İhvan ve İran’a tehdit

Veliaht Prens Muhammed b. Selman’ın Amerikan kanalı CBS’in meşhur programı “60 Minutes” programındaki konuşması, Suudi Arabistan’ın İran konusundaki tutumuna işaret eden küçük bir kesitiyle büyük gürültü kopardı. Üstelik program tam olarak yayınlanmamıştı. Burada Veliaht Prens, İran’ın d

Veliaht Prens Muhammed b. Selman’ın Amerikan kanalı CBS’in meşhur programı “60 Minutes” programındaki konuşması, Suudi Arabistan’ın İran konusundaki tutumuna işaret eden küçük bir kesitiyle büyük gürültü kopardı. Üstelik program tam olarak yayınlanmamıştı. Burada Veliaht Prens, İran’ın dini liderini ırkçı düşüncelerini yaymak için Avrupa’ya uzanmayı arzu eden ve bunun uğrunda dört yıl süren şiddetli askeri bir savaş veren Nazi Hitler’ine benzetiyor. Bu noktada İranlılar görüşmenin tamamının yayınlanmasını beklemeden Dışişleri Sözcüsü Behram Kasımi yoluyla değerlendirmede bulundu ve Veliaht Prens’in kaba ve sahtekâr olduğunu iddia etti. Suudi Veliaht Prens bu benzetmeyi ilk kez geçtiğimiz Kasım ayında New York Times gazetesine verdiği bir röportajda dile getirmişti. İran da hemen bu sözün uluslararası arenada doğruluğu olmadığı yorumunu yapmıştı.

Görüşmenin tamamı iki gece önce yayınlandı ve İran ve nükleer anlaşmayı güç bir duruma soktu. Yeni Hitler devleti ya nükleere sahip olmayacak ya da Suudi Arabistan’ı buna sahip olmaya mecbur edecek. Gerçek şu ki enerji ve tıp amaçlı barışçıl bir nükleer programın altyapısı herhangi bir nükleer silahlanma programının temelidir. Çünkü altyapının kullanılabilirliği, uranyum verimliliğini artıran yani saflaştırarak sarı kekiye ulaştıran yüksek hızlı santrifüjler kullanmak gibi sadece birkaç ay sürecek ek adımları gerektiren askeri bir projeye dönüşmesi anlamına gelir. Bölgenin nükleer silahlanma yarışına girmemesi için özellikle Amerika ve Avrupa için en kolay yol, nükleer anlaşmanın eksiklikleri ile başa çıkması ve bölgeyi tahrip eden İran’ın yayılmacılığını kuşatmasıdır.

İran iki bakımdan endişeli. İlki, Veliaht Prens’in görüşmesinden duyduğuma göre Prens, bugün Amerika Başkanı Donald Trump ile müzakere masasında ayrıntılı bir tartışma gerçekleştirecek. İranlıların gözünde bu iki şahsiyet, İran’ın mevcut rejimi için en tehlikeli figürler. Zira bu ikisi bölgesel ve uluslararası planda en güçlü iki aktör. Öte yandan İran’ın kendisi içeride hala, bir anda sokağa dökülmeye hazır isyancılar ve gösterilerin yeniden başlamasından ötürü sıkıntı çekiyor. Hizbullah milisleri, Husiler ve Irak’taki diğerlerinin dışarıdaki çatışmalarının içeride sebep olduğu korkulardan ötürü Velayet-i Fakih rejiminin bugün baskı tehdidine maruz kaldığı göz önünde bulundurulursa Washington’da elde edilecek her şey içeriye olumsuz olarak yansıyacak.

Suudi Veliaht Prens’in bir diğer tehdidi, ülkesinde İhvan-ı Müslimin’in kökünü kazıyacağına dairdi. Bu, siyasi iradeden çıkan ilk net tehdit. Çünkü artık terör örgütü sınıflandırmasında değil listesinde yer alıyor. Bu tehdit, ‘Arap’ kanalıyla yapılan bir röportajda Veliaht Prens’in küçümseyici bir üslupla ‘İhvancı’ isimlendirmesini iki kez tekrar ettiği grubun eğitimden ve diğer alanlardan atılmasını içeriyor.

