Husilerin savaş suçlarını özetleyen yanmış bir bedenin hikayesi

Feri kaçmış bir çift göz, güçsüz düşmüş bir kalp ve titrek bir dil… Münir’e kalan hepi topu bunlar. Bedeninin dörtte biri ateş suyu ile yanmış; kafa derisi yüzülmüş; ayakları çiviler ve kesici aletlerin acısı ile mühürlenmiş. Sigara izmariti ve elektrik şoku ile gerçekleştirilen işkencelerden arda k

Husilerin savaş suçlarını özetleyen yanmış bir bedenin hikayesi

Feri kaçmış bir çift göz, güçsüz düşmüş bir kalp ve titrek bir dil… Münir’e kalan hepi topu bunlar. Bedeninin dörtte biri ateş suyu ile yanmış; kafa derisi yüzülmüş; ayakları çiviler ve kesici aletlerin acısı ile mühürlenmiş. Sigara izmariti ve elektrik şoku ile gerçekleştirilen işkencelerden arda kalan sayısız yara izi ve bir de Husi milislerin suçlarının içine işlendiği bir kalbin zayıf atan nabzı.

Ne tıbbî laboratuar teknisyeni olan Münir el-Şarki ne de arkadaşları, onun bir gün Husi milislerin vahşetine maruz kalacaklarını biliyordu. Tıpkı babasının, kardeşinin ve diğer akrabalarının, Zamar eyaletinin batısına düşen köyünün yer aldığı Vosab el-Ali dağlarının dayanıklılığına sahip bu mücadeleci gencin bir gün Husilerin çirkinliğini ve insani değerlerden ayrılmalarını gözler önüne seren trajik bir duruma düşeceğini bilmediği gibi.

Şarku’l Avsat’a yaptıkları konuşmalarda ifade ettikleri üzere huzurlu köy halkı, ilk anda Husi milislerin sadağında kin, kötülük ve nefret taşıdığını düşünmemiş. Onları Münir el-Şarki’yi bu durumdan kurtarmaya iten şey, sosyal paylaşım ağlarında dolaşan ilk görüntüler olmuş.

Şarku’l Avsat’ın tanıklıklarını dinlemek için iletişime geçtiği köylülerden biri olan H. N.’nin ifadesi şu şekilde: “Husilerin işlediği bu suç, daha önce benzerine rastlamadığımız bir şey. Onlar tam bir insan canavarı. Ne kalpleri var ne duyguları. Münir’in kimseye bir düşmanlığı yoktu. O, mücadele eden gayretli genç bir adam örneğiydi. Bu örgüt, ahlakî değerlerden de uzaklaşmış. Hatta Yemenlilerce bilinen en basit kahramanlık ve asillik göstergelerinden bile yoksunlar”.

Köy halkına göre hikâye, yaklaşık bir sene önce başladı. Şöyle ki Münir el-Şarki, birden kayboluyor ve ailesi ne ona ulaşabiliyor ne de tuttuğu yolu biliyor. Onun akıbeti hakkında doyurucu cevaplar alınamıyor ve ortalıkta çeşitli söylentiler dolaşıyor. Bununla birlikte ailesinin onun bir gün ortaya çıkacağına dair inancı hiç bitmiyor. Tabi eğer hayatta kalabilmişse. Zira ortada onu sürpriz bir şekilde ortadan kaybolmaya mecbur eden belirgin bir sebep yok.

Daha sonra Münir, yanarak yüzülmüş derisiyle ölümle hayat arasındaki o çizgide görünüp ruhu işkence altında ezilirken köyünün sakinleri ve Münir’in bazı arkadaşlarının aklına, onun nerede olduğu ve bunu ona yapanların insanlık ve merhamet elbisesinden soyunmuş kişiler olabileceği geliyor ve kendilerine sunulan ipin ucunu tutuyorlar.

Münir’in yakınlarına göre tam ismiyle Münir Muhammed Kayid el-Şarki’nin hayatı, tıbbî laboratuar teknisyenliğinden mezun olduktan sonra başkent San’a’da bir yakınına ait olan bir tıbbî klinikte çalışmasıyla başlıyor. Daha sonra şehir hastanelerinden birinde çalışmak için İbb eyaletine taşınıyor. Trajik hikâye tam da bu noktada başlıyor. Husilerin işkence aletlerinin eliyle ruhsuz, gücünü kaybetmiş, kemikleri zayıflamış bir bedene dönüşüp bilincini ve duyarlılığını kaybediyor.

