İngiltere ve ‘İhvan’ sendromu

İngiltere hükümeti, Bahreyn’deki el-Eşter Tugayları ile el-Muhtar Tugayları’nı ve Mısır’daki Müslüman Kardeşlere bağlı Hasm Cemaati ve Devrim Tugayları’nı terör örgütleri listesine ekledikten sonra İngiltere’nin çıkarlarına zarar veren ve Buckingham Sarayı karşısında İngiltere’yi zorda bırakan terör

İngiltere hükümeti, Bahreyn’deki el-Eşter Tugayları ile el-Muhtar Tugayları’nı ve Mısır’daki Müslüman Kardeşlere bağlı Hasm Cemaati ve Devrim Tugayları’nı terör örgütleri listesine ekledikten sonra İngiltere’nin çıkarlarına zarar veren ve Buckingham Sarayı karşısında İngiltere’yi zorda bırakan terör gruplarına karşı İngiltere’nin çatışmasına mı şahit olacağız? Yoksa İngiltere Dışişleri Bakanlığı, parlamentonun kararını terör örgütüne karşı güçlü bir mesaj olarak nitelendirmesine rağmen bu, hassas dengelerin geçici bir şekilde vurgulanmasından mı ibaret olacak?

İngiltere’nin Müslüman Kardeşler’le olan tarihi, örgüte karşı politikasında büyük bir değişiklik olacağı izlenimi vermiyor. Desteklediği terör gruplarının ateşiyle kuşatılmasına rağmen İngiltere, bu dikeni sadece istediği kimselere karşı kullanmaya devam edecek.  Fakat bazı İngiliz politikacılar, barındırma, koruma ve dost ülkelerin uyarılarını göz ardı etme gibi örgütle işbirliği yapmanın neden olduğu zararı görmezden gelmeye devam ediyor. Hatta İnterpol’ün İngiltere topraklarının barındırdığı örgüt unsurlarını takip etme isteklerini göz ardı ediyor. Bu, örgütün genişlemesi dışında hiç kimseye hizmet etmez.

John Coleman’ın itiraf ettiği gibi Müslüman Kardeşler Örgütü, bir İngiliz ürünüdür. John Coleman, eski bir subay ve İngiliz İstihbarat servisi MI6’nın vekilidir. MI6, servisteki T. E. Lawrence, Bertrand Russel ve St. John Philby gibi subayların desteğiyle Ortadoğu’yu geride bırakmak ve kontrol altında tutmak için gizli bir mason örgütü olarak Müslüman Kardeşler Cemaati’ni kurmak için araştırmalar yaptı.

İngiltere’nin Libya Eski Büyükelçisi Peter Millett, İngiltere’nin stratejisinin Libya’nın istikrarı olduğunu belirterek ülkesinin İhvan’la ilişkisini yalanladı. Ancak gerçekler, büyükelçiliğin Libya’yla ilgili faaliyetlerini doğruluyor.

Tarih, İngiltere’nin Hasan el-Benna örgütüyle bağını hatırlıyor. Hasan el-Benna, Mısır’da 500 cüneyhe ulaşan İngiliz finansıyla İsmailiyye’de Mart 1928’de örgütü kurdu. Örgüt ile İngiliz istihbaratı arasındaki gizli ilişki ortaya çıktıktan sonra doğan bir şahsın bunu inkâr etmesi mümkün değildir. O zamanlar cüneyh, 7,5 gram altına denk geliyordu. Bu da söz konusu miktarın yaklaşık iki milyon cüneyhe eşit olduğunu gösteriyor. Hasan el-Benna’nın itirafıyla bu da, İngiltere’nin örgütün kuruluşuna katıldığı ve örgütü desteklediği anlamına geliyor.

İhvan örgütünün kurucusu Hasan el-Benna ile Kahire’deki İngiliz büyükelçi arasındaki ilişkiler gizli değildir. Hasan el-Benna’nın İngiliz büyükelçiden para aldığı biliniyor. Nitekim Mark Curtis’in “Gizli İlişkiler” adlı kitabındaki belgeler bunu gün yüzüne çıkardı. Zira Mark Curtis, geçen yüzyılın ilk yarısından beri İngilizlerle İhvan örgütü arasında güçlü bağlantıların olduğuna işaret etti.

İngiltere, Arap milliyetçiliği şeklinde ortaya çıkan milliyetçi harekete karşı koymak, Ortadoğu’daki parçalanmışlığı muhafaza etmek ve ortak bir Arap yapısı inşa etmek amacıyla Arapların birbirine yaklaşmasını engellemek için örgütü destekliyordu. İhvan örgütü, herhangi bir Arap yakınlaşmasını yok etmeye çalışarak Arap milliyetçiliğine düşman olmak için İngiliz politikasına göre hareket etti. Hatta İhvan, milliyetçi Arap hareketine yönelik çağrıları, “Müslümanlar tek bir ümmettir” şiarını benimsediğini iddia eden örgütün yapısına bir tehdit olarak addetti. Hasan el-Benna örgütünün “Müslümanların Kardeşleri” değil de “Müslüman Kardeşler” adını taşıdığını biliyoruz. Bu iki anlam arasında fark var. Bu da hususilik fikrinin Hasan el-Benna cemaatine egemen olduğunu gösteriyor. Cemaatin iddiasına göre sadece onlar Müslüman’dır ve kardeşlik, bütün Müslümanları değil de sadece örgütün bireylerini kapsamaktadır. Böyle olmasa örgüt, “Müslüman Kardeşler” yerine “Müslümanların Kardeşleri” şeklinde isimlendirilirdi.

İhvan örgütü, gizli oluşum, gizli rehber ve sırlar deposundan sınır ötesinde bir ahtapota dönüştü. Zira örgütün tek bir rehberi var ve geri kalan ülkelerdekiler ise gözlemcilerdir. Bu da rehbere milli coğrafyanın ve devletlerin sınırlarını aşan bir bağlılığın olduğunu gösteriyor. Bu durum, ulusal bağlılığa bir halel teşkil ediyor, hatta ulusal bağlılıkla çakışıyor. İhvan, devlet içinde devlet olan uluslararası örgütün çıkarların kesiştiği bir ağa dönüştü.

1940’lardan beri İngiliz hükümetlerinin ilişkisi, İhvan örgütünün liderlerine destek, siyasi sığınma ve koruma sağlıyordu. Örgütün İngiltere’de on milyarlarca yatırımlarının olduğundan bahsedildiği bir ortamda İngiltere, İnterpol’e bile örgüt unsurlarını hukuki olarak takip etmesine müsaade etmedi.

İhvan örgütü konusunda İngiliz hükümetlerindeki bazı şahsiyetler pragmatik politikalar yürütüyor. Bu pragmatik politikalar, İngiliz yetkililerin örgütle doğrudan bağlantılı cemiyetleri terör listesine alma kararının söz konusu örgütle bağlantıyı koparma yönünde ciddi bir başlangıç olduğunu söylemeyi zorlaştırıyor. Bu da metroda ve sokaklarda İngiliz ve diğer kurbanların meydana gelmesi konusunda birçok sürprizlerin ve icraatların önünü açıyor.