İngiltere’nin Yemen Elçisi: Batı, Yemen savaşının sebebini unuttu

Riyad: Abdel Hadi Habtoor Yeni İngiltere Yemen Büyükelçisi Michael Aron, ‘Batı kamuoyunun insani krizin kötüye gitmesinden ötürü savaşın başlangıcını unuttuğuna’ inanıyor ve şöyle diyor: “Evet, hafifletmek için elimizden geleni yaptığımız bir insani kriz söz konusu. Ancak savaşın başlangıcı küçük bi

İngiltere’nin Yemen Elçisi: Batı, Yemen savaşının sebebini unuttu

Riyad: Abdel Hadi Habtoor

Yeni İngiltere Yemen Büyükelçisi Michael Aron, ‘Batı kamuoyunun insani krizin kötüye gitmesinden ötürü savaşın başlangıcını unuttuğuna’ inanıyor ve şöyle diyor: “Evet, hafifletmek için elimizden geleni yaptığımız bir insani kriz söz konusu. Ancak savaşın başlangıcı küçük bir Yemenli grubun darbesinden sonraydı.” Husi milislere atıfta bulunarak devam ettiği konuşmasında Yemen’de İran’ın rolüne ihtiyaç olmadığı ve Yemenlilerin bunu istemediği vurgusunu da yaptı.

Uzun röportajın başlamasından önce Aron, ‘Şarku’l Avsat’ın Riyad’da röportaj yaptığı kendisinin iki yıldır ülkesinin üçüncü elçisi olarak görev başında olduğunu hatırlattı. Ardından gülümsedi ve bir sonraki röportajın Sana’da olmasını temenni etti.

Önceki tüm çabalara karşılık BM’nin Özel Yemen Elçisi Martin Griffith’in başlattığı çabaların bu yıl Yemen krizini çözmek için ‘elle tutulur sonuçlar’ getireceğini düşünüyor.

Yemen dosyası ile alakalı diğer sorulara ve en gözde oyunculara dair soruları da yanıtladı.

Röportajın tam metni;

-Bugün 21 Mart, yani Yemen Cumhurbaşkanı’nın meşruiyetini korumak için kararlılık rüzgârını başlattığı gün. Genel durumu nasıl görüyorsunuz?

Savaşın üç yıldır devam ediyor oluşundan ötürü elbette ki çok üzgünüm. Batı’nın savaşın sebebini unuttuğu söylenebilir. İnsanların çoğu sadece kötü insani koşulları görüyor ve biz de insani durumun gerçekten kötü olduğunu düşünüyor ve Yemen halkına yardım etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Ancak savaşı küçük bir Yemenli grubun darbesi başlattı. Suudi Arabistan’ın çabaları ise Yemen’in meşru hükümetinin yanında olmaya yönelikti. Biz de bunu destekledik. Şimdi hepimiz yani Arap İşbirliği, biz ve Yemen Hükümeti bir çözüm istiyoruz ve Husilerin de aynısını istediğine inanıyoruz.

Ben yeni BM Elçisi Martin Griffith ile görüşüp onun arabuluculuk konusundaki düşünceleri ve tecrübelerine karşı şaşkınlık yaşadıktan sonra özellikle iyimserim. Bu hafta Sana’ya giderek Emirlik, Aden ve Mukelle’yi ziyaret edecek. Tüm tarafları dinleyecek ve ardından 17 Nisan’daki BM Güvenlik Konseyi toplantısına katılmak üzere New York’a gidip orada BM Genel Sekreteri ve Güvenlik Konseyi üyeleri ile görüşecek. Ümit edelim ki sorun ve çözüm için başlangıç düşünceleri hakkında bir tasavvuru olsun. Aynı şekilde Yemen Dışişleri Bakanı, Başkan ve birkaç Suudi yetkili ile de görüştüm. Herkes barış ve 2216 no’lu kararın ve başarılı olduktan sonra darbenin azizliğine uğrayan ulusal diyalog sonuçlarının yürürlüğe konmasını istiyor. Yemen’in geleceği için söz konusu diyalog ciddi anlamda önemlidir. Bunun için ben bu sene bir değişim ve sorunun çözümü için ilerleme senesi olduğuna inanıyorum.

-BM Özel Elçisi ile görüştükten sonra sizi iyimser kılan nedir?

Veliaht Prens Muhammed b. Selman’ın İngiltere’ye ziyareti ve Yemen’deki savaş hakkında konuşmasında son derece açık olarak gördüm ki Suudi Arabistan sorunun çözüme kavuşmasını istiyor ve bana göre Suudi Arabistan’ın rolü gerçekten çok önemli. Arabistan çözüm ve siyasi süreç için destek veriyor ancak komşu bir devletten gelecek balistik füzelerin tehdidi altında yaşamayı kabul etmesi mümkün değil. Bu imkânsız. Aynı şekilde Yemen ile olan sınırlarında güvenlik istiyorlar ve İran’ın Yemen’e herhangi bir müdahalesini reddediyorlar. Bu endişelerinde de son derece haklılar. Bu konuda işbirliğine varmak oldukça mühim.