Şarku’l Avsat’ın Münir’in yakınlarından, dostlarından ve Yemenli hukukçulardan dinlediği en yeni anlatı, onun 2017 Haziran’ında kaybolduğu yönünde. Bu tarihte Husi milisler ondan, kendileri birlikte Batı sahil cephesine gelerek resmi güçlerle olan çatışmalar esnasında yaralı düşenleri gözetim altında tutan tıbbî ekiplerin çatısı altında çalışmasını istiyor ancak o, bu teklifi reddediyor. Reddetmesiyle de kayıplar arasında yer alan birkaç meslektaşı ile birlikte esir alınıyor.

Hiç kimse, örgütün kurbanlarını cezalandırma ve işkence etme eylemleri için inşa ettiği yüzlerce hapishane ve tutukevinin arasında onu hangisine götürdüğünü tam olarak bilmiyor. Tüm detayları bilen yalnızca işkencecileri ile cellâtları. O ise halen konuşabilecek durumda değil. Vahşetin hikâyesini yalnızca affedilmez Husi kabahatine tanıklık eden bedeni anlatıyor.

Tam bir yılın ardından bu ay, o vahşi topluluk kendisiyle işini bitirdi, cellâtlar ona işkence etmeye doydu ve onu içeriden öldürme görevini tamamladılar: derisi yüzüldü, kafa derisi asit (ateş suyu) ile yandı. Onu muayene eden doktorlar, ayaklarının kesici aletler ile delindiğini ve bedeninin geri kalanının elektrik şokuna uğradığına dair izlerle dolu olduğunu tespit etti. Ruhu ise bilinç âleminde değil; halen cellâtların gözlerinin derinliklerinde ve her işkence seansından sonra çınlayan kahkahalarında geziniyor ve olağanüstü ve sıra dışı kinlerinin izlerini iyi korumaya çalışır gibi duruyor.

Tanıkların anlatısına göre cellâtlar, gizli tutukevlerinden çıkardıktan sonra kurbanı askerî bir araca taşıdılar ve İbb eyaletinin güneybatı hizasında yer alan Şerab bölgesinde bir sel suyu akıntısına attılar. Yani ölümden kurtarma anının oradan başlaması için ilk ortaya çıktığı zamanda söylendiği gibi Zamar şehrine değil.

Husi zulmü, Münir’in defterini onu öldürerek veya ortadan kaybederek sonsuza kadar da dürebilirdi ancak gözlemcilerin değerlendirmesine göre örgüt, o haldeyken bulunsun diye o yere atmayı uygun gördü. Nitekim bu, tüm muhaliflere yönelmiş açık bir mesaj niteliğinde: Husi efendimizin isteklerine ve sizi mahkûm etmeye veya öldürmeye susamış İran’ın izinden giden yoluna karşı durursanız sizin de sonunuz böyle olur”.

Gözlemcilere göre Husilerin halkı ve eylemcileri korkutmak için benimsediği bu yol, serbest bıraktıkları birçok kurbana yaptıkları ile de örtüşüyor. Aynı şey, birkaç gün sonra ölmek üzere iken serbest bırakılan aktivist gazeteci Enver el-Rekn’in başına geldiği gibi San’a ve Zamar’da son nefeslerini alıyorlarken serbest bırakılan başka eylemcilerin de başına geldi.

Önceki gün San’a’nın batısındaki Merib şehrinde, tıbbî laboratuar teknisyeni Münir el-Şarki’yi darbeci Husi milisler elinden işkence görmüş bir vaziyetteyken bulan tanıklar, bulunduğu ve ilk yardım müdahalelerinin yapıldığı günden tedavisinin tamamlanması için önce Taiz ardından Merib’e taşınmasına kadar geçen sürecin acı verici detaylarını ortaya çıkardı.

Kurban Münir ve Maarib Valisi Abdurabbihi Miftah’ın katılımıyla düzenlenen basın toplantısında tedaviyi yürüten Doktor Muhammed Fazi, el-Şarki’nin Şerab idaresindeki tıbbî merkeze getirildiğinden bu yana geçirdiği durumdan bahsetti ve şunları söyledi: “Doktor el-Şarki, tıp merkezine getirildiğinde bedeni yanıklarla kaplıydı. Bedeninin çeşitli bölgelerinden ve burnundan duman çıkıyordu. Sırt ve boyun bölgelerindeki doku tamamen yanmıştı. Ayaklarının altında iğne delikleri ve işkence izleri görülüyordu. Manzara oldukça ürkütücü ve acıtıcıydı. Etrafa pis bir koku yayılıyordu. Kötü kokusu ve çirkin görüntüsü yüzünden hastaların merkezden kaçmasından korktum. İlk yardım müdahalelerini yapmak için sterilizatörleri merkez dışında temizlemek zorunda kaldım. Ondan sonra onu içeri aldık ve tedavinin tamamlanması için önce Taiz sonra Merib’e götürülene kadar gerekli müdahaleleri tamamladık”.

