İİT İstanbul Zirvesi’nde, Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olarak tanınması çağrısı
İstanbul’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olağanüstü toplantısı sonuç bildirgesinde, bütün dünya ülkelerine Doğu Kudüs’ü Filistin’in Başkenti olarak tanıma çağrısı yapıldı. Ortadoğu’da iki devletli çözüm temelinde barışın sağlanması için müzakerelerin sürdürülmesi gerektiğinin vurguland
İstanbul’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olağanüstü toplantısı sonuç bildirgesinde, bütün dünya ülkelerine Doğu Kudüs’ü Filistin’in Başkenti olarak tanıma çağrısı yapıldı. Ortadoğu’da iki devletli çözüm temelinde barışın sağlanması için müzakerelerin sürdürülmesi gerektiğinin vurgulandığı bildirgede, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması kararının yok hükmünde olduğu ve ABD’nin Filistin’deki arabuluculuk rolünü bitirdiği ifade edildi. Bildirgede, ayrıca, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Kudüs konusunda harekete geçmemesi halinde, İİT üyelerinin, Trump’ın kararını BM Genel Kurulu’na götürmeye hazır olduğu kaydedildi.
Zirveye 16 lider katıldı
İstanbul’da, dün düzenlenen İİT Zirvesi’ne zayıf bir katılım sağlanırken, yalnızca 16 İslam ülkesi liderleri zirveye katıldı. Diğer üye ülkeler ise temsilci seviyesinde katılım gösterdi. Zirvenin sonuç bildirgesinde, İİT ülkelerinin, yasadışı olarak nitelediği Trump’ın Kudüs’e ilişkin kararını tanımadıklarını ve konuyu BM Genel Kurulu’na sunmaya hazır olduklarını bildirdi.
Bildirgede, İİT üyesi ülkeler, Doğu Kudüs’ü Filistin Devleti’nin başkenti olarak ilan etti ve bütün devletleri Filistin Devleti’ni ve Doğu Kudüs’ü onun işgal altındaki başkenti olduğunu tanımaya davet etti. BM Güvenlik Konseyi’ne de derhal sorumluluklarını üstlenmesi, Kudüs’ün yasal statüsünü teyit etmesi, Filistin topraklarındaki İsrail işgaline son vermesi çağrısı yapıldı.
“Bu tehlikeli beyan hükümsüz”
“Kapsamlı ve adil bir barışın ancak işgalin sona erdirilmesi ve Kudüs-ü Şerif üzerinde ebedi başkenti olarak tam egemenliğe sahip bulunan bir Filistin Devleti’nin kurulması ile sağlanabileceği” ifade edilen bildiride, şunlar kaydedildi:
“Kudüs-ü Şerif’in yasal statüsünü değiştirmeyi amaçlayan bu tehlikeli beyanın hükümsüz ve meşruiyetten uzak olduğunu; uluslararası hukukun ve özellikle de Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin ve uluslararası meşruiyeti bulunan tüm ilgili kararların, bilhassa da BM Güvenlik Konseyi’nin 478 (1980) ve 2334 (2016) sayılı kararlarının, barış sürecinin Kudüs-ü Şerif’i nihai statü konusu olarak tespit eden temellerinin ciddi bir ihlalini teşkil ettiğini, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu bağlamda imzalamış olduğu anlaşmalar ve verdiği taahhütlerin bu beyanın hemen geri çekilmesini gerektirdiğini değerlendiriyoruz.”
“Kudüs kırmızı çizgimiz”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İİT Zirvesi sonrası, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve İİT Genel Sekreteri Yusuf Bin Ahmet el-Useymin ile düzenlediği ortak basın açıklamasında, “Kudüs Filistin’in Başkentidir ve hep öyle kalacaktır. Bugün düzenlenen tarihi zirveyle tüm dünyaya ve karar sahiplerine Kudüs’ün yalnız olmadığını gösterdiğimize inanıyoruz. ABD’nin Filistin-İsrail barış görüşmelerinde arabuluculuk rolü oynaması artık mümkün değildir. Bu süreç bitmiştir. Trump’ın aldığı kararın bizim açımızdan hiçbir kıymeti yoktur” dedi. Trump’ın kararının uluslararası kanunlara aykırı olduğunu ve Kudüs’ün kendileri için kırmızı çizgi olduğunu belirten Erdoğan, uluslararası kanunlara ve hukuka saygı duyan bütün ülkelere Kudüs’ü Filistin’in Başkenti olarak tanıma çağrısı yaptı.
