Hizbullah giyotini altındaki Lübnan
Riyad’a düşen Husi-İran füzesi, Suudi Arabistan ve Lübnan arasındaki pamuk ipliğine bağlı son dostane ilişkiyi de koparttı. Riyad, Hizbullah’ın politik muhaliflikten menfi tavırlara dönüşen, menfi tavırlardan da saldırganlığa bürünen tavırlarına uzun süre sabretti. Zira, Lübnanlılar Hizbullah’ın men
Riyad’a düşen Husi-İran füzesi, Suudi Arabistan ve Lübnan arasındaki pamuk ipliğine bağlı son dostane ilişkiyi de koparttı. Riyad, Hizbullah’ın politik muhaliflikten menfi tavırlara dönüşen, menfi tavırlardan da saldırganlığa bürünen tavırlarına uzun süre sabretti. Zira, Lübnanlılar Hizbullah’ın menfi tavırları için uzun süredir ‘Bizi Hizbullah’la bir tutmayın…. Biz de bunu istemiyoruz, ama kendisine de karşı çıkmaya gücümüz yetmiyor’ dedi.
Gerçekten, gerçekleşmesi mümkün olmayan ‘Lübnan Devleti ve devleti kontrol eden İrancı bir partinin birbirlerinden farklı olduğu’ denklemini Suudi Arabistan uzun süre sürdürdü.
Pamuk ipliğine bağlı ilişkilerin kopmaması için başkalarının dayanamadığına Riyad uzun süre dayandı. Hizbullah, Suudi Arabistan topraklarına uyuşturucu kaçakçılığı yaptı. Güvenliğini tehdit eden teröristleri eğitti…
Hizbullah kardeş ve komşu Bahreyn ve Kuveyt’in de istikrarını vurdu, topraklarına füzenin atılması da bardağı taşıran son damla oldu.
O zaman Hizbullah’ın tüm taraflara, özellikle Lübnan’ın tüm renklerine vermek istediği mesajı açıkça belli etti;
Lübnan Devletini Hizbullah’tan farklı olduğunu düşünenler yanlışa düşmüştü, Hizbullah artık devletin kendisi haline gelmişti.
Saad el-Hariri’nin istifasından bir hafta sonraki sessizlik Lübnan’daki durumun efendisi olmayı sürdürüyor. Lübnan’da her gün büyüyen ve ülkeyi bilinmeyen bir kadere sürükleyen Hizbullah’ın silahlanması problemiyle kimse yüzleşmek istemiyor veya yüzleşmeye gücü yetmiyor. Çoğunluk ellerini havaya kaldırmış Hizbullah’a ve silahına teslimiyetlerini ilan etmiş, diğerlerinden de durum önünde teslim olmalarını ve emri vaki politikasına razı olmayı istiyorlar.
Teslimiyetçilerin diğerlerden istediği denklem, siyaset dünyasında hayret verici bir şey…
‘Bırakın Hizbullah istediği gibi size karşı savaş açsın, zinhar cevap vermeyin, zira bizim ona karşı gelecek gücümüz de yeteneğimiz de yok!’
Bunu söyleyen teslimiyetçi zihniyet aynı cümleyi tekrar etmekte de beis görmez: ‘Lübnan ile Hizbullah farklı, farkı bilin ve uygulayın’.
Gerçekler bu politikanın geçerliliğini yitirdiğini gösteriyor, artık bu politikayla uğraşılamaz. Bundan dolayı, Hizbullah’ın kontrol ettiği Lübnan’dan zarar gören ülkeler milli güvenliklerini sağlamak amacıyla bir takım yaptırımlar uygulamaya mecbur kaldı.
Bu yaptırımları ister ambargo olarak yorumlayın, ister on yıllarca süren ekonomik nemalanmayı durdurma deyin.
Önemli olan şu; Lübnan’ın taraf olduğu ve Suudi Arabistan’ı hedef alan saldırganlığının bedeli ödenmelidir zira, Suudi Arabistan Lübnan Devletinin Hizbullah elinde bir tehdit aracına dönüşmesini kabul etmemektedir.
Lübnan’ın güvenliğine ve Lübnan’a olan desteğine önem veren Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, Hizbullah’ın uygulamaları karşısında uzun süredir serinkanlı bir politika uyguladı.
Ancak kimse şu soruyu sormuyor: Lübnan, Suudi Arabistan ve Körfez’in güvenliğini umursuyor mu? Maalesef, cevap açık ve iç karartıcı. Suudi Arabistan Krallığı 25 yılda Lübnan’ı doğrudan veya dolaylı olarak 70 milyar dolarla destekledi. Suudi Arabistan’da 350 bin Lübnanlı çalışıyor. Lübnanlı gurbetçi iş adamlarının yarısı Suudi Arabistan’da bulunuyor.
Suudi Arabistan’da Lübnanlılara ait işletmelerin değeri yaklaşık 125 milyar dolardır.
Suudi Arabistan Lübnan’ı desteklerken Lübnan Ordusu gibi legal kurumlara destek veriyor, İran ise yılda iki yüz milyon dolar Hizbullah’a veriyor!
Riyad, Lübnan Merkez Bankası’na veya diğer bankalara finansal mevduat yatırıyor ve sonuçta Lübnan ekonomisinin çok fazla bağımlı olduğu Suudi Arabistan için ayrı bir muamele almak yerine, birilerinin etkisiyle, Lübnan hükümeti Suudi Arabistan’a düşman kesiliyor.
Suudi Arabistan’dan kendisine karşı savaş ilan eden Hizbullah’a karşı sessiz kalması istenebilir mi? Kesinlikle, diğer teslim olduğu gibi Suudi Arabistan teslim olmayacak ve Hizbullah’ın düşmanlığına göz yummayacak!
Bundan sonra Suudi Arabistan gerçekleşmesi mümkün olmayan devlet ile milis parti arasındaki ayrımı bir daha asla yapmayacak.
Hariri’nin istifası, problemin kaynağı değil, tam tersine, uzun süren birikimin sonucuydu ve geleneksel olmayan bir soruna geleneksel çözüm aramanın imkansızlığının doğurduğu sonuçtu.
Peki çözüm nedir? Suudi Arabistan, Lübnan devletinin şemsiyesi altındaki Hizbullah’ın savaşına tahammülü kalmadı.
Top artık devletinin çıkarlarının hangi tarafta olduğunu bilen Lübnanlı güçlerin sahasında.
Hariri’nin istifası ve daha sonra da Suudi duruşu Hizbullah tarafından çalınmış devletin sularına bir taş atılmışcasına dalgalar üretti.
Bizce, Lübnan’da 29 yıl kontrolü sağlayan Hafız Esed’in ordusunu çıkarmayı başaranlar aynı şeyi de Lübnan’ı işgal eden milislere de yapabilir.
Artık Lübnan’ın iradesi Lübnanlıların elinde olmalı, Lübnanlılar emri vakilere mecbur edilmemeli.