-Fakat izin verin size Kuveyt müzakerelerinde meşru hükümetin BM barış planını imzaladığını ve büyük bir imtiyaz sunduğunu hatırlatayım. İmzalamayı reddeden Husi milisler. Milisleri yeni bir anlaşmayı onaylamaya razı etmenin garantisi var mı?

Bu yeni elçinin işi ancak ben inanıyorum ki bu üç senelik savaş Husiler açısından da zordu. Bölgede onların kontrolü altından olan Yemen halkı bu savaşın devam etmesini istemiyor. Bu yüzden bence özel elçinin çabaları ve uluslararası toplumun desteğiyle sorunun bu sene çözüme kavuşması mümkündür.

-Son aylarda İngiltere’nin büyük çabalarını izledik. Dışişleri Bakanı Johnson’un bölge ziyaretleri, daha sonra BM’nin Özel İngiliz Elçisi ataması, Suudi Veliaht Prens’in İngiltere’yi ziyaret etmesi… Yemen meselesini çözmek için İngiltere’nin bir planı var mı?

Öncelikle Yemen meselesi, İngiltere hükümetince büyük bir önceliğe sahip. Dışişleri Bakanı, Uluslararası Kalkınma Bakanı ve hatta Başbakan bununla ilgileniyorlar. Bununla birlikte İngiltere’nin özel bir planı yok. Biz BM’nin ve özellikle de özel elçinin çabalarına destek veriyoruz. O İngiltereli olmakla beraber bağımsız bir görevli ve arabululuculuktaki teknik uzmanlığına bakarak atandı. Biz, tüm Güvenlik Konseyi ülkeleri ve Arap İşbirliği Konseyi gibi onun çabalarını destekliyoruz. Ben iyimserim ve inanıyorum ki önümüzdeki aylarda bunlar lafta kalmayarak hayata geçirilecek.

-BM’nin önceki iki elçisi bizzat büyük devletlerden, Güvenlik Konseyi’nden, Arap İşbirliği’nden ve meşru hükümetten destek görüyorlardı ancak Husilerin baskısı ile karşılaştılar. Soru şu: Krizin hızlı bir çözümü için taraflardan istenen nedir?

Bence ilk olarak bir güven inşasına ihtiyacımız var. Taraflar arasında bir güvenin olmadığı aşikâr. Mahkûmların değişimi, maaşların ödenmesi ve diğer adımlar buna örnek. Özel elçinin çabaları ile birlikte müzakerelerin yeni bir süreçte tekrarlandığını ve ilerlediğini görebiliriz. Kuveyt’te olması da şart değil. Kötü olmayan bir plan vardı ancak reddedildi. Bu yüzden tüm tarafların elçisinin sorunu, Kuveyt müzakerelerinin sonucunu ve tarafların ne istediğini anlaması gerekir.

-Konuşmanızın başında dünyanın savaşın sebebini unuttuğunu söylediniz. Ancak bazıları İngiltere de dâhil olmak üzere büyük devletleri bir anlaşmaya varmak için milislere yeteri kadar baskı uygulamamakla suçluyor?

Bence arabuluculuk bu toprakların gerçeğinden başlıyor ve Yemen’in geleceğini ve emniyet, huzur ve gelişim içinde nasıl yaşayacağını düşünmekten geçiyor. Büyük devletler, Güvenlik Konseyi ve Arap İşbirliği ülkelerinin tümünün bunda bir payı var. Baskı, havuç ve sopa yöntemi ile yapılır. Sopayı kullandık. Şimdi de havuca yoğunlaşabiliriz. Bu topraklardaki gerçekliği en iyi şekilde değiştirmek istiyorsak katalizörlere yoğunlaşmamız gerekir ve bu da özel elçinin işidir. Elçiye karşı beklentilerin yüksek olmasını istemem. Neticede BM görevlisi ve sıradan bir insan. Yani bir sihir yapması beklenemez. Ancak büyük bir çalışma ve herkesin desteğiyle inanıyorum ki Sana’daki Husiler mevcut durumun Yemen halkının ve kendilerinin yararına olmadığını anlayacaklar. Onlar politikacı değiller. Aksine mezhepçi bir kabile topluluğu. Bunun için Sana’ya hükmetmeleri normal değil. Önemli olan Yemen’in geleceğinin tüm Yemenlilerin olduğunu vurgulamaktır.

-Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in öldürülmesi ve binden fazla liderin konferansta milisler eliyle öldürüldüğünü izlediniz. Bu tür olayları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Salih ve Husiler arasındaki işbirliğinin başından beri garip olduğunu düşünüyorum. Sonu da Salih için kötü oldu. Bu beklenmedik bir olaydı. Bunun için geçen Aralık ayında Sana’da yaşanan hadisenin gelecek adına bir örneklik temsil ettiğini sanmıyorum. Şimdi biz meşru hükümet ve Husiler arasında müzakerelerin gerçekleşmesini talep ediyoruz. Kuveyt’teki anlaşmadan farklı olmayarak net bir anlaşma olması gerekir.

-Salih’in partisi ve Husiler arasındaki ortaklığın bozulmasından sonra Yemenlilerin yüzde 90’ının devleti silah zoruyla darbeye iten küçük bir grupla masaya oturmasının mantıklı olduğunu düşünüyor musunuz?

Hayır, mantıklı değil. Ancak söylediğim gibi diplomatlar ve BM görevlileri olarak bu toprakların gerçekliğine göre adım atmak zorundayız. Yemen halkı ve biz istemesek de bu gerçekleşebilir. Gerçek, ortada. Biz istersek bu gerçeği değiştirebiliriz. Bunun içinde tüm taraflarla iş yapmamız gerekir.

-Milisler ile müzakereyi mi kastediyorsunuz?

Kuveyt’te yapılmıştı.

-Ancak silahlı bir grupla masaya oturmak El-Kaide ve DEAŞ gibi diğer grupları ayaklanmaya teşvik edebilir?

Bu endişeyi anlıyorum. Ben bu meselenin askeri bir çözümü olmadığını düşünüyorum. Bu yüzden sorunun tek çözümü müzakere masasına oturmak. Husiler ülkenin başkentini kontrol altında tutuyorlar. El Kaide veya DEAŞ gibi değiller.

Husi milisler ile El-Kaide ve DEAŞ örgütleri arasında ne fark var? Nitekim onlar da evleri patlatıyorlar, sivilleri öldürüyorlar, çocukları kaçırıyorlar yani El-Kaide ve DEAŞ’ın yaptıklarının aynısını yapıyorlar.

Bence El Kaide ve DEAŞ terör örgütleri Husiler ise Yemenli mezhepçi bir topluluk. Sana’daki durum Musul ve Rakka’daki durumun aynı değil. Husiler ile müzakere mümkün. Elbette ki onlar da taviz vermeli. Devlet içindeki nüfus yoğunlukları ile orantılı olarak gelecekte hükümete ortak olmaları mümkün.

-Husilerin terör örgütleri kapsamına alınmasına dair talepler var. Siz bunu destekliyor musunuz?

Bence bu sorunu çözmez.

-İzninizle konuyu Yemen’deki insani durumda İngiltere’nin rolüne taşıyayım. Şu ana kadar ne tür yardımlar sundunuz?

Oldukça çaba sarf ediyoruz. 2017-18 mali yılında yardımlarımız 205 milyon sterline ulaştı ki bununla mali yardım sağlayan ikinci ülke konumundayız. Ayrıca BM’nin yardımlarını da destekliyoruz. Sana’da BM İnsani İşler temsilcisi olarak Les Grandi’nin atanmasından da memnunuz. Biz yardımları Hudeyde Limanı yoluyla içeriye sokmak için Arap İşbirliği ve komşu ülkeler ile birlikte çalışıyoruz. Ben Husilere yönelik yaptırımların hafifletilmesinin güven inşasında ve iki taraftan birine karşı bir herhangi yaptırım olmaksızın yardımların tüm Yemenlilere ulaştırılmasında bir adım olacağını düşünüyorum.

-Yardımlar herhangi bir ayrım gözetilmeden Yemen’in tüm bölgelerine ulaştırılmıyor mu?

Sorun şu ki savaşı yaşayan Taiz gibi bazı bölgelere yardımların teslim edilmesinde sorun yaşanıyor. Yardımları içeriye sokmak çok zor. Aynı şekilde kolera geçen senenin en büyük meselelerindendi. Bu sorunun bu sene de tekrarlanmasını istemiyoruz. Görevlilerin maaşları ödenmezse insani sorun daha da artacaktır.

-İnsani yardımların ulaşmasının engellenmesinin ve maaşların ödenmemesinin sorumlusu sizce kim?

Şüphe yok ki bunun büyük oranda sorumlusu Husi milislerdir. Onlar merkez bankasının Aden’de olduğunu söylüyorlar ancak büyük gümrük gelirleri onların elinde ve eğitim ve sağlık hizmetleri için değil de kendi savaş masrafları için kullanılıyor. İşte görüyoruz ki tüm çabalar insani krizin halledilmesi için çalışmakla birlikte siyasi bir çözüme kilitleniyor.