“ABD’nin artık arabulucuk rolü oynayamayacak”
Basın toplantısında söz alan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistinli liderlerin Trump’ın kararının iptal edilmesi için BMGK’ya başvuracağını ifade ederek, ABD’nin artık arabulucuk rolü oynayamayacağını ve Washington ile Tel Aviv’e verilmiş sözlerin geçerliliğini yitirdiğini dile getirdi.
Abbas, açıklamasında, “BM Bildirgesi’nin 3. Maddesinin 27. Bendi, bize ABD’nin oy kullanamayacağı bir tasarıyı BMGK’ya sunma hakkı veriyor. Bizler, Arap ve Müslümanlar olarak, en asgari arabuluculuk şartlarını yerine getirmeyen ve İsrail’in yanında duran bir arabuluculuğu kabul etmeyeceğiz” diyerek, ABD’nin Filistin-İsrail arasındaki barış görüşmelerinde bundan sonra arabuluculuk rolü oynamasını kabul etmeyeceklerini bildirdi.
“Trump’ın Kudüs kararının tek taraflı”
İİT Zirvesindeki konuşmasında ise Trump’ın Kudüs kararının tek taraflı bir karar olduğuna değinen Abbas, “Dünya ülkelerinin büyük çoğunluğu, Kanada, İngiltere ve Avustralya dahil bu defa ABD’nin yanında yer almadı. Hakkı teslim bağlamında İngiltere şu an, Balfour Deklarasyonu’nun tam tersine bir kararı almış olduğunu görüyoruz” dedi.
İngiltere’nin ortağı ABD’nin de tüm anlaşma ve eylemleri adım adım takip ettiğini dile getiren Abbas, Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde de bu sözün gerçekleşmesi için her türlü desteği verdiğini ve bunun üzerinden 100 yıl geçtiğini vurguladı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’e kendi eyaletlerinden birini verirmiş gibi ve dünyadaki tek karar verici kendisiymiş gibi davranarak, hediye olarak vermek istediğini belirten Abbas, ancak tarihte ilk defa doğudan batıya, Japonya’dan Kanada’ya bütün dünya ülkelerinin ve hatta ABD’nin yanında yer almaya alışılmış ülkelerin bile ABD’nin yanında yer almadığını vurguladı.
Önce İngiltere, sonra da ABD’nin İsrail’e Filistin toprakları üzerinden tasarrufta bulunduklarının altını çizen Abbas, ancak ne olursa olsun bütün dünya örgütlerinin ve halklarının bu karara karşı tek vücut duruşunun, söz konusu kararın başarıya ulaşamayacağını gösterdiğini ifade etti.
Halihazırda büyük bir sıkıntı yaşadıklarına dikkati çeken Abbas, Müslümanlar, Hristiyanlar ve bütün dünyanın özgürleri olarak zafer elde edeceklerini vurguladı.
Abbas, bütün Müslümanları, dünyadaki tüm halkları, Hristiyan toplumu da arkalarına alarak Kudüs’ün işgaline karşı durmak için, Kudüs’ün kimliğinin değiştirilmesine karşı yapılan bu adıma karşı güçlü bir duruş sergilemek için bir arada olduklarına işaret ederek, “Bütün gücümüzle artık işgal altındaki Filistin’in devlet olarak tanınması için çalışmalıyız” dedi.
ABD’nin son olarak uluslararası hukuku hiçe sayarak bütün insanlığın vicdanını zedeleyecek bir karar aldığını belirten Abbas, Kudüs’ün eskiden olduğu gibi ve gelecekte de olacağı gibi Filistin devletinin başkenti olacağını dile getirdi.
Kudüs olmadan barış olmaz
Kudüs olmadan barış ve istikrardan söz etmenin mümkün olmayacağını anlatan Abbas, Türkiye ve Türk halkına verdikleri destek için teşekkürlerini sundu.
Zirveyi, bu tehlikeye karşı çok net ve sağlam kararlarla tamamlamaları gerektiğini ifade eden Abbas, bunu hem Müslüman hem de Hristiyanların kutsal mekanını korumak adına ve işgal altındaki Filistin’in devlet olarak ortaya çıkması için yapmak gerektiğini söyledi. Abbas, Lübnan ve diğer işgal altındaki Arap topraklarının da kendilerinin haklı talebi içinde yer aldığını hatırlattı.