İhvan cemaati bugün şu şekilde nitelenebilir: Mısır’da geri çekilenler, Suudi Arabistan’da susanlar, Türkiye’ye kaçanlar. Bununla birlikte hala özellikle kemikleşmiş ve onlarca yıldır Körfez’de onları etkin kılan eğitim alanında derinlere nüfuz etmeye çalışan kökleri mevcut.

Cemaatin bazı üyeleri ve destekçileri Suudi Arabistan, Kuveyt ve BAE gibi Körfez ülkelerinde baskı ile karşılaştıktan sonra Türkiye’ye kaçtılar.

O İhvancılar ki Doha’nın emlak satışında onlara akıttığı paralardan kazanç elde eden Türkiye’ye kaçtılar.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yurt içinde yaptığı birçok konuşmasında İhvan’ın Rabia Meydanı’ndaki direnişini hatırlatarak Rabia işareti yapmayı hiç ihmal etmiyor.

Hem de konuşmanın konusu ile Rabia ve İhvan’ın hiç alakası olmamasına rağmen!

Erdoğan’ın bu tutumu, Türkiye’nin Arap dünyasına karşı kendisine kaçan İhvan’ın paralı askerlerini kucaklamaya devam edeceği mesajını içeriyor.

Garip olan çoğunluğu genç olan Türk halkı ne İhvan cemaatini tanıyor ne de onun fikri ve ideolojik yöntemini.

Viyana’ya gelen büyük bir Türk cemaatinin içinden görüştüğüm bir Türk genci de bana bu şekilde söylemişti.

Türkiye’de İhvan-ı Müslimin cemaatini gözetmede rol sahibi olanlar var ve genel olarak dini tüm yasakları kanunen mübah gören laik bir devletin Mısır ve Körfez’deki rejimlere yönelik terör faaliyetinde bulunmanın yanı sıra Arap bölgesinde milliyetçi özlemlere sahip olan İslamcı bir cemaati tam olarak İran’ın yaptığı gibi korumasının hiçbir gerekçesi de olamaz.

Bu durum, Ankara’nın desteklediği savaşçıların Suriye’nin Afrin bölgesinde Türk bayrağını göndere çekmesinde de açık bir şekilde görülmekte.

Bıçağın diğer ucu, DEAŞ terör örgütüne karşı cesurca mücadele edip onları Rakka’daki kalelerinden çıkaran Kürtlere karşı doğruluyor. İhvan uzantılarından ve Türk toplarından şehre yapılan ve aralarında çocuk ve kadınların olduğu yüzlerce sivilin ölmesine ve yüzlercesinin yerinden edilmesine sebep olan saldırılar İran’ın Doğu Guta’da yaptığından farklı değil!

Suriye bugün baskıcı bir rejime karşı ayaklanan bir devrim ülkesi değil Pers ve Türk güçlerinin egemenlik savaşının sahnesi!

Suudi Arabistan’a gelince…

İhvan-ı Müslimin’in tehlikesinin bilincinde olan, onları içeride kuşatarak kökleştikleri eğitim kurumları ve diğer kurumlardaki tarihlerini, açıklamalarını ve duruşlarını gözetim altında tutan bir siyasi yönetimin varlığından ötürü güven içerisinde.

Onlar Veliaht Prens’ten gelen bu tehdidin lafta kalmayarak eyleme geçeceğinin farkındalar. Prens’in dediğini yapan biri olduğunu ve bu saatten sonra önlerinde dindar kisve ile evlerine saklanmaktan ya da önceden yaptıkları gibi ev sahiplerinin emri altında vatansız kaçaklar olarak Ankara veya Doha’ya kaçmaktan başka bir seçenek kalmadığını biliyorlar…