İdlib: Hikâyenin aslı ve sonu
Kuzey Suriye’de yer alan, Türkiye ile uzun bir sınırı bulunan (yaklaşık 130 km) ve kayda değer bir nüfus yoğunluğuna sahip olan İdlib’te sürgünler ve sığınmalar ciddi oranda artış gösterdi. Yapılan son değerlendirmelere göre sayı bugün yaklaşık 4 milyona ulaştı. Belki de bu Suriye trajedisinin son p
Kuzey Suriye’de yer alan, Türkiye ile uzun bir sınırı bulunan (yaklaşık 130 km) ve kayda değer bir nüfus yoğunluğuna sahip olan İdlib’te sürgünler ve sığınmalar ciddi oranda artış gösterdi. Yapılan son değerlendirmelere göre sayı bugün yaklaşık 4 milyona ulaştı. Belki de bu Suriye trajedisinin son perdesidir…
İran, Rusya ve Beşşar’a bağlı güçlerin senelerdir silahlı Müslüman grupları bir araya getirme yolunu izlediği herkesin malumu. Nusra başta olmak üzere el-Kaide ve Türkiye’ye bağlı diğerlerini Suriye’nin merkezinden, kuzeyinden ve güneyinden uzak kuzey sınırlarına, İdlib’e doğru topladılar. Herkes bunun radikal koyunları politik oyunların mezbahasında boğazlamanın bir hazırlığı olduğunun farkındaydı. Bu oyuna Türkiye de İran’ın katıldığı ölçüde dâhil oldu. Elbette Rusya da işin başındaydı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İdlib’de bir trajedi ve ‘pervasız bir saldırı’ yaşanacağı yönündeki uyarıları ve tehditleri, Astana üçlüsünün, yani Moskova, Ankara ve Tahran ile Beşşar rejiminin imzaladığı anlaşmaları değiştirmeyecek. Hatta İdlib’e yönelik büyük saldırıyı başlatmak için önümüzdeki cuma günü bir araya gelecekler.
Peki, meseleyi daha anlaşılır kılalım. Evet, Cülani ve ona bağlı olanlar, kendilerine karşı savaş açılmasını ve yok edilmeyi hak ediyorlar. Her tekfirci terörist gibi DEAŞ, Husiler, Iraklı Asaib-i Ehl-i Hak ve Lübnanlı Hizbullah gibi…
Bu topraklar ve Suriye, Cülani, Nusra, DEAŞ ve benzerlerinin yokluğunda daha iyi bir durumda olacak. Ancak İdlib’e yönelik kararlaştırılan saldırı sorunu kökten çözecek mi? Cülani, Adnani ve bunlar gibi hastalıklı diğer oluşumların doğuşunu engelleyebilecek mi? Bu başka bir konu. İdlib’e dönelim…
Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye’nin kuzeyindeki İdlib’de ‘sonu gelmeyen’ mevcut duruma tahammül edemeyeceklerini belirtti.
Fransız Dışişleri Bakanı Jean Yves Le Drian da İdlib’deki durumu ‘saatli bombaya’ benzetti ve diğer Avrupalılar gibi Beşşar’ın kimyasal kullanımına karşı Batı’nın göstereceği tepki konusunda uyardı. Beşşar’ın Dışişleri Bakan Vekili Faysal Mikdad’ı, Beşşar’ı Azadiya uydusu konusunda ikna etmesi için de şunları söyledi: Neden onu kullanıyoruz ki? Sıradan silahlar yeterli!
Türkiye’de Anadolu Ajansı’nın (Resmi haber ajansı) bir haberinde İdlib’de egemen olan güçlerin haritası verildi. Buna göre İdlib’de iki güç var: Türkiye’nin memnun olduğu bir grup ve Ankara’nın artık memnun olmadığı diğer bir grup; yani Cülani Cemaati.
AA’nın ‘Ulusal Kurtuluş Cephesi’ olarak isimlendirdiği ilk grubun yaklaşık 70 bin savaşçısı var ve bu haliyle Suriye rejimine muhalif en güçlü grup.
İkinci grup, yani Cülani’nin (AA’nın bildirdiğine göre BM’nin terörist listesine dâhil ettiği!) Şam Kurtuluş Heyeti ise 25 bin savaşçıya sahip ve Türkiye ile sınır olan Babu’l-Hava geçidini elinde tutuyor.
Rusların tutumunda, yani kendini gizleyerek uluslararası yetkilendirme ile yürüttüğü Rus tarzı savaşta, İran’ın ve hatta sevilen (!) Türkiye’nin tavrında şaşılacak bir şey yok. Suriye sakinlerine, göçmenlere ve kamplardakilere selam olsun.