-Suudi Arabistan’ın Yemen halkına ve ayrıca Yemen Merkez Bankası’na yardım etmek için yürüttüğü insani süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnanıyoruz ki bu çabalar gerçekten önemli ve bu yardımları memnuniyetle karşılıyoruz.

-Geçtiğimiz haftalarda Aden’de meşru hükümet ve talepleri olan güneyli bileşenler arasında bir gerginlik meydana geldi. İngiltere’nin bu konudaki tutumu ve güney meselesinin çözümü için görüşü nedir?

Bence güney meselesinin çözümü son derece önemli. Ancak ilk olarak Sana’daki meşru hükümet ve Husiler arasındaki temel meselenin siyasi bir şekilde çözülmesine ihtiyacımız var. Ondan sonra Yemenliler arasındaki ulusal diyalogun güneydeki son çözüm için önemli olduğunu düşünüyoruz. Aden’de ve diğer güney bölgelerinde taraflar arasındaki çatışma siyasi çözüm için lazım olan çabalar için sorun oluşturuyor. 2010 ve 2011 yılında Aden’i ziyaret ettim ve yerlilerin ayrılmaya yönelik isteklerini çok işittim. Ancak söylediğim gibi bu iş daha sonra Yemenliler arasında çözülür. Şu an için daha önemli mesele meşru hükümet ve Husiler arasındaki.

Yemenli güçlerin Arap İşbirliği’nin de desteğiyle El-Kaide ve DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı verdiği mücadele hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu çabaların önemli olduğunu düşünüyorum. Yemen’de uzun bir süredir terör sorunu var. Özellikle güneydeki tarafların çabaları çok önemli ve biz bu çabaları memnuniyetle karşılıyoruz.

İran’ın Yemen’deki olumsuz varlığına dair İngiltere’nin düşüncesi nedir?

İran’ın Yemen’de varlık göstermesine ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Yemenlilerle konuştum ve onlar da ülkelerine İran’ın müdahalesini istemiyorlar. Husiler ve İran arasındaki ilişkiler yeni bir gelişme ve Yemenlilerin hiç hoş karşılamadığı bir şey. Bu yüzden İranlılar bölgede ve Yemen’de barış istediklerini söyleyip buna inanıyorlarsa yapmaları gereken çekilmek ve Husilere yönelik askeri yardımları durdurmaktır. Bu sorunun çözümü için önemli bir adımdır.

-Suudi Arabistan Husiler tarafından sivillerin yaşadığı şehirlere yönelik 1995’ten fazla balistik füze saldırısına maruz kaldı. Hepsi de İran füzeleri. İran’ın füze programına yaptırım uygulanmasını destekliyor musunuz?

Ben İran’ın Yemen’deki füzelerini sona erdirmenin ve bu konuda Suudi Arabistan’ı desteklemenin önemli olduğunu düşünüyorum. New York’ta Güvenlik Konseyi’nde Rusya’nın reddettiği bir kararımız vardı. Ancak yine de İngiltere’nin İran’ın füzelerine yönelik tutumu ortada. İran’ın Yemen’e askeri müdahalede bulunmasını kabul etmiyoruz. Yemen’de sorun çıkarmanın İran’ın da yararına olduğunu sanmıyorum. Yemen’de İranlılar için herhangi bir gelecek görmüyoruz.

-Veliaht Prens’in İngiltere’yi ziyareti esnasında Başbakan, İngiltere’nin Suudi Arabistan liderliğinde Arap İşbirliği’ne yönelik yardımlarını sürdüreceğine vurgu yaptı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Suudi Arabistan İngiltere için büyük ve önemli bir müttefik ve ilişkilerimiz de gayet iyi. Veliaht Prens’in ziyaretinin neticesini gördük. Suudi Arabistan zengin, güvenli ve istikrarlı bir ülke. Veliaht Prens’in Yemen sınırlarına ve füze tehditlerine yönelik endişesini anlıyor ve destekliyoruz. Bu anlamda taahhüdümüz net. Krallık ile olan ilişkilerimizin uzun tarihine bakacak olursak bu son derece doğal. Ayrıca Veliaht Prens’in sosyal ve ekonomik reformlarını da destekliyoruz.

-Sizden milislere bir mesaj göndermenizi istesem onlara ne söylersiniz?

Mesajım, önceliğin Yemen halkı olduğudur. Onlar şu an belki çok az bir süre Sana’da kontrolü ellerinde bulunduracaklar. Ancak uzun vadede Yemenli vatandaşlarla bir arada yaşamaları gerekecek. Ve Yemen halkının geri kalanı ile birlikte yaşamak istiyorlarsa onlara düşen bu durumu sona erdirmektir. Savaş haddinden fazla uzadı ve sorunun çözümü tüm taraflar için gerekli. Savaşı bitirmek Husilerin de yararınadır. Ve azınlık olarak devlete hükmetmeleri anormal bir durumdur.