“Mücadelemizde geri adım atmayacağız”
İsrail’in işgal ve sömürge uygulamalarının devam ettiğine vurgu yapan Abbas, “Bizler Filistin devletimizin başkenti olan Kudüs’ü savunmayı sürdüreceğiz ve gerçek anlamda özgürlük ve bağımsızlığımızı elde edinceye kadar bu mücadelemizde geri adım atmayacağız” şeklinde konuştu.
Trump’ın Kudüs kararının, uluslararası hukukun, anlaşmaların ve özellikle de BM kararlarının açık ihlali olduğuna dikkati çeken Abbas, BM kararına göre ABD de dahil hiçbir ülkenin büyükelçiliğini Kudüs’e yerleştirmesinin mümkün olmadığını hatırlattı ve sivil toplum örgütleri ile bütün halkları Filistin davasında dayanışma göstermeye davet etti.
ABD tarafından tek taraflı alınmış bu kararın geçersiz ve gayri meşru olduğunun altını çizen Abbas, yapılanın uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu söyledi. Abbas, “Böylelikle ABD artık barış sürecinde ara bulucu olma vasfını yitirmiştir ve asla ilerde siyasi barış sürecinde ABD’nin de yer almasına müsaade etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
Filistin Devlet Başkanı Abbas, Kudüs’ün Filistin devletinin ebedi başkenti olarak kalacağını ve olmaması halinde barış ve istikrarın gelmeyeceğini belirterek, yanlış olan bu tek taraflı adımın aynı zamanda radikal ve aşırı olmayan grupları tetikleyeceğini ve meseleyi siyasi çekişmeden dini çekişme ve çatışmaya dönüştürme tehlikesine sahip olduğunu kaydetti.
“İsrail’i kim koruyor?”
Abbas, “İsrail’i kim koruyor?” sorusunu yönelterek, “Uluslararası hukuka karşı pervasızca tavırlarına rağmen onu (İsrail’i) şımartan, koruyan kim? Burada soruyorum, dünya ülkeleri nasıl oluyor da bu adıma kayıtsız kalabiliyorlar? Nasıl oluyor da ABD İsrail’in başkentini Kudüs olarak tanıyabiliyor? Uluslararası anlaşmaları dalga geçer gibi hiçe saymaları kabul edilebilir bir durum değil” değerlendirmesinde bulundu.
Bir devletin uluslararası anlamda tanınabilmesi için üç faktörün bulunması gerektiğini belirten Abbas, “Biri yönetim, diğeri halk, diğeri de sınır. İsrail’in yönetimi var. Halkı var. Ancak, sınırları yok. Sınırları olmayan bir devlet nasıl devlet olarak tanınabilir ki? Bana sınırlarını göstersin İsrail’e buradan meydan okuyorum. Sınırları olmayan bir ülke uluslararası hukuk bağlamında tanınamaz” şeklinde konuştu.
“Kudüs’ün Hristiyanlar için de önemli bir dini merkez”
Abbas, “Kudüs kırmızı çizgimizdir” diyerek, Kudüs’ün Müslümanların ilk kıblesi olduğu gibi Hristiyanlar için de önemli bir dini merkez olduğuna işaret etti.
“Biz Kudüs’ün sadece taş ve topraklardan ibaret olmasını istemiyoruz.” diyen Abbas, “Biz Kudüs’ün yaşayan bir durum olarak desteklenmesini istiyoruz. Kudüs’ün ziyaret edilmesi önemli. Cezaevindeki bir mahkumu ziyaret etmek, oradaki gardiyanı ziyaret etmek anlamına gelmiyor. Arada derin bir fark var. Bu ayrımı yaparak, Kudüs ziyaretine önem vermemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Abbas, ABD’nin uluslararası meşruiyete aykırı kararı aleyhinde zirvede bağlayıcı kararlar alınması çağrısında bulunarak, şunları söyledi; “İslam İşbirliği Teşkilatı, Kudüs bağlamında ilişkilerini belirlemesi gerekiyor. Bazı kesimler şantaja ya da baskıya maruz kalabilir. 676 sayılı BM kararına göre Kudüs’te büyükelçilik olamaz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) baktığımızda bazen bir şekilde bazen de diğer şekilde davranıyor. (Müslüman ülkelerce) ekonomik ve siyasi kararlar alınması gerekiyor.”