Daha sonra Abdurrakib Fazi, Münir’in bulunduğundan bu yana şahit olduklarını anlattı ve milislerin işlediği suçu belgeleyen o anlara ışık tutarak şu ifadeleri kullandı: “Akıntı bölgesinin yakınlarından geçiyordum ve askerlerin bir şeyler fırlattığını gördüm. Ekibin oradan ayrılmasından sonra ne olduğuna bakmak için gittim ve bir insan buldum. Ben öldüğünü sanıyordum ancak fark ettim ki hala nefes alıyor”.

İlk görgü tanığı sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Bir araba durdurdum ve onu Doktor Muhammed Fazi’nin ilk yardım müdahalesi ve temizliğini gerçekleştirdiği tıp merkezine götürdüm. Tanınmayan bir kişi olduğu için görüntülerini sosyal medya yoluyla yaymak zorunda kaldık. Hani belki onu tanıyan birileri çıkar diye. Nitekim başarılı da olduk. Kardeşi benimle iletişime geçti ve yanımıza geldi. Ondan sonra durumuna açıklık getirmek ve tedavi için büyük hastanelerden birine nakletmenin yollarını aramak için bazı hukukçularla işbirliği yaptık”.

Basın toplantısında konuşan bir diğer isim olan Münir’in kardeşi, kardeşinin resmini sosyal medyada nasıl tanıdığından ve kardeşinin maruz kaldığı bu vahşi işkenceden ötürü kendisinin ve tüm ailesinin ilk anda uğradığı şoktan bahsetti.

Münir’in olayı gündeme oturduktan sonra Husi grubu, belki de işlediği suçun büyüklüğünü anladığı için suçunu örtbas etmeye çalıştı ve Münir’in babası ile akrabalarına örgütün sözcülüğünü yapan alMasirah kanalına açıklama yapması için baskı uyguladı. İstedikleri ise örgütün çocuklarını kaçırıp işkence yaptığının yalanlanması ve onun psikolojik bir rahatsızlıktan ötürü kendini yakmaya çalıştığının iddia edilmesiydi. Münir’in kardeşi ve Vusab el-Ali idaresindeki köyünün halkının da ifadeleri bu yönde.

İnsanlığa karşı işlenmiş en çirkin milis suçlarından birine şahit olan Münir el-Şarki, bu ayın ortalarında gerekli tedaviler için Merib hastanesine nakledildi. Orada kendisine özel bir oda ayrıldı. Davası da resmi ve hukuki ilginin himayesinde ufukta kanat açtı.

Maarib Hastanesi Genel Müdürü Doktor Muhammed el-Kubati, ifadesinde şu sözlere yer verdi: “Münir, Merib hastanesine getirildiğinde ikinci ve üçüncü derece yanıklarla savaşıyordu. Bunun yanı sıra vücudunun yüzde 25’inin asidik yanmaya uğramış olması muhtemeldi. Yanık bölgelerin bir kısmı da ölüm vaziyette idi. El-şarki, ciddi bir kurulukla başa çıkmaya çalışıyor. Bu da milislerin onu en basit beslenme türlerinden bile mahrum bıraktığının göstergesi. Tıbbî birkaç kontrolden sonra protein ve tuzların oldukça düşük olduğu tespit edildi. Bu da hastanın birkaç gün ihmal edildiği anlamına gelir”.

Maarib hastanesinin başhekimi, kurbanın sağlık durumunun ‘vahşi bir işkenceye maruz kaldığını doğruladığına ve odaklanma ve etrafına karşı duyarlı olma yetisini kaybettiğine’ karar verdi ve şöyle dedi: “Şu an Yemen dışında tam teşekküllü merkezlerde ameliyat yapılmasına ve bedeninin yenilenerek psikolojik olarak iyileştirilmesine ihtiyacı var”.

El-Kubati’nin önceki açıklamalarına göre, Münir el-Şarki’nin yakın zamanda yurtdışında nitelikli bir tıp merkezine nakledilmesine karar verilmiş ve masrafları da Kral Selman İnsani Yardım Merkezi üstlenmiş. Yemenli hukukçuların Şarku’l Avsat’a söylediği üzere onun hikâyesi, Husi milislerin hapishanelerinde tutuklu bulunan ve şimdiye kadar kurtarılamayan binlerce kişi hakkında uyguladığı zalim yöntemine bir delil olarak kalacak.