutmaya zorlamak değil; bilakis, uluslararası oyuncuları Lübnan’dan yana tavır almaya ve bu ülkenin “vekaleten yürütülen savaşlar” da kullanılmasından imtina etmeye zorlamayı da içermektedir. Bunları manipüle eden ise özel yaptırımlara maruz kalmayı kabullenmiş olmaktadır.
Hariri’nin istifasından birkaç gün sonra ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson tarafından yapılan bir açıklama, Lübnan’ı bu şekilde manipüle etmeye karşı açık bir uyarıda bulundu. Bu uyarıyı, Lübnan ve Arapların menfaatlerini sağlamak için Lübnan’a yönelik uluslararası bir politikaya dönüştürmenin zamanı geldi.
Fransa ve ABD’nin Lübnan ve onun istikrarında stratejik çıkarları olduğu açık. Fransa, “Total” aracılığıyla, İtalya’nın “Eni” ve Rusya’nın “Novatech”’ini kapsayan üçlü bir konsorsiyumun parçası olarak, Lübnan kıyılarında petrol ve gaz arama ruhsatı almakla ilgileniyor.
ABD ve Fransa, Lübnan’ın istikrarı hususunda daha stratejik bir görüşe sahipler. Çünkü Avrupa kapılarındaki en büyük Suriyeli mülteci kampı Lübnan’da bulunmaktadır.
Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası güvenlik mimarisinin üç temel direği olan birlik, barış ve refah, şimdi göç krizleri, ekonomik gerilemeler, bölücü alt kimliklerin yükselişi ve 20. yüzyılın ilk yarısında ikinci dünya savaşını ateşleyen rekabetçi milliyetçiliğin yükselişi ile artık tehdit altındadır.
Bu stratejik tehdit, Lübnan’daki herhangi bir karışıklık neticesinde Suriyeli mültecilerin Akdeniz üzerinden Avrupa’ya harekete geçmesiyle daha da artabilir. Dolayısıyla, Lübnan’ın istikrarını bölgedeki istikrarın bir unsuru haline getirecek hakiki bir Lübnan-Arap uluslararası anlayışa ihtiyaç duyuluyor: İstikrarlı bir Lübnan, bölgesel istikrardır. Lübnan, ya halkı huzur içinde yaşamayı hak eden bir ülke olacak ya da Hiç kimsenin kendini selamette görmeyeceği ve bunun için de çaba harcamayacağı Hizbullah’ın operasyon odasına dönüşecek.