“Biz onlara bir bedel ödetebiliriz”
Avrupa’nın Yahudi yerleşim yerlerinde üretilen ürünlerin satılmasına yasak koyduğu ya da üzerine işaret koyduğunu anımsatan Abbas, “Bu tür uygulamalar hayata geçirilebilir. Bizler bir kaç ay öncesinde İsrail ile birlikte güvenlik koordinasyonunu durdurduk. Evet zor bu kararları almak, ama her şeyin bir bedeli vardır. Biz onlara bir bedel ödetebiliriz” dedi.
“Uluslararası ülkelerin, İsrail devletini tanımalarını geri çekmelerini çağrısında bulunuyorum” diyen Abbas, “İsrail, hiçbir uluslararası karara uymuş değil. İsrail, BM 164 sayılı karar ve diğer kararlarını uygulama taahhüdünde bulunması rağmen bunu uygulamadı. Hepimizle dalga geçti” ifadelerini kullandı.
Abbas, Filistin’in barışa sarılmaya devam edeceğini vurgulayarak, “ABD artık arabuluculuk konusunda vasfını yitirmiştir. Biz uluslararası bir mekanizma istiyoruz arabuluculuk konusunda” dedi.
“Mescid-i Aksa’ya ciddi bir tehdit oluşturuyorlar”
Bütün ülkeleri diplomatik temsilciliklerini Kudüs’e taşımamaları konusunda uyaran Abbas, şu ifadeleri kullandı; “İsrailliler, Kudüs’ün kimliğini bozmaya devam ediyorlar. Kazı çalışmaları, yerleşim birimleri inşası ve Mescid-i Aksa’ya saldırıları ile ciddi bir tehdit oluşturuyorlar. Uluslararası kuruluşların bu konuda inisiyatif alması gerekiyor. İki devletli bir çözümün hayata geçirilmesinin zamanı gelmiştir.”
Abbas, BM nezdinde gözlemci statüsüne ulaştıktan sonra 500’den fazla uluslararası teşkilata üye olma hakkına sahip olduklarını belirterek, “Bizim içimizden de niteliği ve durumu ne olursa olsun yasa dışı davranışı olan kim varsa takipçisi olacağız” ifadesini kullandı.
“İsrail ile Oslo Anlaşması’ndan bu yana yapılan bütün anlaşmaları artık kabul etmiyoruz.” diyen Abbas, “Başımız hep gökyüzüne karşı dik kaldı. Bizler imanımızla, mücadelemizle ve zafere olan inancımızla durmadık ve durmayacağız” değerlendirmesinde bulundu.
İslami vakıf çağrısı
Abbas, konuşmasında, ayrıca, Filistin halkı ve Filistin’deki mukaddesatlara yardım için uluslararası İslami vakıflar kurulmasını talep etti.
Başta Suudi Arabistan olmak üzere bütün Arap ve İslam ülkelerini savunan Abbas, Suudi Arabistan Kralı Selman Bin Abdulaziz’in kendisine, “Başkenti Kudüs olan bir Filistin devleti kurulmadan çözüm olamaz” dediğini sözlerine ekledi.
Tek çözüm iki devlet
Zirvede bir konuşma yapan Ürdün Kralı II. Abdullah, Müslüman aleminin büyük zorluklarla ve Kudüs’le ilgili bir tehditle karşı karşıya olduğunu dile getirdi. İsrail-Filistin meselesinde bölgenin tek bir seçeneğinin çözüm bulmak ve barışa kavuşmak olduğuna işaret ederek, bunu yaparken de iki devletli çözüme gitmek gerektiğini vurguladı.
Uluslararası kararların dikkate alınması gerektiğini aktaran Abdullah, “Filistin Devleti kurulurken de Filistin topraklarında kurulmalı, Kudüs de başkenti olmalıdır. Tarihten beri gelen ihtilafın halledilmesinde Kudüs boyutu elzemdir” dedi.
