Hizbullah’ın orduya karşı zafer kazanmasına müsaade etmeyin
Lübnan ordusunun Arsal operasyonundaki başarısıyla ilgili yapılacak ulusal kutlamanın ertelenmesi -ki kutlamanın başkent Beyrut’ta Şehitler Meydanı’nda 14 Eylül’de yapılması öngörülüyordu- orduya, hayatını kaybedenlere, şehitlerin kanlarına, yaralılara ve yaralıların acılarına, şehit ail
Lübnan ordusunun Arsal operasyonundaki başarısıyla ilgili yapılacak ulusal kutlamanın ertelenmesi -ki kutlamanın başkent Beyrut’ta Şehitler Meydanı’nda 14 Eylül’de yapılması öngörülüyordu- orduya, hayatını kaybedenlere, şehitlerin kanlarına, yaralılara ve yaralıların acılarına, şehit ailelerine ve Lübnanlılara bir hakarettir.
Siyasette bu erteleme kararı, Hizbullah ile Lübnan Ordusu arasında gelişmekte olan çekişmenin yeni bir bölümünü teşkil ediyor.
Lübnan’ın doğusundaki dağlarda eşzamanlı olarak yapılan operasyonlara Hizbullah milisleri de katıldı mı yoksa Baalbek ve el Kaa’da sadece Lübnan ordusu mu vardı?
Hasan Nasrallah, “Ordu, Halk ve Direniş” arasındaki ortaklık denklemini ısrarla anmaya devam etti ve bütün başarıları, bu denkleme bağladı.
Hasan Nasrallah, Baalbek’te yaptığı zafer konuşmasını, “Vatanın zayıfladığı, halkın küçümsendiği zamanlar ve vatanımıza saldırı dönemleri bitti. Bu zamanlar, ordu, halk ve direniş üçlüsündeki altın denklemle sona erdi” diyerek bitirdi.
Nasralah’ın bu ısrarı, üçlü denkleme ulusal ve siyasi desteğin zayıf olduğunu yansıtıyor. Bu, Lübnanlıların milli ordularının becerilerini geliştirmeyi araştırdığı bir ortamda, sürekli artan bir zaafiyettir. Nasrallah’ın söylediği şeyler, savaş meydanından dönerken uğradığı bütün kasaba ve şehirlerde orduyla tesadüfen karşılaşmasından ibarettir. Lübnan kamuoyunda genelde asker-halk dayanışmasını gösteren fotoğrafların paylaşılması devletin potansiyeline ve gücüne özlem duyulduğuna işarettir. Hizbullah, ise bu özlemin gölgesinde kaldı. Çünkü Hizbullah, desteği kendi destekçilerinin sınırları ötesine geçmeden başarısını ve şehitlerini anıyor.
Buna karşılık Hizbullah, üçlü denklem şarkısını söylemeye devam ediyor. Baalbek ve el Kaa’daki savaş meydanlarında özellikle de son bölümde söz konusu denklemin bir katkısı yoktu. Bu denklem devletin söylemlerinde tamamen kayboldu. Resmi zafer konuşmasında Cumhurbaşkanı Mişel Avn, direnişe herhangi bir atıfta bulunmaksızın, “Lübnan’ın teröre karşı zaferini ilan ediyorum ve bu başarıyı, ordu ve güvenlik güçleriyle gurur duyan bütün Lübnanlılara ithaf ediyorum” dedi. Diğer yandan ordu komutanı, Savunma Bakanlığı’nda DEAŞ’ın elinden alınan şehitlerin cesetleri ile ilgili yapılan görkemli törende, Lübnan topraklarının birliğini, ordu ve şehitlerin muhafaza ettiğini dile getirdi. En önemlisi de ordu komutanı, gelecekte ülkenin güvenliğiyle oynamaya, egemenliğine saldırmaya veya halkın arasındaki barış ve ortak yaşam iradesine halel getirmeye çalışan herkese, ordunun tepkisinin aynı olacağını vurguladı.
Hizbullah’ın tarihe karışan denklem konusunda ısrar etmesi ve 1990’dan bu yana yeni dönemin başladığını deklare eden Ordunun açıklamaları arasında artan çelişkiler, şayet halk kutlaması Şehitler Meydanında yapılsaydı daha net bir şekilde görülecekti.
Cumhurbaşkanı ve kendisine yakın kesimler, Hizbullah’ın itirazlarıyla ilgili haberler çıkmadan önce kutlamaların olacağını duyurmuş ve şehitler için cenaze merasimi yapılacağına işaret etmişlerdi. Resmi tören Savunma Bakanlığı’nda olacaktı. Ardından siyasetçilerle birlikte kutlama işlemi gerçekleşecekti ve sonra da cenaze merasimi düzenlenecekti. Çok geçmeden bu konu tedavülden kaldırıldı. Kutlamanın düzenleneceği yere kurulan platformlar, lojistik sebeplerden dolayı kutlamanın ertelendiğini gerekçesiyle sökülmeye başlandı. Bu gerekçe kimseyi ikna etmiş gibi gözükmüyor.
Baalbek kutlaması için toplanan Hizbullah, bunun direniş için bir referandum olduğu söylentisini yaydı. Kutlama, Hizbullah’ın önceki kutlamalarına nazaran çok fazla öneme sahip değildi. Ancak eğer Şehitler Meydanı’ndaki kutlama gerçekleşseydi, insanların devlete ve orduya eğilimlerini ve ortağı olmayan tek bir otorite konusunda beklentilerini gösteren ciddi bir referandum olacaktı.
Menfur Mayıs 2008 olaylarından sonra Hizbullah milletvekili Nevvaf el-Musevi -ki ben Hizbullah’ın derin düşüncesinin orduyla ortaklık yalanından hala uzak olduğunu düşünmüyorum- şunları söyledi, “Direnişin ülkeye bağlılığından emin olmadığı kimseler, Lübnan’da herhangi bir güvenlik ya da askeri organın başında olmayacak. Bu bir sözdür. Şu andan itibaren kimseyi aldatmadan açık bir şekilde konuşalım. Biz, Lübnan’da bizi arkamızdan hançerleyecek güvenlik ya da askeri bir yapının kurulmasına izin vermeyeceğiz”
Açıkçası Hizbullah, Lübnan’da zayıf bir ordu, zayıf bir güvenlik ve zayıf bir istihbarat gücünün olmasını istiyor.
Lübnan’da askeri ve güvenlik kurumlarımızda devletin meşruluğu ve meşrutiyeti konusunda mücadeleye ve devlete alternatif bir gücü engellemeye devam edecek yeni Visam el Hasan ve Fransua el Hac’ların yetişmesini istemeyen kimseler var. İşte asıl savaş burada dönüyor.