“Mukaddes toprakları korumak bizim görevimizdir”
Abdullah, katılımcılara şöyle seslendi; “ABD’nin almış olduğu kararın gerçekten çok tehlikeli olduğunu söyleyebiliriz. Bunun akabinde hem barışı hem istikrarı etkileyeceğinden eminiz. Özellikle Kudüs’le ilgili alınan bu kararlar, çok tehlikeli ve özellikle Filistin halkının hürriyetini etkiliyor. Filistin halkını hakkı olan, Doğu Kudüs’ün başkenti olan bağımsız bir devlet kurma konusunda bir araya gelip, desteklememiz lazım. Kudus’ün Arap Müslüman ve Hristiyan kimliğini değiştirmeye çalışmanın, terörizmi, ekstremizmi destekleyeceğinden eminiz. Çünkü Kudüs her üç dinin bir araya geldiği bir şehirdir. Bunu desteklemeyi bir görev olarak algılıyoruz. Bu tarihi, kanuni durumu değiştirmeye çalışan herkese karşı duracağımızdan emin olabilirsiniz. Bu konuda Ürdün’e yardımcı olacağınızdan eminiz. El ele çalışmamız gerekiyor. Mukaddes toprakları korumak bizim görevimizdir.”
“İslam dünyasına yönelik tehditler artıyor”
Filistin halkının yanında olmak gerektiğinin altını çizen Abdullah, Ürdün’de düzenlenen Arap Zirvesi’nde durumun ne kadar tehlikeli olduğunun belirtildiğini aktararak, “İslam ve Arap dünyasına yönelik bu tehditler, gün geçtikçe artıyor. Bu nedenle bütün farklılıklarımızı arkamızda bırakıp bir arada olmalı ve Kudüs’ü savunmalıyız ki Kudüs halkı barış içinde ve sağlıkla yaşayabilsin” dedi.
“Ortak hareket çağrısı”
İİT Genel Sekreteri Yusuf Bin Ahmet el-Usemin açılış konuşmasında, İİT’nin Trump’ın kararını reddettiğini ve tüm dünyaya Filistin devletini tanıma çağrısı yaptı.
İslam ve Arap ülkelerini, Trump’ın kararına karşı ortak hareket etmeye çağıran el-Useymin, üye ülkelere Kudüs’e desteklerini iki katına çıkarma çağrısı yaptı. Uluslararası topluma, belirli bir zaman çizelgesi kapsamında yürütülecek Filistin barış sürecine katılım sağlamaya davetinde bulundu.
“İki devletli çözüme karşı açık bir tehdit”
Mısır Dışişleri Bakanı Samih el-Şukri, konuşmasında, Kudüs’ün statüsüne el uzatmanın iki devletli çözüm çalışmalarına açık tehdit arz ettiğini ve vahim sonuçlara açık bir mücadeleye kapı araladığını ifade etti.
Şükri, Zirve’de yaptığı konuşmada, şunları söyledi; “İki devletli çözüm, Filistinlilerin Başkenti Doğu Kudüs olan 1967 sınırlarında bir devlet kurma hakkı olduğunu tanımaktır. Kudüs’ün bu statüsüne el uzatmak, iki devletli çözüme karşı açık bir tehdit anlamı taşıyacak ve vahim sonuçlara gebe bir çatışmaya kapı aralayacaktır. Filistin ve İsrail arasında, iki devletli çözüm dışında kapsamlı bir çözüme ulaşmak mümkün değildir.”
Avn: BMGK acil toplantı çağrısı
Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Trump’ın kararının iptali için İİT adına, BMGK ve BM Genel Kurulu’na acil başvuru yapılması gerektiğini ifade ettiği zirvedeki konuşmasında, ABD’nin kararı iptal etmesi gerektiğini ve Filistin devletini tanıyan devlet sayısının artırılması için diplomatik bir hamle başlatılması gerektiğini dile getirdi.
Ruhani: Kararın iptal edilmesi için her yol denenmeli
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise zirvede yaptığı konuşmasında, Trump’ın kararının uygulanmasını engellemek için mümkün olan her yolun denenmesi gerektiğini söyleyerek, “Filistin halkının, Trump’ın kararından sonra başlattığı intifada, Filistinlilerin haklarını korumaya devam edeceklerini ispatlamıştır” dedi.
Ruhani, konuşmasında, ayrıca, İran’ın Kudüs’ün korunması için İİT ile hiçbir şart ileri sürmeksizin ortak çalışmaya hazır olduğunu sözlerine ekledi.